Baba Lamba

 

Tek kapılı buzdolabı karda vals yaparak son sürat üstüme geliyor.

Su gibi akıyor. Ayaklarımı altına alıyor ama gövdemden kaçamıyor. Zor bela karşılıyorum mereti. Kızak şekli verdiğimiz tahtaların üstüne eşyaları koymuşuz çeşme başında ki kamyona kaydırıyoruz. Köylü eğlencenin ağa babasını yaşıyor. Orgazm olmuş durumdalar. Felçli nizam amca bile camda. En baba sirkin bokunu atmışız. Alengirli işler bizim göbek adımız.

İplemiyoruz ahaliyi. İçimizden giydiriyoruz. Bedenlerini bilmesekde rahatlıyoruz.Tufan boran göz gözü görmüyor.

Kar, adamı yutuyor. Ellerim puç olmuş. Hissetmiyorum. Tayinimiz çıktı. Köyden kente göç ediyoruz. Kardaki
slalomdan eşyalar çocuklar gibi mutlu. Haleti ruhiyelerinden hiç böyle kaymadıkları anlaşılıyor. Merdaneli çamaşır makinası götüyle gülüyor bize. Karşı köyden zorla arayıp bulduğumuz kaptan şoför durumdan hiç memnun değil.

Yollar kapanmış. Çok zor olacak diyor. Ekmek teknesiyle yardıkça yarıyor kardan görünmeyen asfaltı. Hatim indiriyoruz. Dualarımız bizden önce varıyor şehre. Verilmiş sadakamız var. Anadolu sanayisinin parlayan yıldızı soğuk kentin
sınırlarından içeri giriyoruz.

Her yeri dökülen kamyon camından büyük memlekete hayranlıkla bakıyoruz. Çok uzunca bir süre köydeydik. İmanımız gevremişti. İnsanlardan her daim kaçmıştık. El öpmekten, Koyundan kuzudan tavuktan boğum boğum boğulmuştuk. Sıcak ilişkiler kurmak için beyinde mecal kalmamıştı. Osbik fobik nevroz durumdaydık. Büyük şehirde kimseye eyvallahımızı olmayacaktı. Baba bir dağın eteklerinde ki dört katlı bir apartmanın önüne kıçtan kara yanaşıyoruz. Ev kocaman. Saray yavrusu.Tirübünler yine dolu. İkinci şovumuza yeni adresimizde devam ediyoruz.

Alt komşular yardımcı oluyor bize. Sıcak çay ikram ediyolar içiyoruz. Sempatik insanlar. Onlara teşekkür ediyoruz. Aile direğimiz pek sevişmemiş olacak ki. Bir daha da yüzlerini görmüyoruz. Canımıza minnet. Cehennem öte insanlar daha öte. Beş beden büyük takım elbiseye benzeyen kostümümle semtin lisesinin yolunu tutuyorum. Birinci dakkada kostümüm
alay konusu oluyor. Yarım kilo pastırmayı nefessiz yutan hamamoğlanlarının eğlencesi oluyorum. Karnı tok sırtı pek ağızları bir karış çemenli ibneler kahkahayı basıyor kostümüme. Hayatımda nice daniskalar görmüşüm ben.
İplemiyorum. İnsanın oğluna fırsatı vermiycen. Beş değil otuz beş beden en kıllı götü arar bulur seni oraya sokar o dakka ümüğüne çöker. Para verip giysi almak everestin tepesine çıkmaktan daha zordu bizim için. Külodumuz yoktu giymeye.

Biz böyle mutluyduk. Şerefsizler heryerde olabileceği gibi burayada çöreklenmişlerdi. Sidiğimle boğabilirdim onları. Aletimden balyoz gibi dertler akardı. Kimse altında kalmak istemezdi.

Şımarık paralı tipleri hiç sevemedim hayatım boyunca. Kimse isteyerek şarlatan olmazdı. Bizede torbadan bu hayat çıkmıştı. Başkasının kamışıyla gerdeğe  girilmeyeceğini buçuk yaşımda öğrenmiştim. Baba tomarı yemek marifet değildi. İnsan halinden anlayabilmek, cozutmamak en güzeliydi. Anlaşılmıştı. Çekip çıkartmalar düştüğünde etli götlerine birde ben çakacaktım. Her zaman olduğu gibi.
 

Yine hoş geldin yalnızlığım olmuştu. Hiç şikayetçi değildim. Kardeşimde sürüklene imam hatipin yolunu tutturuldu. Eli mahkum gidecek. İmam olup hatipleyecekdi. Girmediği delik yemediği nane pul biber kalmayan insanlar
ölüme beş kala yaratıcının adını ezberlerler. Bu piskozda ki peder çocuğunu hatip yaparak pür ü pak olacağını hesaplamıştı. Her ne olursa olsun yaşamak yine de güzeldir demek için anı kovalıyorduk.

Evde hiç bitmeyen sıkı yönetim var. Akşam yedide ışıklar sönüyor. Benim de evin önünde ki düştü düşecek köhne sokak lambasıyla arkadaşlığım başlıyordu. Ne muhabbetlerin belini kırmıştık onunla. Tek kaldığını, bu mübarek müstesna insanları yeterince aydınlatamadığından dem vururdu. Telkin ederdim onu. Çok kısa bir zamanda helojen lambalar

gelecek bu güzel insanları daha iyi aydınlatacaksın derdim. Çok sevmişti beni. Ben yanındayken ekstra bir güçle fişekliyordu kendini. Benim için çaba sarf eden başka kimseyi tanımamıştım. İbne coğrafyacıya ve diğerlerine hiç yem etmemişti beni.

Yıllar sonra bu şehre tekrar yolum düştüğünde onuda unutmamış ziyaret etmiştim. Güneş gibi parlamıştı beni
görünce. Hala eskisi gibi ayaktaydı. Eksi yirmi beş derecede, Karanlığı aydınlatmaya çalışan Işığının altında ders çalışan hiç kimseyi görmemiştim.
Çok sevinmiştim... 

 

 

Tayfun

 

 

Öyküler   Siirler  John Fante   Bukowski    Dostoyevski   Çehov  Anasayfa