Kayıp Edebiyat Yazanları Üzerine

 

Oğuz ile Tayfun kardeştir ve birbirlerine çok benzerler. Ben ve Oğuz ise lise arkadaşıyız. Oğuz’la Tayfun parasızlıktan üniversite okuyamadılar. Gerçi o hayat şartlarında liseyi okumaları bile mucizeydi. Oğuz (2008) üniversiteyi bitirdi. Ben üniversiteyi İstanbul’da okudum, Rusya’da da yarım kalan yüksek lisansımı tamamladım.

Ben Rusya’da yaşıyorum, Oğuz Zürih’te, Tayfun’da İstanbul'da.

Üçümüzde yetmişli yılların başlarında doğduk.

Neden bu siteyi kurduk, daha doğrusu neden ihtiyaç hissettik.

Şunu hemen belirtmek isterim ki tüm bu işin babası ve kurucusu Oğuz’dur. Gece gündüz bu iş için uğraştı. Başkaları için zor olmayabilir bunun farkındayız ama O’nun için kolay olmadı.

Nerden başlasam diye düşünüyorum da kestiremiyorum. Kısa ve basitçe anlatıp geçmeli.

Öncelikle, Oğuz’un beni anlatan yazısı ile başlamak istiyorum

‘’Küçümsenemeyecek yeteneğe sahip bir çizerdi. Günlerce uyumadan çizer dururdu. Çok kovaladı ama geçim derdi yüzünden şansını fazla zorlayamadı. Sonuçta o olmadı, bu olmadı, O’da yaptı yapacağını ‘her şey sizin olsun’ dedi ve çekti gitti. Rusya’da mimarlığa başladı. Firmadaki işi bitip Türkiye’ye yollanınca, cebindeki az miktar parayla dil öğrenmek için Rusya’ya geri döndü. Eşyalarıyla kışın sokakta kaldı, zor günler geçirdi ama bir düzeye erişti. Belki hayallerini orada da gerçekleştiremedi ama hayata pişti. Otuzundan sonra, ihmal ettiği mesleğini öğrendi. Gerçekleşmeyen hayallerinin acısını ise hep içinde yaşadı. Yaşıyor da.

Altan’da biliyor ki sadece sonuçlar vardır sahnede. Kafanda nerede olduğun değil, ayaklarınla nereye bastığın önemlidir. O’nun, tamamen kendisine ait olarak üretipde yaşatabildiği tek şey bu siteye yazdıkları oldu. Hayata döndü, belki de bir yerinden yakaladı.’’ 

Şimdi benim sıram. (Altan)

Evet! Onlarla kıyaslandığında ben saray hayatı yaşadım denilebilir. Bu iki kardeşin birde en ufağı var. Feridun. Üçü de acımasız bir babaya sahip olmanın dezavantajını iliklerine kadar yaşadı. 

Tayfun, yaşadığı hayat şartlarının yükünü  sırtlayamaz oldu ve dinlenmesi için SSK O’na bir yatak verdi. Tayfun sonsuza kadar dinlenmek istedi, rahat geldi bu döşek O’na. Kısacası öldü diye bıraktılar Tayfun’u ama ölmedi.

Bu iki kardeşin ne yakındığını gördüm ne de yüzlerinin asıldığını. Her zaman herkesten daha neşeli ve huzurluydular. Ama onlarda insan ve her insanın bir dayanma gücü vardır. Artık sınıra geldiklerini gördüm. İşte bu esnada Oğuz’a söyledim ‘’hadi bir şeyler yazalım, anlatalım biraz yaşadıklarımızı’’ diye. ,

‘’Altan’’ dedi ‘’ben hayatımda hiç bir şey yazmadım nasıl yazı yazılır bilmem ki’’

‘’İnan bana ve dene’’

Oğuz kısa bir yazı yazdı ve edebiyat sitelerinden birine yollamak için tam sekiz ay düşündü. Sonunda yolladı ve yazı basıldı. Sitede görünce havalara uçtu ve başladı yazmaya

Bu arada telefonda saatlerce kafasını ütülüyordum Oğuz’un, şunlara dikkat et bu hataları yapma diye. Ama işin komik tarafı bende pek bir şey bilmiyordum.

‘’Ellerim ağrıyor Altan, yazı yazmaktan ellerim ağrıyor. Daha önce lisede kalem tutmuştum, sonrasında elime aldığımı bile hatırlamıyorum’’

Yazmaya başladığı zamanlar söylemişti bunu ve bir hafta aklıma geldikçe gülmüştüm.

Sonra bir iki yazı daha derken kendini daha iyi ifade edebilmek için şahsi bir sayfa açtı. Bu da yetmedi site kurmak istedi.

Yalnız bir sorun vardı ki Oğuz bu işlerden anlamazdı. Aylarca bunu öğrenmek için internette çabaladı. Öğrendi ve yaptı.

Sade, anlaşılır ve bize has olsun diye çok uğraştı. Sonuçta bu halini aldı.

Önceleri Oğuz’la biz yazıyorduk ki bir gün hiç beklemediğimiz an da Tayfun’dan öykü geldi. Yazıları okuyunca O’da bir şeyler anlatmak istemiş.

‘’Kendimi buldum yazılanlarda. Bu yüzden bende yazmak istedim’’ dedi.

Bu, bana ve Oğuz’a müthiş bir güç verdi.

Yalnız her ikisi de çok zor şartlar altında yazıyorlardı. Tayfun internet kafelerden yazıp yolluyordu. Oğuz ise bulunduğu ortamdan dolayı kafasını vermekte çok zorlanıyordu. Ama bırakmıyorduk.

Bir anlamda kendi adımıza yaptığımız tek şey bu site diyebilirim. Bir çok imla ve anlatım hataları bulabilirsiniz ama şimdilik elimizden bu kadarı geliyor. Yazılanların bir kısmı tamamen gerçek veya tamamen fantezi ürünü. Arası yok.

İlerde olursa bilemem.

Okuyana ne verir onu da bilemiyoruz ama ihtiyaç duyduğumuz için yazıyoruz. En büyük hayalimiz ise bir araya gelip tamamen yazmaya vakit ayırabilmek.

Nasıl olacağı hakkında benim ufacık bir fikrim yok. Tek bildiğimiz, insanın kendini bir işe verip yalnızlığı ile bunu paylaşmasında bambaşka bir büyü var.

 

 

 

Altan

 

 

Öyküler   Siirler  John Fante   Bukowski    Dostoyevski   Çehov  Anasayfa