Sadık Yemni « Kayıp Edebiyat

Sadık Yemni’nin özyaşamı ve yazı etkinlikleri

Hayal Tozu Gölgecisi

Sadık Yemni 1951 yılında İstanbul, Kurtuluş’ta(Tatavla), Sopalı Hüsnü sokakta doğdu. İkibuçuk yaşında ailesi İzmir’e taşındı. Böylece 1954 kaldırılan tramvaylara son demlerinde binme şansını elde etti. İlkokulu Sadık Bey troleybüs durağındaki Hakimiyeti Milliye ilkokulu’nda okudu. İlk öğretmeni Muzaffer Öniz bey beş yıllık süreyi ‘Sadık yıldızlar gibi bir parlıyor, bir sönüyor, ama varlığı her an hissedilir durumda’ cümlesiyle özetledi. Üç şeyde marifetli olduğu hemen anlaşılmıştı ayrıca. Yaramazlık, matematik ve edebiyat. Ünlü hamamın yakınındaki Karataş orta okulunu bitirdi. Çocukluğunda annesiyle o hamama çok gitmişliği vardır. Bu çocuk çok bakıyor, artık getirme dediklerinde ayağı ne yazık ki kesilmiştir.

O yıl devlet liselerinin belki de tarihinde tek bir kez sınavlı olacağı tutmaz mı. Neyse 1500 kişi arasından 28.olarak Salah Birsel’in, Samim Kocagöz’ün ve Atilla İlhan’ın da okulu olan Atatürk Lisesine girmeyi başardı. Altı yıl sürecek olan olan lise yılları hem kendi, hem arkadaşları ve de okurları için unutulmaz olacaktı. Bütün bunları Durum 429 kitabında açıkça ortaya sermiştir. Lisede kimyaya merak saldı. Hibeler ve düşeşlerin yardımıyla evinde bir kimya laboratuarı kurdu. Kendisine kısa zamanda nam kazandıran roketlerinin yanı sıra kimya şakalarına da başladı. Kendi kendine tutuşan mendiller, suda yanan taşlarla falan kimya sihirbazı lakabına layık görüldü. Lise sıralarında bu yaşa kadar sürdüreceği birkaç işe birden bulaştı. Muntazam idman yapmak, fizik, kimya, matematik dersi vermek ve alengirli düş kurmak.

1969 yılında 18 yaşındayken Kimya hocasının yokluğunda üç sınıfa kimya dersleri vererek okulun tarihindeki en genç öğretmen olma sıfat ve şerefine erişti. 1972-1975 yılları arasında Alsancak’ta Kıbrıs Şehitleri caddesindeki dairesinde namı şehrin sınırlarını zorlayan olaylar yaşandı. Evin arka odalarından biri olan Kara Oda lakaplı mekân semtin en çok konuşulan yerlerinden biri oldu. Bütün bunlar da inşallah Emanet Apartmanı adlı romanda aynen faş edilecektir. 1975 yılında Ege Üniversitesinde Kimya mühendisliğinde 3. sınıf öğrencisiyken kısa bir hava değişimi için Amsterdam’a gitti. Gidiş o gidiş hâlâ orada.

Amsterdam’da ilk olarak dayısının konfeksiyon atölyesinde çalıştı. Ağır cin kumaş toplarını sırtında üçüncü kata çıkarmak, beş yüz buruşuk yeleği bir saatte ütülemek, polis baskına geldiğinde oturumu olmayan terzilerin arka taraftan iple sarkılarak kaçabilmeleri için adamları oyalamak gibi yeni beceriler edindi. Dayısının Kinker sokağı 27 numaradaki butiğinde kadınlara giysi satarken baştan çıkarılmanın 1001 farklı tekniği isimli bir kitap yazacak kadar ustalaştı. Aynı dükkân 1977’de Alsancak börekçisi olunca daha değişik deneyimlere açıldı. Sabahın ilk müşterileri Türk kumarbazlardı. Bütün gece oyundan sonra böreklerini yiyip, ayranlarını içip yatmağa giderlerdi. Onlarda Türk yeraltı dünyasının özet haberlerini bulmak mümkündü. Sabah on onbir civarında Amsterdam’ın ilk kuşak Türk restoran sahipleri düşer, palavracılık sanatından seçme eserler saatleri yaşanırdı. Adam öldürmüş kabadayılar, jigololar, daha o yıllarda kaşarlanmış işsizler, iş arayan kaçaklar, hırsızlık malı satan bitirimler, o biçimler, örtülü parlakçılar, acemi dolandırıcılar ve daha bin bir çeşit adem dükkâna düşerek günü renklendirirlerdi. Yetmiş sonlarında Amsterdam hâlâ hippi devrini yaşamaktaydı. Ünü yurt dışına taşan The festival of the fools gösterilerini asla kaçırmazdı. O yılların Melkweg’ini, orada iş tutan Türkleri bir öykü ya da romanda canlandırmayı düşünmektedir. Cüneyt Arkın’ın Kara Murat filmlerini oynatan Rex sinemasına da yeri gelince elbette değinecektir.

1978 –1981 yılları arasında Rozengracht ta ki belediyeye ait spor mekânının ünlü siması oldu. Gönüllülük bazında bu yıllar-da yeni başlayanlara antrenörlük yaptı. Sonra daha lüks bir idman yeri olan Splash’e kapılandı. Burada yıllarca yarışmalarda jürilik yaptı. Sadık Yemni 1978 –1980 yıllarında pazarlarda döner satma, mobilya taşımacılığı, temizlik işleriyle iştigal ettikten sonra nihayet bir baltaya sap oldu. Bulduğu iş demir yollarında köprücülüktü. Gene o yıllarda babasının eskiden verdiği iki altın öğütü de dinlemeyerek hem memur oldu, hem de evlendi. 1980 – 1989 yılları arasında demiryollarında çalıştı. Yazları bikinili kızların bolluğu nedeniyle pek keyifli bir iş olan köprücülük sonbahardan itibaren kesintisiz bir kimsesizlik pelerinine bürünmekteydi. Yemni bu kimsesizlik saatlerini okuma, yoğun düşünme ve yazmayla doldurdu. Bu arada iki kez Amsterdam’dan temelli kaçma girişiminde bulunmayı ihmal etmedi. Bu tebdili mekân harekatının ilki Avustralya, Sydney’e icra edildi. Yemni bir seri serüvenin ardından gözü arkada kalarak Amsterdam’a geri döndü. 1984’de Brezilya’nın Rio de Janeiro şehrinde karnavaldan fena halde etkilenerek sürekli kalmak için bir deneme daha yaptı. Neredeyse başarıyordu. Gene olmadı. Kıl payıyla Amsterdam kazandı.

1985’de ilk kez baba olma saadetine erdi. Bunu 1987’de basılan ilk kitabı olan Demirden Gaga (De ijzeren snavel) izledi. Çoğu demiryolu işçilerinin hayatlarını anlatan sekiz öyküyle edebiyat arenasına çıktı. 1986 – 1987 yıllarında İlke dergisinde muhabir olarak çalıştı. Demiryollarında bedava seyahat ettiği için Hollanda’nın en ücra köşelerine yollandı durdu. Bunu 1991’de Köprünün Ruhu(De geest van de brug) adlı ikinci kitabı takip etti. Arkadan diğerleri gelmeye başladı. 1993’de Amsterdam Gülü(De Roos van Amsterdam) adlı kitabıyla eurotürkün göçmenlik tarihindeki ilk dedektifi, Orhan Demir’i yarattı. Bu kitapta umuma sunduğu Görünür ve görünmez Türkler,(zichbaar onzichbaar Turken), Kasıtlı Cahillik (opzettelijke onwetendheid) vb. terimleri hâlâ kullanımdadır. 1994’de aynı kahramanın ikinci romanı çıktı. Amsterdam’ın Şövalyeleri(de Ridders van Amsterdam). O yıllarda çok aşağılanan göçmen edebiyatının ölümünü ilan eden bu iki kitabın ardından Yemni konuları daha alengirli, boğumu, büklümü gani, anlatımı gaddar romanlarını yaratmaya başladı. 1995 yılında AKO uzun listesine giren Muska(De Amulet)bu tür romanların ilkiydi. 1996’da Yemni’nin Türkiye’de basılan ilk kitabı oldu. Onu Öte Yer ve Amsterdam’ın Gülü (1997) takip etti. Hollanda Sağlık Bakanlığının inisiyatifiyle yazdığı on skeç filme çekilip TRT-INT tarafından defalarca yayınlandı. Gene o yıllarda şu anda artık mevcut olmayan Opstap projesi kapsamında 4-6 yaşları arası çocuklar için öyküler yazdı. Bu öyküler Türkçe ve Hollandaca olarak yayımlandılar. Bunu takip eden yıllarda tiyatro oyunları, romanlar, çocuk öyküleri, film senaryoları birbiri ardınca yapılandılar. Yemni’nin Hollanda’da ikisi Şaban Ol, biri Nahit Güvendi tarafından sahneye konmuş Karagöz Hollanda’da, Dördüncü Vardiya, Paradigma adlı üç tiyatro oyunu vardır. 1996-97 yıllarında Türkiye’nin X files’ı denebilecek olan bir dizi için Sır Dosyası senaryoları yazdı. Elinde kullanılmamış 26 öykü bulunduğu için bunları bir gün Türkiye’de dizi ya da film yapma hayalini hâlâ muhafaza etmektedir.

2000 yılında yayımlanan Dördüncü Yıldız (De Vierde Ster) adlı romanı günü izah eden ve geleceği haber veren ilginç bir yapıt olarak değerlendirildi. 2001-2004 yılları arasında lise öğrencilerine fizik ve kimya dersleri vererek eski mesleğini yad etti. Türkçe dersleri de veren Yemni, yakın gelecekte yazın işliği alanında daha da yoğunlaşmayı ummaktadır.

Türkiye’de 2002 yılında cümbüşlü tirildeme makamında Metros, 2003’te Pera adacığında sıkışanların gizemli öyküsü olan Çözücü, 2004’de tasavvufi bilimkurgumuz olan Ölümsüz ve 2005’de Sarp Sapmazlı Yatır adlı romanları (Alfa-Everest yayınları) yayımlandı. 2005 şubatında Türkiye’de ilk kez yayımlanan (Metis yayınları) 1002. Gece Masalları adlı fantastik öykü derlemesinde Bekleme Odası adlı öyküsüyle katıldı. Bu öyküyü siteden okuyabilirsiniz. 2006 yılında 2005 yılınnın huzursuzca çalkantılı Hollandasını anlatan Muhabbet Evi adlı romanı yayımlandı. Yazar zamanının Cypher Hapı kullanmayan (sözlükçeye bakın lütfen) tanığı olarak çeşitli dergi ve gazetelerde yirmiden fazla deneme ve makale yayımladı. Google’ın çeyiz sandığında kıpır kıpırlar.

2007 yılında 1969-70 yıllarındaki lise hayatını anlatan Durum 429 adlı kitabıyla okurlarına mizah ve nostalji baloncukları üfledi. 2007 yılında edebiyat çevirmenliği ağacından iki yaprak döktü. Birincisi ünlü Hollandalı yazar Bernlef’in Dışarısı Pazartesi adlı romanıdır. Diğeri de Kent ve insan adlı bir öykü seçkisidir. Ardından Sandra Roeloff’un Bir İdealistin Anıları kitabını çevirdi. Bu arada biri İstanbul timeout tarafından haziran 2007’de, diğeri de İstanbul noir kitabında(2008) yayımlanacak olan iki öykü yazdı.

2009 yılında Everest yayınlarında Hayal Tozu Gölgecisi adlı öykü kitabı yayımlandı. Bu yıl bazı ilklere imza yılıydı. Masada öykü bereketi ışıyordu. Gölge E Dergisi’nde her ay bir öykü yayınlamaya başladı. 9 eylül günü Buzul Dünya’da Zaman Tozları adlı bir romanını yayınladı. Dijital yayınlar devam etti. Buzul Dünya’daki Birim Sıfır dizisine Seb7a adlı öyküsüyle katıldı ve 6 öykülük Kadınca Bilimkurgu Öyküleri kitabını yayınladı. Öyküler, film denemeleri için de  tersninja.com’a başvurabilirsiniz. 2009 yaratıcı bir yıl olmaya devam ediyor. Yol dergisinde Murat Şahin’le uçuk diyaloglar yayınlamaya başladı.

8 Kasım 2009 Pazar günü TÜYAP’ta Ozancan, Gökcan, Emre ve Funda ile TekinsizX kulübünün ilk kongresini gerçekleştirdi. (TekinsizX terimi için de lütfen sözlükçeye bakın)

TekinsizX dizisinin ilk romanı olan Zaman Tozları adlı kitabı Astrea yayınları tarafından 2010 yılının ocak ayında okuyucusuyla buluştu. Mart ayında klasik tonajlı bir bilimkurgu-fantastik romanı olan Akisfer, nisan ayında da TekinsizX serisinin ikinci romanı olan Ahir@ bu türün severlerin beğenisine sunulacaktır. Sarp Sapmaz’ın 4. serüveni olan Ağrıyan romanı baskı sırasını beklemektedir.

———————————————-

SADIK YEMNİ KİTAPLARI

Zaman Tozları

Türk fantastik edebiyatının usta ismi Sadık Yemni, yine çok konuÅŸulacak, ellerden düşmeyecek maceralara imza atıyor: TekinsizX Vak’alar Hafiyesi Osman Demir’in Serüvenleri.

Zaman Tozları adlı bu ilk macerada Osman Demir, sıra dışı bir olayla sahip olduğu topçuk yardımıyla zamanı eğip bükebilen bir delikanlıya karşı mücadele ediyor.

ArkadaÅŸları —bilgisayar dehası Terra Fuat ve okült uzmanı Keten Hoca— ile birlikte iÅŸin derinlerine indikçe, karşılarına bütün cinlerin babası olan Cânn’ın insandan olma oÄŸlu Vakiteri, Amerikan Gizli Servisi, TÜBİTAK ve tüm zaman bükmelerin altında yatan gerçek neden çıkıyor.

Ve tabii her şey soluk soluğa bir Sadık Yemni kurgusuyla akıyor.

Zaman Tozları
Sadık Yemni

Hayal Tozu Gölgecisi

Türk edebiyatında örneği çok olmayan korku ve bilimkurgu türündeki romanlarıyla tanınan Sadık Yemni, Hayal Tozu Gölgecisi adlı bu kitabıyla okurlarının karşısına bu kez bir öykücü olarak çıkıyor. Yine bilinmezlerin korkulu gölgeleriyle akan bu öyküler, Sadık Yemni okurlarını bir kez daha edebiyatın gizli köşelerine sürükleyecek.

Hayal Tozu Gölgecisi, Yemni’nin romanda olduÄŸu kadar kısa öyküde de ne denli okuru kavramaya yatkın bir yazar olduÄŸunu gözler önüne seriyor. Birbirinden farklı izleklerden oluÅŸan bu öyküleri okuyup bitirdiÄŸinizde, yekpare bir bilinmezin farklı kapılarının gerilerine göz attığınız izlenimini edineceksiniz.

“Ben bir roman yazarıyım. Roman, iyi bir hikâye üzerine kurulmalıdır diyenlerdenim. Hikâye temeli saÄŸlam olmayan roman iyi okurun kalbinde asla taht kuramaz. İyi bir hikâye sadece zekâ ya da kurnazlığın dürtmesiyle deÄŸil, daha çok inançla, yani sezgilerin çıkarsamasıyla yazılır.”

Hayal Tozu Gölgecisi
Sadık Yemni

Durum 429

Bilinmeyen dünyaların gerilimiyle dolu romanlarını severek okuduğumuz Sadık Yemni’nin 60’lı yılların sonunda , İzmir’de geçen lise günleri de en az romanları kadar eğlenceli. Bu anıları okurken bol bol gülecek, dünyanın ve Türkiye’nin çok başka olduğu o yıllara gideceksiniz; dünya henüz soğuk savaş yıllarını yaşarken, Türkiye ise henüz dünyaya bu kadar açılmamış, içine kapalı bir ülkeyken.. ve Vietnam savaşı, gençlik olayları, Rock’n Roll tüm dünyayı sallayıp yuvarlarken..
Hınzır bir sınıfın anıları, sadece bu delikanlıların o günlerine değil, o günlerin dünyasına ve Türkiyesi’ne de tanıklık ediyor.

Durum 429
Sadık Yemni

Muhabbet Evi

Usta yazar Sadık Yemni’nin Muhabbet Evi adlı romanı, bu kez Amsterdam’da geçiyor. Hollanda’da sinemacı Theo van Gogh’un öldürülmesiyle yükselmeye başlayan yabancı karşıtlığından yola çıkan Muhabbet Evi , Avrupa gerçeğine içeriden bakmayı deniyor. Yabancıları içine almakta zorlanan Avrupa ile Avrupalı olmakla olmamak çizgisinde sıkışmış yabancılar arasındaki gerilim, Hıristiyan dünya ile Müslüman yaşam arasındaki yabancılık bu kitabın ana temaları. Ön planda ise her zamanki gibi Sadık Yemni’nin fantastik dünyası ve kahramanları var.
Sadık Yemni’den bir kez daha, somut dünya ile bilinmeyen, elle tutulamayan dünya arasında, gerilimle örülmüş bir roman: Muhabbet Evi.
“YabancılaÅŸmaktan, duyarsızlaÅŸmaktan, vicdansız, duyarsız tüketim canavarı çocuklar yetiÅŸtirmekten, antidepresansız yaÅŸayamamaktan korkuyorum. En çok da gereksiz yere benden korkan yerlilerden korkuyorum. Çünkü burada yaşıyorum. Burası benim elvatanım. Böyle bilesin.”

Muhabbet Evi
Sadık Yemni

Yatır

Türk Edebiyatı’nın büyüleyici kahramanı Sarp Sapmaz yeniden iÅŸ başında.. Sarp bir kez daha kızlar, kimya laboratuvarı ve bilinemezlik arasındaki üçgende. Bakalım yatırlı evin hiç eskimeyen gül desenli taÅŸlarının altında neler yatıyor? Taşın altındaki gizemin peÅŸinde olanlar ile Sarp nasıl bir karşılaÅŸma yaÅŸayacaklar? Altı bin yıllık sır Sarp’ın ellerinde… Üçüncü Sarp Sapmaz macerası olan Yatır, diÄŸer Sadık Yemni kitapları gibi Everest Yayınları’nda. ÇocukluÄŸundan beri gizemli merak ve kâbus kumbarasını tıka basa dolduran koyu pembe gül desenli taÅŸlara baktı… Desenleri ve yıllara meydan okuyan pürüzsüz yüzeyi yakından görmek, içine girmek ve anlamak istiyordu. Bu taÅŸların yüzeyi esas portreyi gizleyen bir tavır içindeydi sanki.

Yatır
Sadık Yemni

Ölümsüz

“Kız gülümsedi. Otelden çıkınca hemen bir bankadan para almışlar ve Gümüşsuyu’ndaki Varan bürosuna gitmiÅŸlerdi. Åžanslarına İDO’nun Yenikapı’ya giden servis otobüsü on iki dakika sonra kalkacaktı. Kalbiye bu hattı birkaç kez kullandığı için tercih etmiÅŸlerdi. Ayhan’a kalsa akÅŸam yedi ya da sekiz uçağı daha uygundu. Sonradan kızın uçağı yeÄŸlememesindeki espriyi anlamıştı. Es kaza uçaÄŸa bir ÅŸey olursa, belki ölümsüzlüklerinin sınırına toslarlardı. EÄŸer bu sınır mevcutsa, Teupi kontratı bu yöntemle iptal etmeyi deneyebilirdi. Deniz ya da otobüs kazasından sıyıracaklarına neredeyse emindi.”Kendi halinde bir iÅŸsiz olan Ayhan Timir’i kiralık katile dönüştüren, ulaşılması imkânsız Teupi Anonim Ortaklığı, basit bir ÅŸirket deÄŸilse nedir? Neden astronomik rakamlarla bazı insanları öldürtür? Dahası, katillerini neye göre seçer?İstanbul’dan İzmir’e, oradan da bambaÅŸka bir boyuta uzanan yolculuklarında Ayhan’la Kalbiye ölümsüzlüklerinin kaynağını anlamaya ve soÄŸukkanlılıkla iÅŸledikleri cinayetlerine yepyeni bir kavrayış geliÅŸtirmeye baÅŸlıyorlar.Kitabın sayfalarını çevirdikçe karşınıza çıkan her yeni gerçekle olaylar bir yandan çözülürken öbür yandan gittikçe düğümleniyor. Düğümleri çözmeyi seviyorsanız, Ölümsüz’ü mutlaka okumalısınız.

Ölümsüz
Sadık Yemni

Çözücü

Tekerlekli boy aynasının önünde duran ÅŸey görünüş olarak genç bir kadındı. Siyah saçlı, duru tenli, orta boylu ve çırılçıplaktı. Tamamlanmamıştı henüz. Kalbi atmıyordu, nefes almıyordu. Kirpikleri, göz bebekleri, kulak delikleri, meme baÅŸları, anüsü ve vulvası yoktu. SoÄŸuk, sıcak, uyku, yorgunluk, neÅŸe, sıkıntı, endiÅŸe ya da mutluluk gibi duyguları tanımıyordu. Kıvamlı ışıktan yaratılmıştı. Bir niyet düğümü türeviydi. Bekliyordu. Beklemeyi biliyordu.’Pera bölgesinde dört kilometrekarelik bir alana sıkışıp kalmış yirmi altı kiÅŸi, bir gece sabaha karşı yeni realiteyle burun buruna geldiler. EÅŸleri, dostları, düşmanları, akrabaları sınırötesi realitesi denen bilinmezde kalmışlardı. Tıpkı mazileri gibi.

Bu yeni cennette her biri bambaşka kişiliklere bürünecek, sevgiyi ve dostluğu yeniden keşfedecekti. Yalnızca kendilerine ait olan bu yaşam alanında eski dünyadan hatırladıkları tüm endişe ve korkulardan arınmışlardı. Hepsi de mükemmel aşkın doruklarında geziyorlardı. Ama yine de içlerini kemiren merak duygusuyla bugüne kadar sahip oldukları her şeyi yutan o sınırı geçmenin yollarını arayacaklardı.

Yer yer sürükleyici bir polisiyeye dönüşen Çözücü, Sadık Yemni’nin kıvrak diliyle gerçekliğin sınırlarını yırtıp atan bir yapıt.

Çözücü
Sadık Yemni

Metros

O akÅŸam Amsterdam’da 83 numaralı metro aracına binen onlarca kiÅŸiden dördü, dünyanın gidiÅŸatını deÄŸiÅŸtirmek için seçilmiÅŸlerdi. Derken bir güç, bazı yolcuların bu metro aracına binmelerini engelledi. Bir canki ile metro sürücüsü Stefan Boekbinder, en imkânsız hayallerini gerçekleÅŸtirme ÅŸansını yakalamışlardı. O sırada yirmi yaşındaki kadın terminatör Anneke Bitterbot da kim bilir kaçıncı defa sahneye çıkıyordu…Henüz yazılı tarihin eÅŸiÄŸine yeni yeni gelirken, yani İstanbul’da BoÄŸaz yeni ortaya çıkarken, Samanyolu galaksimizin merkezinden kopup gelen uzay aracının amacı neydi? Amerikalılarla Ruslar, İstanbul’da kazdıkları tünellerde neyin peÅŸinde olduklarının ne kadar bilincindeydiler? Amerikalı bilim insanı Jeff Crimson, ekibinin aslında hangi amaçla seçilmiÅŸ olduÄŸunu neden bilmiyordu? Dünya teknolojisi bu anlaşılmaz yapıdaki nesneyi denetim altında tutabilecek durumda mıydı? Ve elimizde onu yok edebilecek bir silah mevcut muydu?Metros, Sadık Yemni’nin Amsterdam’da baÅŸlayıp İstanbul’da sona eren, balina nefesli bir serüveni anlatan romanı. Dahası Metros, edebiyatımızda cümbüşlü tirildeme makamında icra edilen ilk yapıt.

Metros
Sadık Yemni

Öte Yer

Usta yazar Sadık Yemni’den büyüleyici bir macera. Bir ayağı İzmir’de, kızların arasında ve kimya laboratuarında; bir ayağı ise bilinmezin toprağında olan Sarp Sapmaz Öte Yer’de dünyayı dehşetin eşiğine getiren bir bulmacayla baş başa. Altmışlarda, Soğuk Savaş yıllarında İzmir’den Amerika Birleşik Devletleri’ni şaşkına çeviren bir takım mesajlar gelir bilgisayarlara. Ve tabii ki bizim İzmirli delikanlımız Sarp olup bitenleri uzağında kalamaz. Hatta her zamanki gibi bu sırrı da çözmek ve belayı defetmek onun ellerindedir. Sarp Sapmaz maceralarının ikincisi olan Öte Yer diğer Sadık Yemni kitapları gibi yine Everest Yayınları’nda.

Öte Yer
Sadık Yemni

Amsterdam’ın Gülü

Amsterdam’da yaşayan zengin bir Türk iş adamı olan Sabri Somat’ın 17 yaşındaki kızı Selma ansızın ortadan kaybolur. Polisin araştırmasından herhangi bir sonuç çıkmayınca Sabri Bey, kızını bulması için Orhan Demir a adında bir dedektif tutar. Aynı zamanda Eurotürk’ün tarihindeki ilk yerli dedektif tiplemesi olan Orhan Demir, yardımcısı Mikrop Halil’le birlikte, kat kat lahana gibi içi içe duran bir sır perdesini aralamak üzere kolları sıvar.

Sadık Yemni’nin yurt dışında yaşayan göçmenlerimizin iç dünyalarıyla ayrımcılık ve ırkçılık gibi konulara da el attığı, mizah yüklü, erotik titreşimli ve sıkı gerilimli polisiyesi.

Amsterdam’ın Gülü
Sadık Yemni

Muska

İzmir’in bir roman başkişisi olarak en eğlenceli maceraları yaşadığı kitaplar, hiç kuşku yok ki, Sadık Yemni’nin haşarı delikanlısı Sarp’ın öykülerinin dile geldiği kitaplar. Bu dizinin ilk kitabı olan Muska’da Sarp altmışlı yılların İzmir’inde, bu dünyanın ve diğer dünyanın birbiriyle rastlaştığı o ince çizgideki serüvenleriyle okurun karşısında. Gizemli gerçekler, büyücü yaşlı kadınlar ve Levanten kimliğinin son demlerini yaşayan İzmir ve delifişek, kimya meraklısı bir delikanlı olan Sarp.

Günümüz Türk edebiyatında örneğine çok sık rastlamadığımız büyülü, cinli, perili öyküler, Sadık Yemni’nin elinde tadına doyulmaz bir okuma şölenine dönüşüyor.

“İçerde hayaller üzerine saldıracakalr. Sana olmadık ÅŸeyler gösterecekler. Çok korkunç ya da acıklı olabilir. Bunarlın sen karşı çıkarsan yok olacak suretler olduÄŸunu aklından çıkarma. Sen bu tür düşlere ya da karşılaÅŸmalara alışıksın.”

Muska
Sadık Yemni

Yazar hakkında daha geniş bilgiye ulaşmak için web sitesini ziyaret edebilirsiniz. Sadık Yemni

Buzz this!

Yorum Yap