Şerefsiz
Bir halı mağazasında tezgahtarlık ve döşemecilik yapıyordum. İçeriye beyefendinin biri girdi. Dünya iyisiydi. Efendi bir görünümü, gıcır gıcır takım elbisesi ve kapıdaki jip’i ile dikkat çekiyordu. Evine halı döşetmek istediğini söyledi. Renk desen ve aradığı özellikler üzerine yardımcı oldum. İşinin acele olduğunu bir an önce bitirilmesi gerektiğini anlattığında hemen işe koyuldum.
Arabasına atladığımız gibi İstanbul yeşilköy’deki deniz’e nazır villasına varmıştık. Güleryüzlü bir hanımı ikide canavar çoçukları vardı.
Odaların birbir ölçülerini alarak metrekaresini hesapladım. Üç yöntemle döşeme yapılabilirdi. Metrekareler buna göre değişkenlik gösteriyordu. Halıların en’leri dört metre olduğundan fire olayları çıkıyordu.
Fazlalık çıkanları eğer isterse odalara ekleyerek değerlendire bileceğimi böylelikle metrekareden kazanacaklarını ve israf olmayacağını anlatmaya çalışırken;
- Sen nediyosun kardeşim?
- Ben tanınmış bir iş adamıyım. Yamalı bohçacı değilim. Elaleme evine toplama halı yaptırtmış dedirtmem…Öyle bir tipim mi var? Şerefli bir insanım ben.
- Beyefendi bağırmanıza gerek yok. Ben işimi yapıyorum. Size insan gibi seçenekleri izah ediyorum.
- Ne yani ben hayvanmıyım lan?
- Terbiyesizlik yapmayın size hiç yakışmıyor. Gereksiz yere olay çıkartmayın beyefendi…
Bağrışmaları duyan evin hanımı şaşırmış bir şekilde yanımıza gelip;
- Ne oluyor burada? Çocuktan ne istiyorsun? Gel evladım sen benimle.
Adam kudurmuş köpekler gibi arkamızdan havlamaya devam ediyordu.
- Vallahi anlayamadım hanımefendi, çift şekerlimidir nedir kocanız? Bende şaşırdım kaldım dünya iyisi biriydi. Arabada buraya gelirken hoş sohbettik.
- Sen kusuruna bakma evladım. Bu aralar iş problemleri falan var.
- Ne yani çözüldümü şimdi sorunları?
Tamam evladım sen onun dediği gibi getir halıları yap döşemeni. ‘’Hanımefendi bakın metrekare artıyor’’
- Tamam evladım paramız var Allah’ a şükür. Hadi ama daha buradamısın?
İnsanoğlu ne gariptir ki sanki hep beni bulmak zorundadır. Haybeğe sebeplerden ağlama duvarı misali bana yaslanıp çirkeflik yapıyorlar…
Mağazaya döndüğümde kimseye bu hadiseden bahsetmemiştim. Devamlı bu tür olaylar başıma geldiğinden, her defasında problemin benden kaynaklandığını düşünmelerini istememiştim…
Aslında patronumuz problemleri çok severdi. Mafya vari takılmaktan hoşlanır, olaysız geçen bir günün onun için nekadar sıkıcı olduğunu bilirdim.
Halı mağazasından çok ağır ağabeylerin takıldığı lokal gibiydi. Gün içerisinde bir çok ziyaretçisi gelir dertlerini anlatır patrondan çözüm isterlerdi…
Bir hafta sonra olay mahalline doğru minübüs’ümüze yüklediğimiz halılarla beraber servise gidiyorduk. Yanımda bir usta daha vardı.
Eve geldiğimizde ‘kuduz’ ortalıklarda gözükmüyordu. Bir oh çekerek işimizi hemen bitirip uzaklaşmak istiyordum…
İşin ortalarına doğru evin zil’i çaldı.
Kucağındaki paketlerle içeriye kuduz herif girmişti. Bir kez daha beni şaşırtmıştı;
- Hadi bakalım çoçuklar acıkmışsınızdır. Bakın size neler aldım. ‘’Bunlar en meşhur kebapçıdan alındı ha’’ ona göre.
Kendimden utanıyordum. Adamın suratına bile bakamıyordum. Oysaki günlerce ne hakaretler etmiştim.
Yemeklerimizi yedikten sonra tekrar işe koyulduk. Arkadaş ile adamın arası iyiydi. Hoş sohbet ilerliyorlardı. Bende oradan oraya uçuşan çocuklarla uğraşıyordum. İşimi yapmama engel oluyorlardı;
- Amca amca sen neden bu işi yapıyon? Başka iş bulamadınmı? Hahhahaha
Geleceğin haylazları tam sürat evrimlerini tamamlıyorlardı. Daha bu yaşlarda T.şşak geçmeği kapmışlardı…
Ev’de yok yoktu. Son model mobilyalar, son sistem elektronik aletler. Sadece mutfak yaşadığım gece kondu yu ikiye katlardı.
Beyefendi yanımıza gelerek;
- Hadi evladım gelin birer kahve içelim, dedi.
Tüm benliğimle birkez daha pişmanlık duyup suratımın nasıl kızardığını hissedebiliyordum.
Çocuklar için aynı şeyi söyleyemezdim. Kan beynime çıkmıştı. Olamazdı böyle yaratıklar. Beni hasta etmeği başarmışlardı. Herkes beni sakin ve efendi bilirdi, öyleydim de zaten.
- Çocuklar gidin başka bir odada oynayın, bakın iş yapmaya çalışıyoruz burada.
Dinleyen kim? Çocuk değil şeytan bunlar. Halıların altını üstüne getirmişlerdi. Yapıştırıcıların üzerine basıp halıların üzerlerinde yürüyorlardı. Babaları bu olayı görüp;
- Olsun evladım olsun, Leke tutmaz bu halılar, dedi.
- Aman beyefendi. Çay kahve lekesi değil bu. Yapıştırıcı.
- Kimya bilgim vardır. Ne yani ben anlamammı diyorsun şimdi?
(Yandık gene. Uyuyan devi uyandırdık)
- Haklısınız beyefendi. Siz kimyacısınız. Siz bilmeyeceksiniz de ben mi bileceğim…
- Hah şöyle ya. Bak böyle ol canımı ye. Benim villam var, yazlığım var, fabrikam var…..Senin neyin var? Benim fabrikamda senin gibi yüzlercesi var.
Arkadaşım olayı çakıp yanımıza geldi. Su’dan bahaneler sıralayıp beraber diğer odaya geçtiler.
İşin sonuna gelmiştik. Nihayet kendini beğenmiş medeniyet’ten yoksun tipten kurtulacaktım…
Hesap cetveli ve fatura ile birlikte fabrika, villa ve jip sahibi görgüsüze yaklaştım.
- Beyefendi işimiz bitti. Güle güle kullanın, buda faturanız.
Birden cin çarpmışa dönmüştü, dudaklarını ısırıyor elleri titriyordu.
- Ben kerizmiyim lan?
(Allahım yarabbim kazasız belasız çıkart beni buradan)
- Bu ne biçim hesap lan? Kaç metrekare bu ev lan?
- 90 metrekare.
- Burada yüz on metrekare yazıyor lan.
- Beyefendi tek tek izah etmiştim size. Böyle yaparsak bu kadar, şöyle yaparsak bu kadar metrekare tutar diye. Siz de söylediniz ya, ‘’ben bohçacı’mıyım evime yama yaptırtmam bir şerefim var’’ diye? Sonra hanımınız’da ‘’ Sen onun istediği gibi yap evladım’’ dedi…Yani şerefinizi kurtardım…
- Ulan bana bak şerefsiz köpek. Sen beni enayimi sandın lan? Ben senin gibi yüzlercesine ekmek veriyom lan.
- Eeeee yeter be şerefsiz sensin medeniyet görmemiş yaratık. Nedir yani sen söyleyeceksin bende yutacakmıyım şizofren kimyacı.
Arkadaş araya girerek ‘’ yapmayın arkadaşlar ne oluyor? Sakinleşin biraz’’ diyordu Fakat adam susmak bilmiyordu. Polyanna pelerinini çıkarıp drakulaya dönüşmüştü.
Kadın arka taraftan polisss polisss diye bağırmaya başlamıştı. Arkadaş ortada dönüp bir onu bir beni tutuyordu. Zonta susmak durmak bilmiyordu…
Kadın kocasını, arkadaş beni tutup ayrı ayrı odalara götürülmüştük. Arkadaş;
- Bak murat. Adamın evindeğiz ve deli bu adam deli anlıyormusun beni? Deli bu. Birde zengin mahfeder bizi, kime neyi anlatırız. Evimde saldırdılar der onu der bunu der anlıyormusun. Sen şimdi sus ve aşağıya arabaya git otur. Ben her şeyi ayarlar gelirim sakin ol artık. Tamam adam şerefsizin teki bunu bende gördüm fakat yeterki şimdilik buradan uzaklaşalım…
Neyseki artık sakinleşmiştim. Ama o lafları kesinlikle hazmedemiyordum. Dış kapıya doğru ilerlerken kapının tutulmuş ve manyağın elleriyle gel buraya gel demesiyle dona kalmıştım.
- Kaçıyon ha kaçıyon. Dur durrr seninle hesabımız daha bitmedi. Benim evimde bana rajon ha hımmm hımmmm…
- Beyefendi tamam artık uzatmayalım. Büyüklük bende kalsın, özür dilerim tamammı? Anlaştıkmı?
- Ben özür mözür anlamam ulan seni mahfedeceğim. Bittin ulan sen bittin sen köpek.
- Köpek sensin şerefsiz. Senin paranında pulununda……..
Adamı parçalamak üzere hamle yaptığım arkadaş beni resmen havada kucakladı duvara yasladı. ‘’ murat murat adamın silahı var oğlum silahı’’ dedi….
- Birden afalladım. Baktım silahı ön tarafına kemere takmış. Zorlaya zorlaya göbeğini dışarı çıkartıp bana silah gösteriyor. Maymunlar gibi olduğu yerde zıplıyordu. ‘’ Bittin sen bitsin sen ‘’ diye tempo tutuyordu…
- Eee ne bekliyosun, dedim. Yanımda fındık fıstık yok atamıycam kusura bakma.
Ortalık ana baba gününe dönmüştü. Her şey saniyeler içerisinde olup bitiyordu. Kadın bir taraftan bağırıyor, çocuklar ağlıyor, arkadaş bir bu tarafa bir o tarafa gidip geliyordu…
Ağıza alınmayacak birkaç laf daha etti. Adamı tuttuğum gibi silkelemeğe başladım.
- Vur ulan beni hadi vur, ne bekliyorsun vursana şerefsiz hadi vursana şerefsiz.
Herkes kenara çekilmiş film gibi seyre dalmıştı. Adam iki eliyle başını tutmuş ağlıyordu. Tekrar tutup kenara itekledim ve dışarıya çıkıp anlamsızca sokaklarda yürümeğe başladım…
Bir birahane gözüme çarptı. İçeri girip içmeğe başladım. İçtim içtim ve içtim. Eve nasıl geldiğimi hatırlamıyordum.
Telefon sesine uyandığımda ertesi gün olmuş ve saat öğleden sonrayı gösteriyordu. Apar topar mağazanın yolunu tuttum.
Patron mağazada volta atıyordu. Beni görünce kahkahalar atmaya başladı. Haaahhhahhhaaaa
Silahmı çektiler sana? Hahahahaaa ‘’ markası neydi? Yoksa altı patlar mıydı? Hahahaaahaaa
- Ne bileyim abi markasını falan. Canımı zor kurtardım.
- Adam parayı ödemem demiş. Doksan metrekare parasını öderim demiş. Batırdın oğlum bizi. Neyse o gelsin bakalım. Silah çekmek ne demek ben ona gösteririm. Hahahhaahhhaaa
Bir tane akıllı yokmu ya bu dünya’da, canımı zor kurtardım diyorum herif kahkahalar atıyor…
Aradan iki üç gün geçtikten sonra, akşam saatleri siyah jip kapıya dayandı. Pisko kapıdan içeri adım atarken, patronun büro camına tıklayarak geliyor geliyor diye işaret verdim…
Dünyayı ben yarattım edasıyla sağa sola sallanarak kasaya yaklaştı.
Patron paltosunu açarak belindeki silahı kavradı. Pisiko altına yapan çocuklar gibi kıvranarak elini beline attı ve …
Patron kahkahalar atarak ;
- Seninki daha kılıfında lan. Sen onu çıkarana kadar ben seni kalbura çeviririm lan kalbura, dedi…
Ve arkasından adamın gırtlağını tutarak ‘’ Sen ölmeği bayılmakmı sandın lan ‘’ dedi…
Aşağılık köpek kedi yavrusuna dönüşerek sütüne dil atmaya başlamıştı bile…
- Ya ya ya, siz beni yanlış anladınız. Vallahi billahi hepsini ödeyecem bak ben onun için geldim ağabeycim…
Araya girerek içimi boşaltmalıydım ;
- Sus lan aşağılık köpek. Hani bu dünyayı sen yaratmıştın. Nerede fabrikan, jip’in villan.
Ne oldu, hadi kurtarsın seni paran şimdi…
- Beyefendi senden de özür dilerim. Ortada yanlış anlaşılma var…
- Tamam tamam kalıbının adamı değilsin. Zavallının birisin sen. Sakın tekrar ağlama. Hadi şimdi kuyruğunu sıkıştır ve defol buradan…
Ortalık yatışmış patron gününü dolu dolu geçirmişti. Çok keyifliydi. Fırsat bu fırsat yanına giderek zam istedim…
- Bak şimdi muratcım. Biliyorsun işler iyi değil. Borç içinde yüzüyoruz………….vs.?
Oğuz
Öyküler Siirler John Fante Bukowski Dostoyevski Çehov Anasayfa