Eğitim serisi - 3 TARKAN
Hepimiz yeniydik, lise bir. Ortaokuldan sonraki özgürlük adımı gibi görünüyordu. Gerçi ben düz liseden gelmiştim meslek lisesine. Bütün derslerden kalmıştım, resim, beden eğitimi, vatandaşlık dersleri gibi palavraların harici hepsinden. Lanet olası, can sıkıcı bok kusan hocalardan başka bir şey yoktu benim için. Meslek okulunda rahattım en azından. Ama düz lisedeki gibi arkadaşlarım yoktu burada. Gerçi aralarındaki bazıları hepsine bedeldi.
Haftada iki gün okulun atölyesinde matbaa üzerine baskı teknikleri dersi görüyor, diğer üç gün ise mesleki ve bazı teori derslere devam ediyorduk. İkinci ve üçüncü sınıflar ise haftada üç gün çeşitli işyerlerinde çalışıyor geri kalan iki günde okuldaki derslere devam ediyorlardı.
Tarkan üçüncü sınıftaydı ve sadece haftada iki gün görebiliyordum O’nu. Tarkan, temiz yüzlü, genel Türk tiplemesinin çok dışında, kumral, hafif koyu renkli gözlük takan, derin bakışlı ve aşırı zeki görünen biriydi. Ses tonu, konuşması ve tipi fizik profesörlerini çağrıştırıyordu. Sağlam yapılı dik duran biriydi. O’nunla okulun baskı atölyesinde tanışmıştık. Bu arkadaşlığın en güzel tarafı Tarkan’la uçuk kaçık taraflarımı çok rahat konuşabiliyordum. Her düşünceme, her sözüme değer veriyor itinayla dinliyordu ve genelde benim anlatmak istediğimin ötesinde anlıyordu iç dünyamı.
Tanışıklığın ardından oldukça sıkı bir diyalog başlamıştı. Saatlerce konuşuyorduk ve ben hiç olmadığım kadar mutluydum. Çizdiğim resimleri O’na gösteriyordum ve üzerinde yorum yapıyorduk. Ama O resimlerden çok benim iç dünyamı hedefleyerek derinine inmeye çalışıyordu. Sürekli sorular soruyor ve bu sorularla beni kendimle yüzleştiriyordu. Sohbetler benim açımdan düşündürücü ve öğreticiydi.
Her konuşmamızın sonunda daha çok bilinçleniyordum. Çoğu kez, bunları nasıl akıl ediyor, resimle alakası olmadığı halde nasıl bu kadar derine inebiliyor diye düşünüyordum. Çünkü kendimi bir parça çocuk ve çaresiz hissetmektende kurtulamıyordum. Alışılmışın çok dışında yaklaşıyordu hadiselere ve beni bu konuda etkilemek kolay değildi çünkü kendi yaşıma göre oldukça yetenekli ve bilgi sahibiydim. Odama kapanıp günlerce çiziyor ansiklopedilerde büyük sanatçılar hakkında yazılanları okuyordum. Ama olmuyordu Tarkan beni her seferinde alt ediyordu.
Çizdiğim resimler pek iç açıcı sayılmazdı, eğer ki bir Avrupa ülkesinde yaşıyor olsaydım psikolojik tedaviye alınmam kaçınılmazdı. Halbuki benim bu tür resimleri çizme sebebim manyak olmamdan kaynaklanmıyordu. Doğrusu sebebini bende pek bilmiyordum. Belkide bu yüzden Tarkan bana yükleniyordu.
“Altan bu resim enteresan, kafası gövdesinden ayrılmış bir adam.”
“Evet bencede öyle”
Okulun baskı atölyesindeydik. Pek fazla kimse yoktu. Ben çizdiğim resmi büyük bir malzeme kutusunun üstüne koymuştum. Tarkan duvara yaslanmış eliyle çenesini ovuşturarak resme bakıyordu. Resimde sadece kopuk bir kafa vardı. Ama kafa yaşıyordu. Tarkan her zamanki gibi düşünceli ve saygılıydı.
“Altan değişik ve farklı olduğunu düşünüyorsun di mi”
“Nasıl yani”
“Yani kendinin gerçekten çok farklı bir insan olduğunu düşünüyorsun di mi, demek istediğim bu”
“Evet öyle olduğumu düşünüyorum.”
Çenesini ovuşturarak resme bakmaya devam ediyordu.
“Şimdi sana bir sorum var Altan.”
“Evet”
“Karşına kesik bir kafa koysalar ne yapardın, gerçekten onun resmini yapabilirmiydin.”
Afalllamıştım, evet afallamıştım çünkü konu çok farklı bir yere gelmişti. Ne cevap vereceğimi bilemedim ama altta kalmakta istemiyordum. Sanki yapamam dersem tamamıyla yok olacakmışım gibi geldi bana.
“Bilemiyorum, yani...nasıl desem...”
“Altan cevap ver bana, eğerki sen gerçekten farklı ve değişik biriysen karşına kesik bir kafa koyduklarında onun resmini yapabilmen lazım.”
“Bilemiyorum belki yapardım ama bir şey diyemiyordum.”
“Görüyor musun düşündüğün kadar farklı biri değilsin sen.” Sinirlenmişti “eğerki öyle biri olsaydın böyle bir resmi canlı olarak yapabilirdin.”
Taze taze kesilmiş bir kafanın resmini yapamayacağım için müthiş bir eziklik duymuştum. İşte gene kendimi çocuk gibi hissetmiştim. Kurtuluş yoktu, Tarkan mutlaka beni kendimle yüzleştiriyordu ama bunu yapma stilinde rahatsız edici hiç bir şey yoktu. Sadece çok gerçekçiydi.
Tarkan’la kurduğumuz arkadaşlıktan dolayı mutluydum ama tüm bunların yanısıra yolunda gitmeyen ve anlayamadığım bir konu vardı. Tarkan’la arkadaş olduğum için diğer üçüncü sınıf öğrencileri alaylı sözlerle bana takılıyordu.
“O manyakla niye konuşuyorsun” diyorlardı genellikle.
Sanki ben çok normaldim ve yardım edilmesi gereken biriymişim gibi. Tarkan’la arkadaşlık yapmamam lazımdı ve bana bunu anlatırken beni düşünür gibi bir tavır vardı alaylı sözlerde. Halbuki beş para etmezdi hepsi. Hayatları boyunca sürdürecekleri yaşam onlar daha doğmadan belliydi. iki kelimeyi bir araya getirip bir konu hakkında yorum yapmaktan aciz tiplerdi çoğu. Kıskanıyorlar diye düşünüyordum başlarda. Genellikle herkes uzak duruyordu ondan ama ben hepsinden daha kapasiteli bir çocuksam vardı bir bildiğim.
Tarkan’la sohbetlerimiz her zamanki gibi devam ediyordu, aksayan bir şey yoktu. Bana ev telefonunuda vermişti. Arasıra evinden de arıyordum ama telefonda farklı bir insan oluyordu. Sanki konuşmalarını birilerinden gizler gibiydi ve rahat değildi. Bir kaç defa aradıktan sonra bu yaklaşımından rahatsız olduğum için bir daha aramadım fakat O’nuda suçlamadım. Daha doğrusu üstünde durmadım.
Bu arada arkadaşlığımızın devamı ve sıkı fıkı olmamız çevreye batmaya başlamıştı. Artık benimle düpedüz alay ediyorlardı.
“Hey bakın Tarkan’ın arkadaşı geliyor.”
“Naber Tarkan’ın arkadaşı.”
“Ne konuşuyorsunuz O deliyle.”
“O’nunla arkadaşlık yapma tamammı.”
Hiç aldırmıyordum söylenenlere. O benim iç dünyamı paylaşabildiğim tek insandı. Garip biri olduğunu kabul ediyordum ama bende öyleydim. Gelgelelim insanların bana normal hatta haddinden fazla normal muamelesi yapması ağırıma gidiyordu. Belkide ortaya koyduğum bir iş olduğu için bunu yetenekle bağdaştırıyor, anlayamadıkları bir dünyanın meyve vermesi için bu düşüncelerle beslenmesi gerektiğine inanıyorlardı.
Tarkan’ın diğerlerinden farklı olarak büyük biri olacağına inanıyordum. Burası O’nun yeri değildi zaten, üniversitede iyi bir bölümde okumalı, üst düzey ilişkiler kurmalı ve hakettiği yerlere gelmeliydi. Bu senaryodan şüphem yoktu, olacaktı. Ama bir gün çok enteresan bir olay yaşadım. Tarkan’la okul çıkışında beraberce yürürken O’nun sınıf arkadaşlarına denk geldik. Bize baktılar ve direk Tarkan’ı hedef alan sözlerle alaya başladılar. Ve bunu yaparken hepsi çok rahattı. O’nun garipliği ile ilgili sözler söylüyor kimsenin arkadaşlık yaptığı biri olduğunu tekrarlayıp duruyorlardı. Sonrada benimle arkadaşlığına geldi konu. Herkes bir şeyler söylüyordu ve her söylenenin arkasından grup toplu olarak gülüyordu.
“Ne konuşuyorsun bu çocukla durmadan”
“Zehirleme çocuğu deli fikirlerinle”
“Dahi Tarkan! Neler yumurtluyorsun çocuğa”
Tarkan’a bakıyordum, ben, onları alt edecek bir cevap vermesini beklerken Tarkan kızarmış, sinirden boynundaki damarlar belirginleşmişti. Sonra aniden müthiş bir öfkeyle sınıf arkadaşlarına dönerek hiddetle bağırmaya başladı ama ağlayacak gibiydi.
“Aptallar! Mahfedicem hepinizi, göreceksiniz gününüzü. Tamammı göreceksiniz gününüzü.”
Onlara karşı tehditkar şekilde salladığı işaret parmağına sinirden titreme gelmişti. Küçük bir çocuğun ağlama krizine girmeden önceki sinir nöbeti gibiydi. O kadar şaşırmıştım ki sadece olanları izliyordum. Tarkan ağzından tükürükler saçarak bağırmaya devam ediyordu ama bu diğerlerinin kahkalarını arttırmaktan başka bir işe yaramıyordu. En sonunda Tarkan’ın bağırışları hırıltılara dönüştü ve arkasını dönerek uzaklaştı. Beni unutmuştu, bacaklarını açarak oyundan kovulmuş sinirli bir çocuk gibi hızlı hızlı yürüyordu. Yürürkende kendi kendine anlaşılmaz bir şeyler söylüyordu. O zaman anladım ki bu Tarkan’ın sürekli maruz kaldığı bir durumdu.
Sınıf arkadaşları çok eğlenmişti. Sonra bana baktılar ama artık gülmüyorlardı. Sakindiler.
“Niye arkadaşlık yapıyorsun O’nunla görmüyor musun deli O” dediler.
Ve ardından toplu halde yanımdan uzaklaştılar. Bu sefer onları küçük görüp kafamda ezememiştim. Bir şeyleri yerine koymaya çalışıyordum ama olmuyordu.
Sonraki günlerde Tarkan’la bu konuyu hiç açmadık. Sadece O’nunla kalabalık arasında durmamaya özen gösterdim. Utandığım için değil, öyle bir olayı ikinci kez yaşamak istemiyordum.
Zaten okulun kapanmasına çok bir zaman kalmamıştı. Tarkan mezun olmuş ve bende tatile çıkmıştım. Uzun bir süre Tarkan’ı görmedim. Aramak istediğim zamanda telefonunu bulamadım. Okul açıldığında O’nun hakkında bilgi sahibi olabileceğim tek bir kişi bile yoktu. Çünkü koskoca üç yıllık eğitimde tek arkadaşı ben olmuştum.
Daha sonraları Tarkan’ı unuttum. Fakat aradan iki seneye yakın zaman geçtikten sonra hatırlatan bir hadise yaşadım. Artık bende üçüncü sınıftaydım. Bir gün sınıfta arkadaşlar sohbet ederken sadece dinlemek için yanlarına yanaştım ki bir şeyler anlatan kızın gözleri beni görünce parladı.
“Biliyor musunuz dün trende kimi gördük” dedi.
Bana bakarak
“Tarkan’ı gördük” dedi ve gülmeye başladı.
Gözler bana döndü ama ben kıza kitlenmiştim, devamını bekliyordum.
“Tarkan’ın elinde çukulata paketleri vardı, çukulata satıyordu trende. Sonra bizi görünce sinirlendi ve bize, gülmeyin hayata atılınca sizleride göreceğiz dedi.”
Anlattıkları herkesin çok hoşuna gitmişti, kahkalar devam etti.
Yanlarından ayrıldım sırama oturdum.
Altan
Öyküler Siirler John Fante Bukowski Dostoyevski Çehov Anasayfa