Yorumsuz
Aptalsın.
Gene duygusallığın seni ele geçirdi. Yetmedimi yediğin darbeler kancıklıklar?
Dahasını ı istiyorsun? Neyi merak ediyorsun? Bırak bu işleri. Sana ne adam
gidecekse bir daha seni göremeyecekse.
Uznach cami derneğinin kilise benzeri kapısından içeri giriyorum. Uzun koridorun
sonundaki açık kapıdan sesler geliyor. Ayaklarım beni geri atsa da artık
içerideyim…
-Selamünaleyküm hocam. Ne olmuş sana böyle? Acayip çökmüşsün…
-Yapma ya. Bitirdi burası beni. Dönüyorum artık...Bursa`ma.
Karşılıklı iki çekyat ortada büyükçe bir sehpa. Televizyonda dini bir kanal.
Köşede camdan kilitli bir kitaplık…
Hani kimse olmayacaktı? Akşamları gelen yoktu? Hoca yanlız idi?
Cemaat toplanmış Sakallar fora.
-Allah Allah. Biz seni hiç tanımıyoruz yeğenim. Yenimi geldin İsviçre`ye?
-4 senedir buradayım... Bende sizi tanımıyorum.
-Hoca söyledi işsizmişsin yahu...
-Dostlar sağ olsun
-Kötü yav burası, sen zaten iş miş bulaman. Fabrikaya neyin giremen. Eskisi gibi
deel.
-Yav Rıza sen bu uşağı yanına al yav…
-Eeeee ben döner kesiyom kilbilerde neyin. Daha sezon yeni bitti . Bilseydik
belki….
Adam orjinalinden kasap tipli. Gözlüğünün altından uzun uzun süzüyor. Bir şeyler
yumurtlayacak…
Ulema amcanın biri iş başında. Hocayla atışıyor.
Çapın ne senin? Bırak, adam yıllarını vermiş bu işe.
Dönerci dayanamıyor;
-Hemşerim memleket nire?
-Yozgat
-Yoh yav
-Bende bingöl`lüyüm. Sizin oralar kurtçu olur dimi?
-Öyle derler..
-Yohyoh kurtçu didinmi Yozgat başı çeker.
Hoca araya giriyor;
-Hepimiz kardeşiz muhterem cemaat…
Hoca insanlık ve kardeşlik üzerine hutbesini verirken, kendi aralarında
fiskoslaşıyorlar.
-Ah hocam ah. Nefesini tüketme. Insanlık denen şey kayboldu. Biliyorum benim
için bu geceyi düzenledin. Bunlardan yardım istiyorsun. Ben burayı
terketmeyeceğim ve sende açık seçik göreceksin…
Genç bir çocuk ortada dönüyor. Paşalara hizmet ediyor…
Ulema;
-Adın neydi senin?
-Murat
-Ha Murat. Bah biz bir mektup olayı yaptık. Dernekle neyin alakalı. Adresini
telefonunu vir sana da gönderelim.
-Üye falan olamam. Bes kuruşum yok. Aidat falan ödeyemem…
-Yoh kardeş yanlış anladın. O da olur inşallah. İlerde neyin ödersin belki…
Hoca birini köşeye sıkıştırmış, ağzından cımbızla laf almaya çalışıyor…
-Şu çalıstığın fabrikaya sor bakalım ya. Nedir yani hepimiz müslümanız. Bak
çocuk 4 senedir evde oturuyor…
-Eeeee hocam şimdi , ama ben eee…
-Almanya'da böyle değildi ya. Herkes birbirinin elinden tutardı. Kardeşlik Allah
korkusu vardı…
Gülüyorum…
Hocayla bakışıyoruz. Yazık adama benim için kendini ateşe atıyor. Kendisinden
başka kimseyi düşünmeyen müslüman din kardeşlerimizden yardım umuyor…
Emekli torun torba sahibi, çocuklarını adam etmiş hacı amca.
Elinden düşürmediği tarağıyla sakallarını bileyerek;
-Yeğenim. Ben buraya 80 de neyin geldim. Siz gençsiniz bilemezsiniz…
Ben bizim oğlana söylüyüm bakiim…Meslek yaptırttım ona. Mayışıda eyyi. Bilemem
ama seni naparlar ki ola…
Ağzındaki kirbit çöpüyle dişlerini törpülüyor. Bulduğu hazineleri afiyetle
yutuyor…
Ulema;
-Hadi muhterem cemaat, buyrun yatsı namazına.
Ezan okunmaya başladığında, Hacı baba;
-Bah yiğenim müslümanlıkda böyledir. Sen ister namaz kıl ister kılma. Her zaman
buraya gel. Bak çayımızı neyin doldurun, bir nevi hizmettir. Allah görür
karşılığını verir. Bah biz iş’de buluruh sana. Allah’dan ümit kesilmez. Sen gel
gel git buraya…
Oğuz
Öyküler Siirler John Fante Bukowski Dostoyevski Çehov Anasayfa