Salat bar

 
 
Ruhumu satıp karşılığında kefen parası kadar maaş alıyorum. Bugüne kadar hiç bir sömürhanede görmediğim salat 
barımız bile var. 
 
Hergün dört çeşit yemek yiyiyoruz. Mübella teyzenin yuvarlak börek tepsisini, Terzi idris abinin şekillendirmesiyle 
oluşmuş firizbi şapkamı askıya asıyorum. İğnenin deliğini çökerten rüzgarın, göte parmak oynadığı montumuda
çıkartıyorum. Belimde ki itfaiye hortumu jopumu da biryerlere kaçmasın diye zaptedip yemeğe oturuyorum.  
 
Köz gibi mercimek çorbası var. Biraz tuz ekip çalıyorum kaşığı. İkinci kaşıkda, karamanın koyunu sahne alıyor. 
Başım dönüyor. Gözüm kararıyor. Nefes alamıyorum. Afakanlara geliyorum. Boylu boyunca, salad barın önüne dökülmüş
haşlanmış mısır tanelerinin üzerine düşüyorum. 
 
Bizim yedi canlı mercanla göz göze geliyorum. Nanik yapıp kaçıyor. Yemeyip verdiğim, bütün sosisleri o dakka kesiyorum 
ibnenin. Ortalık kaos. Yardım sever bir abimiz, hobidik yapıyor beni. 
 
İki bin iki yılının bir şubat sabahına, beşyüz cc lik serumla uyanıyorum. Tahliller filmleri kovalıyor. Kendimi çok kötü 
hissediyorum. Buraya kadarmış diyorum. Felek silleyi bırakıp babaçko yumruğu koydu diye düşünüyorum. 
Kroki durumdayım. Şikayetlerim son sürat devam ediyor. 
 
Ama tıbbi açıdan bir bulgu elde edilemiyor. Bekliyoruz. Ermeni asıllı erken bir doktor arkadaşımız, lafımızı balla kesiyor;
 
'' Ğöğsünü açacağız. Ayaktan damar söküp, kalp ile beyin arasına üçüncü köprüyü kuracağız. Atardamarında büyük bir 
tıkanıklık oluşmuş. 
Çok ilginç. Bu yaşda bu damar hiç rastlamadığımız bir durum. Yazık olur sana. 
Masada kalabilirsin. Ölebilirsin. İlaç kullan. Zamana bırakalım'' dedi. 
 
Gribal bir enfeksiyon beklerken katanya yı yemiştim. 
 
Dünyalığımdan vazgeçmiş, Çırpınıyor aileme bakıyordum. Mükafatımı almıştım. Satmıştım anasını. İnceldiği yerden 
kopsundu artık. Kanatları kopmuş kartal olmuştum. Kısmetimi gökyüzünde değil yerde arayacaktım artık. 
 
Rahatsızlığın çok ciddi. Kendine çok dikkat edeceksin. Heran felç olma riski taşıyorsun. Tamam gençsin.Senin için çok zor
ama sen bu rahatsızlığını kabul edeceksin. Rahatsızlığınla evleneceksin tayfun bunun başka çaresi yok diyen beyaz 
önlüklülerin telkin ve diretmeleriyle aradan koca bir dörtsene geçti. 
 
Üçüncü köprüyü kuramamıştık ama afilli bir düğünle nikahı basmıştım damara. Biri kız biri erkek iki çocuğumuz oldu. 
 
Çok seviyorum onu. Umarım ömür boyu ayrılmayız.   
 
 
 
Tayfun
 

 

 

Öyküler   Siirler  John Fante   Bukowski    Dostoyevski   Çehov  Anasayfa