Tanrı’m …
Ne kadar boğuk, anne karnındaki bir bebeğin bile içini daraltan bir yer. Üstelik çokta gürültülü. Çığlıklar, Bağırışlar, İniltiler …
Nerden geldiğimi dahi bilmiyorum. Ama biran önce buradan çıkmalıyım.
Ağlıyorum..Bilmeden, sebepsizce. Biri beni ters çeviriyor... »Devamı
17 Haz 2010
Posted in Öykü | 5 Yorum »
Düşünüyorum bazen… Acaba şu dünyada ikiyüzlü, menfaatçi, başkalarını özenip kılıktan kılığa girmeyen insan var mıdır? Öyle bir devire geldik ki, selam versen borçlu çıkıyorsun. Birinden birşey istiyorsun senden karşılığını istiyor. En yakın arkadaşlarda bile bu... »Devamı
14 Haz 2010
Posted in Öykü | Yorum Yok »
Önceleri sana kızıyordum, senden nefret ediyordum. Çünkü herşeyin müsebbibi olarak seni görüyordum.
Kendimce “ölüme ölüm!” diye bir slogan da ortaya atmıştım. Ne demekse!
Anamı almıştın, babamı almıştın, sevdiklerimden tanıdıklarımdan birçok insanı da…Nasıl kızmam?... »Devamı
11 Haz 2010
Posted in Öykü | Yorum Yok »
İşte, artık yalnızım İstanbul’da. Ne ailem, ne dostlarım, ne de eski alışkanlıklarım var. Kendimle baş başayım. Ruhum, tüm esir kalplerden uzak, eski sevgililerimden de. Yabancısı olduğum kentte, herkese, her şeye eşit mesafedeyim. Öyle işte, her istediğimi yapabilecek özgürlüğe... »Devamı
10 Haz 2010
Posted in Öykü | Yorum Yok »
Ender; ancak ender olduğu için güzel, yağmurlu bir geceydi. Tanrı o günün ıslak geçmesini dilemişti. Orta boylarda, sıska denilebilinecek kadar zayıf, 20’li yaşlarda; üstünde deri ceketi, dar kesim kotu ve botları ile yürüyordu. Abartı jöle ile dikmişti saçlarını. Kendini bildi... »Devamı
9 Haz 2010
Posted in Öykü | Yorum Yok »
Tanrı’nın kızgınlığını şimdi daha net anlayabiliyorum. Her senden bahsedişimde, meleklerine dönüp “ Size yapılan tasvirler neden bu çocuğun şu kıza yaptığı kadar etkili değil” çığlıklarını duyar gibi oluyorum. Senden bahsettikçe cümlelerim çoğalıyor, Amerika’ya... »Devamı
8 Haz 2010
Posted in Öykü | 1 Yorum »
Acı, ne kadar soyut olursa olsun tartışmasız insanı en çok yaralayan silahtır. Nerdeyse herkes bilir az çok acının ne olduğunu, acı çekerek yaşamanın zorluğunu… Tabi hayatımıza acıyı hiç farkında olmadan sokan bizler, çok sonradan farkında oluruz ne büyük hata yaptığımızın.... »Devamı
6 Haz 2010
Posted in Öykü | Yorum Yok »
Sefa adamı diyorlardı ona. Boşuna değildi hani. Alafranga tuvaletin yumuşacık simidine gömmüştü yumuşak gerisini. Bir yandan hacet görüyor ya da yenilerin deyimi ile dışkılama faaliyetini sürdürüyor. Bir yandan da ayaklarını köpüklü, sıcak su dolu minik mavi leğenin içinde... »Devamı
5 Haz 2010
Posted in Öykü | Yorum Yok »
Çan sesleri kulaklarımda yankılanıyordu. Ne acı bir gürültü, belki de kalbimde beni rahatsız eden tüm sesler böyledir. Çanlar, nasıl tüm gökyüzünün derin yaralarını etrafa dağıtıyorsa, acı ve hüsranda tüm savaşların hepsini bir araya çağırıyordu…Savaşlar, bitmek tükenmek... »Devamı
4 Haz 2010
Posted in Öykü | Yorum Yok »
-Hoş geldin evlât, otur oraya!
-Nereye oturayım, bu mağaranın içinde oturacak yer mi var sanki?
-Galiba, yanındaki iskemleyi göremedin!
-Bu mu, bu da nesi?…
-İskemle. Ee ne yaparsın, biz de artık modern çağın gereklerine uyuyoruz. Büyücü olmasına büyücüyüz, ama çağın... »Devamı
1 Haz 2010
Posted in Öykü | 1 Yorum »