Özlemek de Bakarmış Aynalara « Åžiir-ÅŸiirler -Öykü- Kayıp Edebiyat

Özlemek de bakarmış aynalara. Ücra bir köşeye çekip de sessizliğini, yüzündeki su birikintilerine ağlayarak: ey yar ben geldim, ağlatma artık şu kahrolası gözlerimi dermiş.

Ben Kimim?

Düz bir yolda koÅŸarken ayakkabıları baÄŸcıklarına takılan çocuklar kadar zayıfım. Üstelik rüzgarda tutmasa elimden hemen doÄŸrulamayacağım. Çünkü ben ne kadar zarifte olsam, nihayetinde toprak olarak yetiÅŸtirildim. DiyeceÄŸim o ki en fazla açarım, hem de bir çiçek tüterse benim nazlı baÄŸrımda, o zaman cıvıl cıvıl öten kuÅŸları ve bülbülleri de katabilirim iÅŸin içine. Yüküm bundan ağır olamaz, bundan öte bir adımda atmaz zaten. Çünkü o nazarıdır Rahmeti Rahman’ın. O der hepimize kimseye kaldırabileceÄŸinden fazla yük yüklemeyiz diye.

Ben açarım. Hem de toprak kadar zarif bir şekilde hiç durmadan açarım. Lakin benim koynumda ne yılanlar beslenir, ne tür böcek sürüleri. Çift yönlü bir arazide hangi taraftan giriş yapacağını anlayamayan şoförler kadar asılsızımdır da. Benim bineklerim tuhaf bir üçgenden oluşur. Odur ki biri şeytan diğeri nefs ve diğer kalan da ben. Şaşar beşerliğim, bir rüzgar kadar tuhaf yönlerden dağılır bozkırların bağırlarına.

Ben istersem gelincik, istersem kaktüsler biriktiririm avucumda. Nihayetinde ulaşamaz bana hiçbir ses seda. Güneş aksettirirse yukarıdan en ağır iç yüzünü, ben ona seyrimde yetişen güllerin daha hiç açmamış nefretini sergilerim. Ben rüzgarın ene boya sığmayan çaresizlik içinde kıpırdanışlarını da aksettiririm, yeri geldiğinde her yöne bir vücut esnekliğinde yetişebilen stresini de. Ben aynalarda kendimi hissettiğimde ne kadar tuhaf açarım bütün bir kainat yelpazesini.

Yıkılacak Kaleler

Açtığım çiçekleri en çok yeni kaleler eskitir. Beton zırhını takıp giydirilir üstüme bir deli fişek gibi yalnızlık. İnancımı teslim aldığımda rüzgar netleşir. Soğuk bir sel kadar neşe salar nefretime. Başka beton duvarlar yeşerir içimde. Daha başkaları ve daha geriye kalan daha da başkaları.

En Derin Beton Duvar

Beşer bulutların en ucunda düşürülmeye hazır bir yerde bekleyen kar taneleri kadar zayıftır. Yerlerde kendine bir şey arıyor kadar berrak ve temiz gibi gözükse de işin aslı kendisinin de oraya gömüleceğinden korkmasıdır.

Kendi yerini deşen beşeri mahlukata en soğuk betonlar özlemlerden hazırlanmaktadır. Nice ölümün ardında bir kara batak gibi insanın içine saplanıp kaldığı da aslında özlemektir. Beşeri mahlukatın en sahici varlığı özlemektir.

Bir binaya çakılan çivi kadar temeldir özlemler. Yaşamanın en alt seviyesidir. Şematik olarak ele aldığımızda yaşamak; aşk, metanet, acılar, var oluş, hak ediş diye çıkar yukarılara doğru. En son bir dorukta birleşir hepsi. Onunda adı Allah için yaşamaktır. Yaşayandır onun adı, yaşamanın sevincidir.

Ve en son is tutmuş dudaklarımda şu kirli cümleyi arıyorum kendimden uzak;

Özlemek dudaklarımda son kuru bir cümleyse,
hayat ağlayan bir ananın bağrındaymış anlaşılan.

Nihat İlhan

Benzer yazılar

Yorum Yapabilirsiniz