Basketçi peder
Rutubetten küflenmiş sırt çantama koyduğum basket topuyla yol alıyoruz bazen. Otuz iki yaşında çok geç kalan bir
arkadaşlığımız var bu sevimli topla.
Yaşadığım otuz yedi metre karelik kuş yuvasının üst tarafına belediye pota koymuş.
İnsan evladı olabileceğimiz kanaatine varılıp binlerce nüfuslu teksas harlem karışımı mahallemize bir adet potayla kıyak
çekmişler. Bu bedavacı kardeşlerimiz cennetin kapısını aralamış hayırlara vesile olmuşlar.
Tam vaktinde bu topla tanışmış ufaklıklarla çayda çıra oynuyoruz. Her attığım giriyor anasını satayım. Yirmi sene
öncesinden yapıyorum atışlarımı. Kıramıyor beni her attığımı alıyor içeri.
Yılarca deliksiz girmişti hayat bize.
Sekizlik sayılarla filemizi yırtmış, benç presle ağzımıza mıçmıştı. Tıkalı damarla İnanılmaz zorluyorum ibnenin halkasını.
Basketin topuyla ilk sevişmemiz değildi bu.
Anadolunun bozkırlarında yiğidi bol, havası sert bir ortamda tanışmıştım ilk defa.
Randımanlı bir sevişme olmamış, tatmin olmamıştım. Viagranın çaresizliğine ağlayacağı ender bir pozisyondu.
İnek bokları yere düşmeden yakalanıp taptaze ve sıcacıkken en yakın duvara yapıştırılırdı.
Bu sistem tezeklerle sıvanmış okulumuz vardı. Paslanmış koyun kırpma makinasıyla nice tren yolları açılırdı kafamızda.
İnsanı göte çevirmenin en basit yoluydu bu. Kağnıcı kamber amcanın tahtadan yaptığı dar ağacı figürlü potamız en sevilen
olayımızdı. Eğer birde top bulursak en birinci çocuklar biz olurduk.
Hangi güzel insanın bağışladığını bilmediğim üçüncü el cırtlı lastik ayakkabılarımla keklik gibi sekiyordum.
Akrobatik haraketlerle önemli sayılar kaydediyordum.
Zirvesinde kartalların cirit attığı, verimli kırmızı topraklarla süslenmiş ulu dağlardan gelen rüzgara kendimi bırakmıştım.
Coşmuştum artık.
Ta ki sempatik babam kafama çökünceye kadar. Bütün sahayı harmanlamış inanılmaz bir pres
uygulamıştı. Müthiş alan daraltmıştı. Curalı ve aşşağı tekkeden gelen arkadaşlarım tabanları çoktan yağlamıştı.
Rakipten tırsmışlardı anlaşılan. Haksız sayılmazlardı.
İspanyol boğası olsan bu rakibe yürek dayanmazdı. Topu kaybetmiştim. Kaç kırığım vardı bilmiyordum. Karpuz dilimli
topun çekirdekleri boğazımda düğümlenmişti. Gavur icadıyla oyun oynamanın cezasını ağır ödemiştim.
Hayatında hiç kilise yüzü görmemiş bizim peder, maçı farklı kazanmıştı.
En afilli çukulataları bile verseler, bisikletde alsalar korkumdan bir daha o topa el sürmemek için yemin etmiştim...
Tayfun
Öyküler Siirler John Fante Bukowski Dostoyevski Çehov Anasayfa