Tam da güzel havayı bulmuşken, biraz tadını çıkarayım, yürüyüp açılayım dedim, der demez telefonum çaldı. Bizim Profesör arıyor. Açsam mı açmasam mı diye düşünürken, “açsana lan zibidi!” diye bir ses duydum. Hem on metre arkamdan gelip hem de telefonla aramaz mı? Deli ediyor bazen beni.” Ne o lan beni başından savacak bir yalan mı arıyordun?” dedi pişkin bir sırıtışla. “ Artık sana söyleyecek yalan mı kaldı oğlum bende?” dedim ben de yüzsüzce.

Ne zaman ne yapacağı belli olmayan, müzelik bir adamdır bu Profesör. Daha çocukluktan belliydi kıl bir herif olup çıkacağı. “Büyüyünce ne olacaksın” diye soranlara bu “profesööör” diye cevap verirdi. Bir de uzatırdı ki, ne yani başka ne olabilirim, der gibi. O günlerden kalma işte bu profesör ismi.

“Ne yürüyüp duruyorsun lan aylak aylak” dedi sonra. “Yürü taş kahveye gidelim. Bi çay söyleyim sana. Piç Ömer de ‘uzun zamandır gelmiyorsun’ diye söylenip duruyodu geçen gördüğümde.” dedi. Uzun zamandır uğramıyorum dediği yer de her gün mutlaka girip çay içtiği kahvedir yani. Taş çatlasa iki gün gitmez. Sonra da abartır da abartır.

Sonra her zaman gazete aldığı büfeden gazetesini aldı yine. Gazete profesör için takım tutmak gibi bir şeydir.  “Senin gazete kalmadı be abi” diye şaka yapmaya çalışmasın mı gazeteci çocuk bizimkini kızdırmak için. Ama tabii usturuplu bir küfür de yedi anında. Bu adam yaşına başına bakmadan sokak ortasında küfür edebilen biridir.

Elindeki gazeteyi karıştıra karıştıra girdi arkamdan ağır adımlara kahveye. Oturdu sonra. Kafasını hala kaldırmadı. “ Ne o be düzenbaz, içine mi düştün” diye bağırdı Raşit dayı. “Ben değil de gençler birbirine düşmüş” dedi sonra. Şaşırdım. Arada bir de olsa böyle ülke sorunlarıyla ilgilenir bir tavır takınıyordu. “neyi paylaşamazlar bilmem ki” diye söyleniyor baktım hala. Bir üniversitede çıkan öğrenci kavgasıyla ilgili bir haber okuduğu belliydi.. “n’olcak bu ülkenin hali be Raşo” diye seslendi Raşit dayıya. “hiçbir şey olmaz” dedi Raşit dayı da. “eskiden ne olduysa şimdi de o olur. Bu ülke ne kavgalar gördü biliyor musun sen” dedi sonra. Dönüşü olmayan bir yola girmek gibidir bunların siyaset muhabbetleri. Laf bir kere açıldı mı bir daha susmak bilmez ikisi de.  Kafa dinlemek için çıkmıştım sözde.

Sonra gazeteyi karıştırdıkça belli ki kötü haberlerle karşılaşmaya devam etti. Trafik kazaları, cinayetler, tecavüz gasp, soygun. “Bu ülke de yaşanmaz artık”  dedi Profesör. Altı yıl önce bu ülkede yaşanmaz artık diyerek Yunanistan’da kesin dönüş yaptığı geldi aklıma birden. Güldüm. “Şimdi nereye gideceksin” dedim. Cevap vermedi. Gazeteyi katladı. Masanın üzerine koydu “haydi kalk gidelim” dedi. Benim gazeteyi bulalım bir yerlerden. Döndüm baktım Yunan gazetesi masanın altına doğru uçtu rüzgârdan. Gülümsedim.

Okan Yurtbay

Yorum Yap