İstanbuldayım.
Haremde yolculuğuma uğurlanmaktayım.
İstikamet Ankara, içim titredi.
Kuşlar pusula olmak için koyuluyor yola, biz ise peşi sıra… Mutluluğun zirvesine, hüznün diplerine vuruyor yüreğim… Gidiyorum sonunda özlediğim, özlendiğim kadim dostumun yanına, Ankara’ya…. Sevdiğimi, yüreğimi bu koca şehirde, İstanbul’da bırakarak…
Gülmek mi yoksa yoksa ağlamak mı yaraşır
bu durumda insana…
Ağaçlar, yoldaki şeritler, derme çatma evler, dağlara uzanan yamaçlar, hepsi hepsi su gibi geçiyor gözlerimden. Tıpkı, geçmekte olan ömrümüz gibi… Hani dün demiştin ya, “Yarın uğurladıktan sonra seni; dün yanımdaydı diyeceğim, bugün Ankara’da”. Hatta bende kızmıştım sana “Yarında yanında olacağım hatta sen uğurlayacaksın”, demiştim “Evet ama…” deyip susmuştun nemli gözlerle… Suskunluğunun sebebini şimdi anlıyorum. Haklıymışsın! Ne yani şimdi ben seni “Akşamları evden kaçırıp göremeyecek miyim? Hafta sonları tüm zamanımı sana ayıramayacak mıyım? Bir dakika da olsa cama da çık diyemeyecek miyim?” deyişlerin geliyor aklıma… Fenalardayım.
Bolu’dayım.
Bir çoban var az ilerde sürüsünü yaymış yaylaya, ağlatıyor flütünü… Sonra bir çift göz geziniyor. Yolun uzantısındaki vadilerde, kırlarda, ormanlarda… Masmavi gökyüzüne motifler işliyor sanki beyaz bulutlar, şekillendiriyorum. Sonra sen beliriyorsun; gülüyorum.
Ankara yolundayız.
Soğuk rüzgârların başrol oynadığı şehre doğru yol almaktayız. Yokluğun şimdiden ensemde gezinmeye başladı bile, üşüdüm mü ne?
Ankara’dayım.
Kalabalığın ortasında yabancıyım. Arkadaşımı görüyorum ve yabancılığıma son veriyorum sıkıca sarılarak… Özlemlerin biri bitti derken yenisi çıkıyor gün yüzüne; özlüyorum. Ah sevgili! Ne çok alışmışım meğer sana, her adımım sana, her adımım senden yana. Ankara’da olsam da varlığın hep yanımda, bu yüzden binlerce kez teşekkür ederim sana
Özlediğimsin, bekleyenimsin
Kim ne derse desin
Sevdiğim/sevildiğimsin.
Huriye Özdemir
9.9.09/ Çarşamba
13.00
