
Sevda yolculuğuna biletsiz, hesapsız, plansız çıkılır çoğu an. Sahil yolunda eve gitmek için her zamanki gibi minibüs beklerken, birden bire kıyınıza yaklaşan sandalda buluverirsiniz kendinizi. Sallana salına uzaklaşırsınız kıyınızdan. Başınız döner, hafif bulantı. Gözlerinizi açamazsınız. Aşk tutar sizi. Bu yolculuğa sorgusuz sualsiz çıktığınız kişi tanımadığınız ama kopamadığınızdır. Yüreğinizin sesi bağrış çağrış “seni seviyorum” derken onun yüreğini duyamazsınız.
Öyle ya Çağlayan’ın yüreciğini tutuşturan ilk kı-vılcımdır bu. “Çınar… O’da beni seviyor Allah’ım” diye geçirir içinden. Sabahlara değin söyleştikleri geceler gelir usuna. Çınar’ın olgun ve tatlı sesi, yüreğindeki boşluğu dolduran dostluğu, öğütleri, gülüştükleri… Düşünür de hiçte aşktan bahsetmemişlerdi. Dostluktu en önemlisi. Huzurlu bir uykuya dalmıştı o gece Çağlayan. Ve ilk kez yalnız değildi yatağında. Daha çok erkendi bunu düşün-meye belki ama yüreğinin sesi destekliyordu bu yolda. Ama neden, niçin bu ayrılık… Merhabayla yüreğine düşmüştü aşkın ateşi.
Ertesi gün yaşananları şöyle anlatır Çağlayan.
Uçurumdan aşağı / ufalanarak yol olurum
yere düşmeye kalmam.
Uçurumdan aşağı,
rüzgar okşar tenimi, sesini fısıldar
Yere düşmeden, yok olurum.
9 Ocak 2003
Nursen Kurban
