Genceli Nizamî, Ali Şir Nevaî, Fuzulî, Hamdullah Hamdi gibi birçok divan şairinin eserlerinde işlediği ;Arap , Fars ve Türk kaynaklarında yerini alan bu büyük aşk destanı eğer malûmun ilâmı şeklinde algılanmayacaksa birkaç cümleyle şöyle özetlenebilir : Kays
( Sonradan ,çıldırdığına kanaat getirilince adı Mecnun olacaktır.) ve Leyla çocukluktan beri birbirlerini severler. Kays’ı kızlarına uygun görmeyen kız tarafı Leyla’yı ( o zamanlarda ev diye bir şey olmadığı için) çadıra kapatır. Bunun üzerine Kays , yemekten içmekten kesilir , kimseyle konuşmaz,büyük bir melankoli içinde kendini çöllere vurur , kızgın kumlar üzerinde yalınayak nereye gideceğini bilmez bir şekilde “Leyla , Leyla!” diye inler. Kuşlarla , böceklerle, çiçeklerle konuşup onlara Leyla’yı soran Kays’ın aklını kaybettiğine hükmedilir ve adı “çarpılmış , çıldırmış” gibi anlamlara gelen Mecnun’a çıkar. Damat adaylarının çıldırdığını gören kız tarafı verecekleri varsa bile bu durumdan dolayı Leyla’yı Mecnun’a vermekten kesinlikle vazgeçip hemen bir başkasıyla evlendirirler. Leyla, kahrından ölür.Bunun üzerine Mecnun, Leyla’nın mezarına başında günlerce ağ!
lar ve orada hayata gözlerini yumar.

Leyla ile Mecnun hikâyelerinde çok sık dile getirilen bir sahne vardır : Kays bin El-Mülevveh el Amiri (nam-ı diğer Mecnun) adlı zavallı bir gencin, Leyla adlı bir kız için kendini Necid Çölleri’ne vurduğunu , aşkından mecnuna ( Arapçada “cinlere çarpılmış demek) döndüğünü , karşısına çıkan canlı-cansız her şeyi Leyla’sına benzettiğini duyan Arabistan Kralı meraklanıp Leyla’yı huzuruna çağırtır; duyduklarından sonra bir dünya güzeli görmeyi uman Kral ,Leyla’yı dikkatle süzdükten bir süre sonra “ Sen misin Mecnun’u perişan eden? Diğer güzellerden daha güzel değilsin.” şeklinde veciz birkaç cümleyle şaşkınlığını dile getirir. Çünkü karşısında gördüğü, sıradan kara kuru bir Arap kızıdır sadece. Leyla’nın :“ Sen de Mecnun değilsin.” şeklindeki cevabına karşılık , içinden “Elbette ki o enayi ben değilim.” şeklinde bir cümle geçirmiş midir bilemiyoruz!
;ama bildiğimiz şey , Kral’ın bu söz üzerine Leyla ile Mecnun’un birbirleri için yaşadığını o anda anlayıverdiği ve bu kara sevdalıların kavuşmaları için tüm imkanlarını seferber ettiğidir.

Ben ise seferber edebileceğim imkanlarımın yokluğu ve gereksizliği yüzünden sadece Leyla’nın sarf ettiği son cümle üzerine bir şeyler yazmak istiyorum. Yüzyıllarca çeşitli sevda türkülerinin , aşk şarkılarının , romanların , hikayelerin , deyimlerin ana malzemelerinden biri olan bu acıklı aşk hikâyesi , geçenlerde bir video paylaşım sitesinde gördüğüm bir fan kulübün ismiyle zihnimde değişik bir görünüme büründü.Zira fan kulübün Leyla ile Mecnun’un ser-encamı (sonu ) konusunda algısı biraz farklıydı :

“Nerede o eski aşklar? Mecnun küpeli olmuş , Leyla da kaşar!”

İlkin çok çirkin ve lümpen bir tavırla yazıldığını düşündüğüm bu cümleler,bir süre sonra bana ( Cervantes’in , romanında ,şövalyelik döneminin bitiğini hatta bunun artık Don Kişot gibi bunamış bir ihtiyarın işi olduğunu hatırlatması gibi) artık hiçbirimizin Leyla veya Mecnun olmadığını ; yani o defterin çoktan kapandığını hatırlattı. Eski çamların bardak olması gibi Mecnun’umuz küpeli , Leyla’mız ise yaşlı fahişe anlamına gelen “kaşar” olmuştu. Yani Leyla’nın Kral’a dediği gibi hiçbirimiz Mecnun değildik artık.

Leyla Hanım’ın diliyle :

“ Boynumda zincirler varken uzanıp ravza-i pak’a
O denli ağlayayım ki görenler beni divane sansınlar….”
( Boynumda zincirler varken uzanayım temiz mezarına ve öyle çok ağlayayım ki görenler beni deli sansınlar. )

Bu sevdalar sadece şiirlerde kaldı. Kaçımız Leyla Hanım gibi sevdiğimizin( mezarına değilse bile) kendisine zincirlere vurulmuş bir çılgın gibi sarılıp ,sular seller gibi ağladık?

Serhat Demiroğlu

Bir Yorum to “Nerede O Eski Aşklar”

  1. ARİF OLGUN
    15:02 on Şubat 25th, 2010

    EFENDIM YAZINIZ OLDUKÇA ANLAMLI ….

Yorum Yap