Hani deriz ya eskiden kılıç zamanı, şimdi ise kalem zamanı diye! Aslında hiç onsuz bir zaman bir savaş sebebi olmadı.
Oydu isyancının aracı. Oydu haber uçuran hükümdarlara. Oydu kalbinde ihanet damarını bir mektubun mısraları ile canlandırıp düşman komutanına kale anahtarını teslim eden. Kastı oydu Moni’nin.

O hep çağlar içinde kendine bir yer buldu. Kimi onun ile anlattı sevgiliye aşkını.
Kimi onun ile serencam etti sevilene Kimi onun ile ağladı, kimi zamanda kağıda dökülen gözyaşı.

Nitekim Zat-ı Akdes ilk olarak kalemi yaratmamış mıydı? Ve ta ki yaratılması gereği ona bir sıfat lazım geldi.

Bir devir geldi; taşlar sayfa oldu.
Bir devir geldi; hayvan derileri sayfa oldu.
Bir devir geldi; ağaçlar yontularak sayfa oldu.
Yine öyle bir devir geldi ki wordler sayfa oldu.

Çağlar ötesi bir hükümdardır o.

Çağlar kapanır, halklar giderde gelir gelipte gitmesi gibi. O buna rağmen halkların gidiş gelişini de, çağıda, kendine konu edindi.

Ne siyah onun kadar karadır beyaz kağıda.
Ne de kıyısına yanaşan gemiye; Halat bu kadar bağlıdır yazgısında.

Bu yüzdendir ya; mananın inkişafı için dökülen kalem, denizin mürekkep olması ile nihayetlendirilir Nihayetlendirilir çünkü ‘Fi’ li geçmiş zaman ‘olsa’ lı ile biten kelimeler kadar acizdir bu durumda döngüsünde. Fakat hiç bir zaman o, mürekkepsiz kalmaz Ve o an bilinir ki deniz temsildi, gemi ise gidenlerini yaktı.

İnsan, kainat perdesinde kemâlatına göre karakter oyuncusu. Kalem onu, geçip gitmişi de bezminde tarih.

Aleminde boğulan hissiyat kaleme teslim eder kendini

O halde:
Karşı koyacak bir dermanın var ise, o da kalemin olsun.

Kainatı yazan kalem şems-i zerreyi yazan kalem olsa gerektir ki: Mümin 2 silaha kuşanmış. Birincisi dua, ikincisi birincisine kalem.

Bazen methiye söyler, bazen reddiye çizer Ne hükümdar malı, ne halkın anonimi Kelâmi bir haykırışın hissiyata boğulup, kağıda dökülmesi.
O ne bir ruh, ne de bir nâtık. Ama ruhun ve nesnenin kendisini bulmasını sağlar

Bazı hoş söyletir; BELKIS etkilenir bazı nâhoş söyletir; Ridaniye savaştır ve münazara söz sanatı.

Bazen mürekkebini kandan alır, bazen yontulmuş bir kömürden
Sevgili için en lâtif duygular saklıdır onda Yeter ki duygu mübhem kılmasın kendini Yeter ki kaleme kendini en edebi şekilde teslim edebilsin

Ve nihayet söz kaleme geçer. En iyi hatiplerin oynatamadığı kalpleri drahşan nasiyeler ile oynatacaktır o zaman. Kuran, münezzehtir kelami kal den. Mûcizesi değil harften, belki harf âmade, şerefleniyor müsebbibinden.

Aleminde boğulan hissiyat kaleme teslim eder kendini.
Kalem bâzı boş söyletir bâzı hoş söyletir; söyleyen kalem değildir aslında değil mi !

Derdi bazı söyletir, bazı susar avazı çıktığı kadar.

O halde
Onlarca avukatım olacağına bir kalemim olsun. Olsun ki; çıkan benim sadrımdan çıksın mı demeli?

Kopyalanmış duygular, hissiyatsız kalemler!
İstemiyoruz! hayır istemiyoruz !
Bizlere kalem verin gönüllerin fethine talip olalım.

Öyle bir kalem verin ki ; bitmeyen sâife, ipotek konulmayan yazılar, durumdan vazife çıkarmayacak ellerin üstünde olsun

Öyle bir kalem verin ki kalem aksın, yanlız düşünceler çatışsın Hakkın sönmediği bir karanlıkta, zümrüt âşikarlaşsın Varsın hengameler olsun, varsın nefisler birbirlerine kılıç çeksin ama kalem hep aksın

Bâtılı da yazan kalem elbette ki ardından tekzip edilecektir Nihayetinde hep hak aşikarsa bırakın kalem aksın

O halde demiş midir ki Kanuni:
Bir tahtım olacağına onlara malik bir kalemim olsun
O kalem ki hissiyat dolsun Gönül pür-ü yek olup her gönüle dolsun.

İbrahim Arpacı

Yorum Yap