- “ İçecek bir şey alır mıydınız?”

- “ bir çay lütfen”

-  “büyük,  küçük?”

- “ büyük olsun”

- “ peki yanında başka bir şey alır mıydınız?”

- “ hayır teşekkürler”

Garson siparişi alıp yanından uzaklaşınca, bir bardak çay için üç cümle kurmasına şaşırdı. Bir de yapılan araştırmalara göre, gençler günde üç yüz kelimeden fazla konuşmuyorlarmış. Halt etmiş onlar diye geçirdi içinden. Güneşli bir kasım günüydü. Gerçi bu zamanda böyle güneşli günlerde bile hava soğuk olurdu ama yinede güneş insana sebepsiz bir mutluluk vermeye yetiyordu. Güneşe aldanmayıp kalın giyinmiş olduğuna sevindi.

Son zamanlarda çekmeyi düşündüğü kısa film için henüz belli bir senaryosu olmaması, canını sıkan tek şeydi nerdeyse. Hayatta “az şeyle çok şey” anlatmayı becerebilenlere imrenmişti hep. Belki de bu yüzden kısa filmlere bu kadar ilgi duyuyordu. İnsanın her zaman istediği kadar konuşamayacağını ya da istediği kadar zamana sahip olamayacağını çok iyi anlamıştı. Altı milyar yaşındaki dünyaya gelip de altmış yıl yaşamak, olsa olsa özetin özetini çıkartmaktı ona göre. İnsan hayatının, insanın hayatını yaşaması için yetmeyecek kadar kısa olduğunu düşünürdü hep. İşte hayatın sırrı da buydu ona göre. Söylemek istediklerinizi, anlamak isteyenlere kısa kısa anlatmak. Bu arada garsonun yanına yaklaşmakta olduğunu gördü.

-  “teşekkürler”

- “ afiyet olsun”

- “ yazar mısınız siz?”

- “ hayır neden?

-“  arada bir yazarlar da gelir buralara. Onlar da hep düşünürde”

Bu cevap gülümsetmişti Aydın’ı.

-“  yazar değilim ama şu aralar ben de düşünüyorum. Kısa film çekeceğiz ama dişe dokunur bir senaryo bulamadık hala.”

Garsonun şivesinden, kısa film gibi şeylerle ilgilenecek biri olmadığı belliydi.

-  “nasıl bir şeydir ki bu kısa film?”

-  “yani normal film gibi ama çok daha kısa olur. Sekiz-on dakika kadar”

-  “milletin iki saatte anlattığını siz sekiz-on dakika da mı anlatıyorsunuz yani?”

- “ evet aynen öyle”

-  “ ohhhoo, beyim sizin işiniz de zormuş ya.”

- “ neden öyle dedin?”

- “ şimdi fakir oğlanla zengin kız tanışacaklar, birbirine sevdalanacaklar, sonra kızın babası kızı oğlana vermeyecek, onları ayırmak için her şeyi yapacak ve bunlar on dakikada olacak öyle mi?”

Garsonun bu cevabı çok ilginç ve komikti doğrusu.

- “ ya nasıl olacaktı?”

- “ oğlan kıza sevdalansın, oğlanın annesi, o kızdan sana yar olmaz oğul, deyip bu sevdayı başlamadan bitirsin. Hem daha acıklı hem daha kısa.”

- “ ee sonra n’olcak?”

- “ ne olsun ki beyim, oğlan ben gibi 26 yaşına geldiğinde bile, ne kadar yaşadığını anlamayacak”

Garson yanından ayrılırken,  aslında en güzel senaryoların etrafımızda hem de sayısız kere döndüğünü düşündü. Ama bunların farkına varamıyoruz diye söylenerek, senaryo sıkıntısı çekmiş olmalarının nedeni daha kolay anladı. Hayatı gözlemlememek en büyük sıkıntımız aslında diye söylenerek, soğumuş çayını yudumladı…

Okan Yurtbay

Yorum Yap