Akşam sekiz haberleri öncesi yayınlanan saat anonsu duyulduğunda, yaşlı kadın uzandığı kanapeden beklediği işareti almışcasına kalktı, önce yatalak kocasını sırtından kavrayıp doğrulttu, kenarda bekleyen yastıkları arkasına dayadı ve Türk kahvesi yapmak üzere mutfağa yollandı. Kahveyi ateşe koydu ve altını kıstı. Artık eskisi kadar güçlü olmayan ayaklarını dinlendirmek için fırının yanındaki sandalyeye oturdu. Kahvenin derinlerinden yüzeye çıkan o minik kahverengi köpükleri görünce altını söndürdü ve fincanı doldurdu. Şimdi mutfak ile salon arasında uzanan o uzun koridorda yürümesi gerekiyordu. Bir gözü yatağındaki kocasında, yavaş adımlarla yürümeye başladı. Koridorun yarısına gelmişti ki yer sallanmaya başladı.

Önce hafiften sonra dengesini kaybetmesine yetecek kadar. Elindeki kahve fincanı yere düştü. Eskiden olsa kendine kızar, anında temizlemeye girişirdi. Şimdi tek düşüncesi hassas kemikleri ve ona muhtaç olan kocasıydı. Yakınındaki kapı koluna tutunarak düşmekten son anda kurtuldu. Tüm gücünü topladı ve kocasının yanına koştu. Onun o yatalak hali ile yatağından çıkamayacağını biliyordu. İçi cız etti. O heybetli adam nasıl olurdu da 1.50’lik kadına muhtaç kalırdı. Kaderlerini kabul etmenin verdiği sessizlikle yanına oturdu ve elini tuttu. “Korkma Bey,” dedi, “ben buradayım”…

Seda Han

Yorum Yap