Başlıkta dile getirdiğim bu “değirmen satın alma arzusu”nu tahmin edildiği üzere Alphonse Daudet’nin, ismiyle özdeşleşen “Değirmenimden Mektuplar” adlı anı-öykü karışımı kitabını okurken hissetmiştim. Issız bir köy veya kasabada bir değirmen satın alacak ve “doğayla baş başa” kalıp kırlarda gezecek, kuşlara yarenlik edecek ve her zaman yazmak istediğim ama günlük hayatın koşuşturmaları arasında yitip giden öykülerimi kaleme alacaktım.Tıpkı Alphonse Daudet gibi…Bu arzu, Robinson Crusoe’yu okuyup da kimsesiz bir adaya düşme, hatta biraz daha ileri gidip öyle bir ada satın alma arzusuna kapılmaktan daha gerçekçi veya Genç Werther’in Acıları’nı okuyup intihara kalkışmaktan daha az tehlikeli gibi görünse de (eskilerin deyimiyle) kazın ayağı öyle değildi. Evvela, tek başına bir adaya düşmenin ya da intihar etme düşüncesiyle boğuşmanın neden “ ıssız bir köyde değirmen satın almaktan” daha az tehlikeli olduğunu açıklayayım. Bunun için de söz konusu kitaptan biraz bahsetmem gerekiyor.
Alphonse Daudet, 1860’lı yılların sonlarına doğru ,yani günümüzden 150 yıl evvel, Paris’in şatafatlı şehir hayatından, balolardan,güzel kadın hayranlarından, gösteriş düşkünü, kibarlık budalası dost ve akrabalarından kurtulmak ve ruhunu dinlendirip öyküler yazmak için Provence şehrinin küçük bir kasabasında harabeye dönmüş, tavşanların ve baykuşların barınağı haline gelmiş bir un değirmeni satın alır. Burada çeşitli vesilelerle tanıştığı ahalinin anılarından tutun da kendi gözlemlerine kadar,kendisine ilham veren ne varsa öykülerine konu eder.İnsanlarla konuşur,kırlarda gezer,yıldızları seyreder,güzel köylü kızlara methiyeler dizer. Ve tüm bunları değişik adlarla kısa öyküler şeklinde bize sunar. Un fabrikaları yapıldıktan sonra önce buğdaylarını kendisine değil de fabrikaya götüren köylülere sonra da tüm hayata küsüp değirmenine kapanan değirmenci Cornille Usta’yı; !
özgürlük için çiftliği terk eden ve sabaha kadar direndiği kurda yem olan güzel keçi Blanquette’yı, Provence’li çobanları, Arlesli güzel bir kıza aşık olup düğün gecesi onun aslında bir fahişe olduğunu öğrenip intihar eden Jan’ı ve daha nicelerini bu değirmen mektuplarından öğreniriz.
Şimdi gelelim asıl meseleye; Alphonse Daudet tarzında bir macera yaşamak, 150 yıl evvel Fransa’nın küçük bir köyünde mümkünken ve böylesine bir eser meydana geldiği için yararlıyken “un öğütmeyeceğimiz halde un değirmeni satın alıp oraya yerleşmek” 2000’li yılların Türkiye’sinde neden ıssız bir adaya düşmekten daha tehlikelidir? Türkiye’nin sosyal ve siyasal yapısı, hele hele Anadolu’nun ücra köylerinde yaşayan halkımızın gelenek –görenek ve inançları göz önüne alındığında sorumuzun birden çok cevabı olduğunu görüyoruz.Şimdi sorumuzu tekrar soralım ve ortalama bir Türk gibi cevap verelim ( Soruyu tekrar etmeyeceğim, hemen maddeler halinde cevaplara geçiyorum.)
Köyümüzde un öğütmeyeceği halde un değirmeni alıp buraya yerleşen biri :
1. eğer Müslüman değilse misyonerdir. Önce linç edilmeli sonra jandarmaya haber verilmelidir.
2. eğer “fazla” Müslüman ise mutlaka tarikatçı, Hizbullahçı veya El-Kaidecidir. Önce jandarmaya haber verilmeli sonra linç edilmelidir.
3. eğer üniversite öğrencisiyse mutlaka ırz düşmanıdır.Gözler üzerinden ayrılmamalı, kızlarımıza dikkat edilmeli ve ara sıra baskın yapılmalıdır.
4. eğer kadınsa mutlaka burada fuhuş yapmaktadır. En kısa zamanda evi basılmalı, evde erkek bulunsa da bulunmasa da bir güzel dövülmeli, köyün namusu temizlenmelidir.
5. eğer Romen ise mutlaka hırsız, kumarbaz, ayyaş veya fahişedir. Derhal ahali toplanıp kendisini buradan sürgün etmelidir.
6. eğer doğulu ise mutlaka PKK’lıdır. Hemen jandarmaya haber verilip “köyüne” geri gönderilmelidir.
7. eğer Alevi ise mutlaka dinsizdir. Hemen değirmen ateşe verilip kendisi “ cehennem ateşinde” yakılmalıdır. Sonrasında değirmenin yerine et lokantası yapılmalıdır……..
Liste daha fazla uzayabilir..Kısacası şimdilik(30-40 yıl kadar) işletmeyeceğim bir değirmen satın almak ve burada edebiyat ile hemhal olmak fikrinden vazgeçtiği söylemek istiyorum. Çocuk uyuyunca mutfakta yazmak daha az tehlikeli. Şu an olduğu gibi.
Serhat Demiroğlu
