





|

John Fante (1909-1983), İtalyan
kökenli, üç çocuklu, yoksul bir ailenin üyesi olarak 1909 yılında, ABD’de
Colorado’da doğdu. Çocukluğu, yoksulluğa ve İtalyan-Katolik ayrımcılığa karşı
mücadele ile geçti. Annesi takıntılı bir dindardı; babası ise geçici işlerde
çalışan başına buyruk biriydi. Üç erkek kardeşin en büyüğü olarak, aile
içerisindeki duygusal dalgalanmalardan nasibini çokça aldı.
Fante’nin babası başka bir kadın için ailesini terk ettiğinde bu olay, aile için
bir dönüm noktası olmuştur. Anne Fante, sinir krizlerine yenik düşüp yaşamını
depresyonlarla kurulu bir dünyanın içinde geçirmiştir. Bu olay, küçük yaşta
Fante’yi derinden etkilemiş; toplumsal anlamda umursamazlığı genel tavır olarak
benimsemesine neden olmuştur. John Fante’nin romanlarında toplumsal anlamda bir
tavırdan çok bireysel bir yaşam karşıtlığı görülmesinin temelinde de bu
umursamazlığın ve içe dönüklüğün etkisi vardır. Çocukluk ve ilk gençlik dönemini
Bahara Kadar Bekle Bandini’de olanca açıklığıyla anlatmaktadır.
Birçok yazar gibi Fante de kendi değişken egosunu yaratmış bir yazardır.
Eserlerinin baş kişisi Arturo Bandini, ki kendi yaşamıyla özdeşleştirdiği bir
karakter olarak karşımıza çıkmaktadır, Güneydoğu Kaliforniya kasabalarında, ağır
koşullara sahip düşük ücretli işlerde çalışarak hayatta kalmaya çalışan,
İtalyan-Amerikan arada kalmışlığını fikirleri ve davranışlarıyla çokça belli
eden, kızgın bir gençtir. Kendi tabiriyle, her şeyin içine tükürür.
Colorado Üniversitesi’ni yarım bırakıp yazmak için 1929’da Los Angeles’e
geldiğinde Fante işe televizyon yazarlığı ile başlamış ve bu işi “İsa’nın
krallığındaki en iğrenç iş” olarak tanımlamıştır. Full of Life, Something for a
Lonely Man, Walk on the Wild Side film yapılmış senaryolarından bazılarıdır.
1932´de ilk kısa öyküsü The American Mercury´de yayınlanmıştır. Bunun devamında,
The Atlantic Monthly, Esquire, Harper´s Bazaar gibi dergilerde öyküleri
çıkmıştır.
İlk romanı Los Angeles’e Giden yol’u 1936’da yayınevlerine basılması için
götürse de olumlu bir yanıt alamamış, ancak ikinci denemede romanı Bahara Kadar
Bekle Bandini’yi 1938 yılında yayımlatmayı başarmıştır. İki önemli dergide bu
romanı yılın en iyi romanlarından biri olarak lanse edilmiştir.
Romanları, Bahara Kadar Bekle Bandini, Los Angeles’e giden Yol, Toza Sor, Bunker
Tepesi Düşleri, otobiyografik ve işlenmemiş düz yazının bir birleşimidir. Tüm bu
romanlar, yaşamından kesitleri barındırmaktadır.
Fante’nin Edebiyat çevresi tarafından yeniden keşfedilmesinde ve fanatik bir
hayran kitlesi kazanmasında, 1980’lerde Bukowski tarafından yapıtlarının tekrar
basılması için başlattığı kampanyanın büyük bir etkisi olmuştur. Bukowski
1979’da John Fante üzerine yazdığı yazıda ona hayranlığını açıkça belli
etmiştir. Bu yazının Bukowski severleri John Fante’ye yakınlaştırdığı da bir
gerçektir.
Şöyle yazmıştır Bukowski:
“Derken bir gün bir kitap çektim, açtım ve kalakaldım. Bir kaç paragraf okudum.
Sonra çöplükte altın bulmuş gibi kitabı masaya götürdüm. Cümleler sayfada
yuvarlanıyorlardı, kayıyorlardı. Her cümlenin kendine özgü enerjisi vardı.
Cümlelerin özü sayfaya bir biçim veriyordu; sayfaya oyulmuşlardı sanki.
Duygusallıktan korkmayan birini bulmuştum sonunda. Mizah ve acı olağanüstü bir
kolaylıkla içiçe geçmişti. O kitabın ilk sayfaları benim için çılgın bir
mucizeydi… Kütüphane kartım vardı. Kitabı alıp odama götürdüm, yatağıma uzandım,
okumaya başladım ve çok geçmeden farklı bir üslup geliştirmiş biri ile karşı
karşıya olduğumu biliyordum. Kitabın adı "Toza Sor" yazarı ise John Fante´ydi.
Fante´nin yazarlığıma ömür boyu sürecek bir etkisi olacaktı.
1955’ten itibaren şeker hastası olan Fante, 1978 yılında hastalığının artmasıyla
körlüğe yakalandı; son romanı Bunker Tepesi Düşleri’ni eşi ile birlikte
tamamladı.
Fante, 8 Mayıs 1983’te 74 yaşında Los Angeles’te öldü.
Yoldaki
toza sorun! Mojave çölünün başladığı yerde tek başlarına duran bodur
ağaçlara sorun. Camilla Lopez'i sorun onlara, ki adını fısıldasınlar.
Evet, çünkü sevgilimi son gören Mojave'nin sınırında yaşayan bir
veremliydi ve dediğine göre ona hediye ettiğim köpekle birlikte Batı'ya
doğru gitmişti, Panço'ydu köpeğin adı, o günden sonra Panço'yu da gören
olmadı. Buna inanmayacaksınız. Bir kızın ekim ayında yanına Panço adında
genç bir polis köpeği alıp Mojave çölünde yürümeye başladığına
inanmayacaksınız, ama doğru. Köpeğin ayak izlerini gördüm kumda, yanında
da Camilla'nın ayak izleri…
Bir daha hiç dönmedi Los Angeles'a, annesi de onu bir daha görmedi. Bir
mucize gerçekleşmemişse Mojave çölünde ölmüş olması gerekir. Panço'nun
da. İkinci romanım için bir taslak hazırlamam gerekmiyor, hazır. Başıma
geldi. Kız gitti, ona âşıktım ve benden nefret ediyordu, benim öyküm bu
kadar.
| | Los Angeles Yolu John Fante |
Los Angeles
Yolu'nda Fante, ünlü kahramanı Arturo Bandini'nin maceralarını anlatmaya
devam ediyor. Yazar olmak isteyen bir gencin bir balık fabrikasında
yaşadıkları hayata bakışını nasıl etkiler!...
"Her sabah
bu duyguyla kalkıyordum yataktan. Şimdi kendime bir iş bulmam lazım,
lanet olsun. Kahvaltı ediyor, kolumun altına bir kitap yerleştirip
ceplerime kalem doldurduktan sonra kapıdan çıkıyordum. Merdivenden
indiğim gibi kendimi dışarı atıyordum. Bazen sıcak oluyordu hava, bazen
soğuk, bazen sisli, bazen açık. Koltuğumun altında kitapla iş aramaya
çıktığım için önemi yoktu havanın.
"Ne işi, Arturo? Ha, Ha! Sana iş, öyle mi? Kim olduğunu bir düşünsene,
oğlum! Yengeç katili. Hırsız. Elbise dolaplarında çıplak kadın
fotoğraflarına bak, sonra da iş bulmayı umut et! Ne kadar gülünç! Ama
gidiyor işte, salak, koltuğunun altında kocaman bir kitapla üstelik.
Hangi cehenneme gittiğini sanıyorsun, Arturo? Neden o sokağa sapıyorsun
da bu sokağa sapmıyorsun? Neden batıya gidiyorsun -neden doğuya değil?
Cevap var bana, hırsız! Kim iş verir senin gibi bir domuza -kim? Ama
kasabının öteki ucunda bir park var, Arturo. Banning Parkı adı.
Harikulade okaliptüs ağaçları var orda, yemyeşil bir park, Arturo. Ne
kitap okunur orda! Oraya git, Arturo. Nietzsche oku. Schopenhauer. O
muhteşem adamlarla geçir zamanını. İş mi? Peh! Oraya git ve okaliptüs
ağaçlarının altında kitabını oku iş ararken."
| | Roma'nın Batısı John Fante |
Dangalak'ı
aramıza alıp köpek havlamaları eşliğinde evin yolunu tuttuk. Ben
biliyordum o köpeği neden istediğimi. Utanç verici derecede açıktı, ama
oğlana söyleyemezdim. Mahcup olurdum. Kendime itiraf edebilirdim ama,
bununla ilgili bir sorunum yoktu. Yenilgiye ve başarısızlığa uğramaktan
usanmıştım. Zafer açlığı çekiyordum. Elli beş yaşındaydım ve tek bir
zafer yoktu görünürde, bir çarpışma bile. Düşmanlarım bile çarpışma
isteği duymuyorlardı artık. Dangalak zafer demekti. (…) Köpekti, insan
değil, bir hayvan, ama zamanla dostum olacak, beni gururlandırıp
dertlerimi unutturacaktı. Tanrı'ya benim hiçbir zaman olamayacağım kadar
yakındı ve okuma yazması yoktu, daha iyisi can sağlığıydı. O da
uyumsuzun tekiydi benim gibi. Ben dövüşüp kaybedecek, o ise dövüşüp
kazanacaktı.
| | 1993 Berbat Bir Yıldı John Fante |
Yüce tanrım
bana yardım et! Ve açtım adımlarımı, düşüncelerim de peşimden
geliyorlardı, koşmaya başladım, donmuş ayaklarım fareler gibi
ciyaklıyorlardı; koşmanın da yararı olmadı, düşünceler bırakmıyordu
peşimi. Ama koşarken Kol, o canım sol Kol duruma hakim oldu ve bana
usulca seslendi; sakin ol evlat, yalnızlık bu, bir başınasın bu dünyada;
ne baban, ne annen, ne inancın yardım edebilir sana; kimse kimseye
yardım edemez, sadece sen yardım edebilirsin kendine, ben de bu yüzden
buradayım, çünkü biz birbirimizden ayrılamayız, birlikte her şeyin
üstesinden geliriz.
| | Bahara Kadar Bekle Bandini John Fante |
Nereye
şimdi Bandini? Kısa bir süre önce, kırk beş dakika önce, Tanrı şahidi,
bir daha asla dönmemek üzere hızla inmişti o yolu. Kırk beş dakika -bir
saat bile değil, ama çok kötü şeyler olmuştu ve sonsuza dek unutmayı
umduğu o yolu geri yürüyordu şimdi. Maria, ne yaptın? Svevo Bandini,
yüzünü kanlı bir mendille gizlemiş; kar taneleriyle konuşarak Dul
Hildegarde'nin evine giden yokuşu tırmanırken Kış'ın öfkesi de onu
gizliyor. Kar tanelerine anlat öyleyse, Bandini; soğuktan donmuş
ellerini sallayarak anlat onlara. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu Bandini
-olgun bir adam, kırk iki yaşında, ağlıyordu, çünkü Noel Gecesi'ydi ve
günahına dönüyordu, çünkü çocuklarıyla birlikte olamayacaktı. Ne yaptın,
Maria?
Sekiz-dokuzu arka taraftaki yeşil çuha örtülü masada toplanmıştı.
Yukardan sarkıtılmış lamba iskambil oynayan beş kişiyi aydınlatıyordu.
Diğerleri masanın çevresinde dikilmiş, birbirlerine lâf çakıyorlardı.
Seyredenlerden biri de babamdı. Huysuz, mendebur, buruk bir sigorta
emeklileri grubu; gergin, hırlayıp duran kötü niyetli ihtiyar
hergeleler; buruktular ama acımasız zekalarının, bozuk ağızlarının ve
paylaştıkları dostluğun tadını çıkarıyorlardı. Filozof yoktu orda,
hayatın deneyiminin derinliğinden konuşan yaşlı bilgeler yoktu. Zamanın
tükenmesini beklerken vakit öldüren sıradan yaşlı insanlar sadece. Babam
da onlardan biriydi. Şok etkisi yaptı bende bunu hissetmek. Kendi
türlerinin arasında görünceye kadar öyle algılamamıştım onu.
Etrafındakilerden de yaşlı göründü gözüme birden.
| | Bunker Tepesi Düşleri John Fante |
John
Fante'nin son romanı Bunker Tepesi Düşleri Türkçe'de yayınlandı.
John Fante, Bunker Tepesi Düşleri'nde deneyimsiz bir genç yazarın, bir
yandan yazar olma mücadelesi verirken diğer yandan insan ilişkilerindeki
başarıları ve başarısızlıklarını anlatıyor. Arturo Bandini, özellikle
kadınlarla olan ilişkilerinde deneyimsizliğinin acı bedelini sık sık
ödüyor. Büyük mutlulukları avucundan nasıl kaçırdığını duru ve akıcı
anlatımıyla aktarıyor.
JJohn
Fante, Türkiye'de olduğu kadar dünyada da geç keşfedilmiş, tanınmış bir
yazar. Bu tekrar tanınmasında, yeniden keşfinde de kuşkusuz Charles
Bukowski'nin büyük katkısı olmuş.
John Fante,
1909 Colorado doğumlu. Üniversite öğrenimini tamamladıktan sonra 1929'da
yazmaya başlamış. 1932'de ilk kısa öyküsü The American Mercury'de
yayınlanmış. Daha sonra The Atlantic Montly, Esquire, Harper's Bazaar
gibi dergilerde öyküleri yayınlanmış. İlk romanı Wait Until Spring,
Bandini 1938'de yayınlanmış. 1940'da da öyküleri Dago Red adıyla
basılmış.
Kitaplarının yayınlanmasından sonra sinemacılar tarafından keşfedilen
John Fante bir çok senaryoya da imza atmış. Full of Life, Something for
a Lonely Man, Walk on the Wild Side filme çekilen senaryolarından
bazıları.
1955'de
şeker hastalığına yakalanan John Fante, 1978'de hastalığın etkisiyle kör
olmuş ama eşi Joyce'un yardımıyla yazarlığa devam etmiş. Bu birlikte
çalışmanın sonucunda Dreams From Bunker Hill (1982) adlı romanı
yayınlanmış.
Fante 74
yaşındayken, 8 Mayıs 1983'de hayata gözlerini kapamış.
Charles
Bukowski gençlik yıllarında kütüphanede tesadüfen kitaplarını keşfettiği
Fante'yi hiç unutmamış. Tanınmış bir yazar olunca, Fante'yi keşfinden 39
yıl sonra, 80'li yıllarda, kitaplarını basan yayınevine önermiş. Fante
hayattayken kitaplarının yeniden basıldığını görmüş. Şimdi Fante'nin tüm
eserlerini kitapçılarda bulmak mümkün.
Charles
Bukowski, "Fante benim Tanrım'dı" diyor Toza Sor'un önsözünde. John
Fante gerçekten de iyi bir yazar. Kendi yaşamından yola çıkarak yazıyor
eserlerini. Toza Sor da yazarlık yaşamının, gençliğinin ilk yıllarını
anlattığı dörtlemesinin en tanınmış romanı. Toza Sor'u okuduğunuzda
gerçekçi anlatımı sizleri de etkileyecek ve Bukowski'ye hak
vereceksiniz.
"Ev
büyüktü, çünkü planlarımız büyüktü. Birincisi yoldaydı bile, karnında
bir yumru; alev gibi hareket eden, bir yılan kümesi gibi kaygan ve kıpır
kıpır bir şey. Gece yarısının sessizliğinde kulağını karnındaki pınara
dayayıp su seslerini, çağlamalarını ve emişlerini dinlerdim."
Taş gibi
aramıza girmişti bebek. Endişeliydim, hiç bir zaman eskisi gibi
olamayacağımızdan korkuyordum. Odasına girip eşarbı, elbisesi ya da
beyaz kurdelesi gibi özel eşyalarından birini elime aldığımda başımın
döndüğü, sevgilime duyduğum aşkın coşkusu ile kurbağa gibi vırakladığım
o eski günlerin özlemiyle dolardı içim. Tuvalet masasının önündeki
iskemlesi, onun o güzel yüzünü aksettiren ayna, başını yasladığı yastık,
yıkanmak üzere bir kenara fırlatılmış bir çift çorap, ipek pantalonunun
elimi ayağımı kesen cazibesi, gecelikleri, sabunu, banyo sonrasında hâlâ
ıslak ve sıcak havluları; ihtiyacım vardı bu şeylere: onunla olan
yaşantımın parçalarıydılar: ruj lekesi de hiç farketmiyordu, çünkü
kadınımın sıcak dudaklarından geliyordu."
John Fante,
"Hayat Dolu'da her evliliğin en önemli aşamalarından birini, ilk
bebeğinin doğum öncesini, karısının hamilelik günlerini, birlikte nasıl
yaşadıklarını anlatıyor. Karı koca ilişkilerindeki değişimi, o değişimin
hayatlarına getirdiği yenilikleri, hoşlukları ve zorlukları John
Fante'nin duru anlatımıyla okuyacaksınız.
| | Gençliğin Şarabı John Fante |
Bukowski hayatla ilgili, kendi hayatıyla, sokaktaki insanların
hayatları ve yapmaya zorlandıkları şeylerle ilgili kitaplar ararken
rastlamış John Fante'ye ve onda aradığı yazarı bulmuş, hayran olmuş. "Fante
benim tanrımdı." demiş. John Fante, Gençliğin Şarabı'nda çocukluktan ilk
gençliğe uzanan yılları, aile ilişkilerini, anne sevgisini,
arkadaşlıkları ve ilk aşkları tüm içtenliğiyle anlatıyor.
(kaynak: www.parantez.net)
|