Çocuktum, babam beni esir almıştı,
“Seen – adaam – oolmaazsıııınn!” dedi babam uzata uzata. “Bak buraya yazıyorum” diyerek işaret parmağını yaladı ve önünde duran sehpaya uzunca bir çizgi attı.
Düşünüyordum, ne yazmıştı oraya. Parmağıyla sehpaya bulaştırdığı tükürük az sonra kuruyacaktı. Daha sonra bunu nasıl ispat edecekti.
“Dedektif bey inanın oğlumun adam olmayacağını her zaman biliyordum. Üstelik bunun kanıtı olarak şu görmüş olduğunuz sehpaya konuyla ilgili teşhisimi yazmış bulunmaktayım.”
“Gösterirmirir misiniz Suphi bey.”
“Elbette. Bakın! Görebiliyor musunuz tam buraya yazmıştım.”
“Ben hiç bir şey görmüyorum efendim.”
“Hay Allah! Halbuki buraya yazmıştım.”
“Orada hiç bir şey yok. Büyülteçimle bile bakınca göremedim.”
“Şöyle ışığa doğru tutayım belki görünür.”
“Bence hiç kendinizi yormayın. Oğlunuzun adam olamama konusunda Amerika’nın yaptığı uzun bir çalışma var ve netice verecektir.”
Bence bu işten karlı çıkamayacaktı. Özellikle içtiği zaman yapardı bunu. Belki alkol tükürüğün kalıcılığını koruyordu ama uzun vadede alkol de yetersiz kalırdı.
“Eşşek herif!” derdi sonra da ve bakışlarını ayırmadan uzun uzun bakardı bana. Bu arada sinirlenerek konuşurken kaldırdığı eli havada kalırdı. Ben de televizyon izliyor olurdum. Babam fırçayı attıktan sonra bu şekilde kitlenirdi. İşte gene sabit halde bakıyordu bana. Eli havada, kaşları çatık. Tanrım o şekilde kitlenip kalmıştı gene. Televizyona bakıyor O’na ufacık bir bakış bile atmıyordum. Ama öfkeli yeşil gözlerinin beni süzdüğünü hissediyordum. Bir sonra dehşetli bir gülme isteği beliriyordu ama yapamıyordum. Gözümün ucuyla hafifçe kendisini süzdüm, hiç bir değişiklik yoktu hala bakıyordu.
Daha sonraları umarsamazdım ve bir süre sonra kendi kendine normale dönerdi.
Her nedense futbol maçı olduğunda sürekli olarak evin içinde işim çıkardı ve hep televizyonun önünden geçmek zorunda kalırdım. Babam kitlenmiş halde izlerken televizyondaki maçı saniyelikte olsa ben den dolayı göremeyince sağa sola yatar pozisyonları kaçırmamaya çalışırdı. Ama benim işim bir türlü bitmek bilmezdi. Sürekli önünden geçmek zorunda kalırdım.
“Ulan geçme televizyonun önünden artık! Ne zaman futbol olsa hep aynı şeyi yapıyorsun.”
Halbuki alakası yoktu, ne zaman işim olsa televizyonda futbol maçı veriyorlardı. Ne sıkıcı aptal bir spordu. Halbuki tayland boksu veya fulkontak olsa ses etmez ben de izlerdim.
Asıl savaş sofradaydı. Kimsenin artığını yemezdim ve kimseye de artık bırakmazdım sofrada. Ama hepsinin bir parça artığı kalırdı. Bu genellikle ekmek olurdu.
“Altan şu ekmek parçasını yiyemedim sen yesene. Isırmadım böldüm.”
“Yemem!”
“Niye!”
“Çünkü yemem.”
“İyi be! İyki ye dedik! Yemezsen yeme.”
Babam tam profesyoneldi. Balık yerken yağlanmış elleriyle ekmeği böler ve bir taraftan da beni keserdi. Tam önümdeki ekmek bittiği esnada tamamen yağlanmış bir ekmek parçasını önüme atar,
“Ye bunu! Ben yiyemicem, fazla geldi” derdi ne yaptığını bilir bir bakışla.
Tiksinerek bakardım ekmeğe. Ben balığı çatalla yerdim ve değil ekmek, ellerim bile yağlanmazdı.
“Yesene ne duruyorsun!”
“Yemem!”
“Benden mi tiksiniyorsun! Babandan mı tiksiniyorsun!”
Cevap vermemek en sağlıklısıydı. Konuşmazdım. Ekmeği de yemezdim.
İlerleyen yaşlarda bütün arkadaşlarımın babalarının aynı olduğunu gördüm.
Tanrım! Anlaşmış gibi hepsi aynıydılar.
Altan
