En Koyu Hasretin Kıyısındayım Şimdi; İşte Gidiyorsun

Düşüşlerdeyim/düşük yapmaktayım.

Masum bir bebeğin uykusundan çalıp katarken uykuma, seni düşlüyorum. Düşlüyorum düşmesine ya, düşüşlerdeyim düşlerde bile… Ucu yakılmış bir fotoğraf karesine takılıyor gözlerim, kasılıyorum. Ardından kasıklarımdan belime ulaşan sancıyla düşükler yapıyorum olmayan sabahlara. Her düşüklerim sana, her düşüklerim senden yana…

Yakama iliştirdiğin nazar boncuğunu parmak uçlarımla okşarken; seni hissediyor, üşüyorum.” Belki iki kol uzanır omuzlarımdan aşağıya” diyorum ısıtmak adına, ne fayda. Yoksun! Hediye aldığın şalı, sen diye sererken omuzlarıma, balkona çıkıyorum. Sözleşmeli bir nefes alış verişi yapıyorum derinden; çünkü sen adım adım uzaklaştıkça benden, tıkanacak genzim. Biliyorum!

Bak burnumun direği sızlamaya başladı bile, şimdi kim bilir hangi yağmur sularıyla yarıştırıyorsun gözyaşlarını. Bense, yağmuru kıskandırırcasına ıslatıyorum seni uğurladığım penceremin camını…

Maziye dalış…

İlk tanıştığımız günün hatırlıyor musun? İkimizde utangaç, ikimizde heyecanlıydık. İlk “Seni seviyorum deyişini hatırlıyor musun? Kulağıma serip tüm nefesini, titrek bir sesle söylemiştin “ Seni seviyorum” cümlesini… Peki, benim ilk “Seni seviyorum deyişimi hatırlıyor musun? Sıkılgan bir halde ellerimi birbirine dolaştırarak ve gözlerimi aşağıya dikerek söylemiştim “Seni seviyorum” cümlesini.

İlk elimden tutuşunu hatırlıyor musun? Usulca, sinsice ve beklemediğim bir anda kavramıştın elimi bırakmazcasına… Peki, benim ilk elinden tutuşumu hatırlıyor musun? Moralin çok bozuktu hani, “ Yanındayım” diyerek tutmuştum elini. İlk buseni kondurduğun günü hatırlıyor musun yanağıma? Sahilde kalp resmi çizilmiş bir kayada oturuyorduk, gemilere el sallıyorduk. “ Aaa, şuraya bak” diye galyana getirmiştin de öpmüştün kocaman kahkahalarla…

Ya benim ilk busemi hatırlıyor musun? Yağmurlu bir gündü, sırılsıklam olmuştuk hani… Eve gitmek için uzaklaşmıştım yanından, birkaç adım daha attıktan sonra dönerek arkama koşmuştum yanına… “Af edersin, bir şey unuttum” diyerek öpmüştüm yanağından, sonra da utanarak arkama bile bakmadan koşmuştum evimin yoluna…

İlk armağan ettiğin şiiri hatırlıyor musun? Yeni bir sayfadan sana bakma / Yılmaz Erdoğan. Ya benim ilk okuduğum şiiri hatırlıyor musun? Ben sana mecburum bilemezsin / Atilla İlhan. İlk kavgamızı hatırlıyor musun? Kızgın ama kırıcı olmadan… İlk barışmamızı hatırlıyor musun? Gözyaşlarıyla ve sarılarak…

Ben hepsini hatırlıyorum işte, hem de hepsini…

Uyku vakti…

Of! Yine yorgun düştüm maziyi anarken, uyumalıyım; ama uyumadan önce paketimde kalan son bir dal sigaranın dumanını çekmeliyim içime sen diye…

…Derken, sigaramı yakıyorum ve gidişinle sana adadığım bu şarkının sözlerini mırıldanıyorum gözyaşlarımla.

Gidiyorsun işte, bilmediğim uzaklara
Bakarken ardından gitme kal diyemedim.
Şimdi her şey anlamsız, yarım kaldı aşkımız
Akarken gözyaşlarım deli gibi zamansız
Seviyorum, seviyorum, seviyorum
Gururum engel oldu, seviyorum diyemedim.
Diyemedim, diyemedim, diyemedim.
Gurum engel oldu gitme kal
Diyemedim.

Sigaram bitti ve uyuma vakti.
Ay baba göz kırparken gecenin uzantısına,
Uyku dileniyorum usulca…

Şimdiden iyi geceler bu yazımı tüm okuyanlara…

(Huriye Özdemir / 06 Ağustos 2008 / 21.27)

Yorum Yap