Mutluyum bu aralar
Biraz da huzurlu...
Alışık olmadığım bir durum. Hastahanelerle bir müddet işim bitti. Ölüm kokan koridorlarda dolaşmayacağım.
Kolum şırıngalarla delinmeyecek serum takılmayacak maymun götüne dönmeyeceğim. İbne damardan son filimide
çektirdim. Belki bunlardan kurtulmak rahatlattı. Belkide gitmekten hiç usanmadığım ve her dönüşümde tekrar özlediğim
Sultanahmet'in dingin ve güzel ortamında olmak.
Hiç haraket etmeden bir bankın üzerinde oturuyorum. Sadece beynim çalışıyor. Altıyüz yıllık meydanda oturmanın
derinliğindeyim. Tarihçelerini pek bilmesemde devasa Ayasofya'yı arkama alıp Sultanahmet camisini seyretmek hoşuma
gidiyor. Biz'den sökülüp alınan çocukluk ve gençlik yıllarımız. Bu insanlık ayıbının tozlu sayfalarını açıp yüzleşmek için
bulduğum yegane yer. Yaşanmışlıklarımı, Kanuniler kadar, fatihler kadar, mimar Sinanlar kadar gerçek kılıp onlar kadar
geriye atıyorum.
Her geçen gün bu insanların büyüklüğü kadar, bizden alınanların büyüklüğünüde daha iyi anlıyorum.
Bu yapıları görünce adamlar neler yapmış be kardeşim deyip en ufak bir sarsıntıda göte dönen binaları, boku boku na ölen
insanları anımsatması bile ürkütmüyor beni. Yüz metre ileride Topkapı sarayı. Sağ kulvarda yere batan sarnıcı.
Gözünü para bürümüş, arkanı dönsen tecavüze yeltenecek, turist sikmek için özenle büyütülmüş yavşak elemanları
saymassak, tarihin tam ortasında çay içmek mi güzelleştirdi acaba beni.
Haremde ki hatunların canları sıkılmasın gezsinler hava alsınlar diye bir nefeste oluşturulan Gülhane parkında ulu
ağaçların serinliğinde ciğerlerime depoladığım oksijen mi beni uçurdu acaba? Gülhanenin çıkışında ihtişamıyla bekleyen
sarayburnu mu mesut bahtiyar ediyor beni? İşim yok sağlığım yok ailem yok geleceğim meçhul ama kendimi iyi
hissediyorum.
Otuz iki yaşında yeni yeni farkında olduğum duyguları yaşıyorum. Gencim, yakışıklıyım, değerliyim. Aslanlarlar gibiyim.
Kendimden kaçmıyorum. Çok şaşılacak bir durum ama kendimi seviyorum. Yalnız olmak korkutmuyor artık beni.
Yıllarca insanların götünden koştum.
Onlarla mutlu oldum. Onlar üzüldü ben ağladım. Ben üzüldüğümde kimse ağlamadı. İnsanları mutlu etmenin bir sonu
olmadığını anlamak için hayatımı feda etmem gerekti. Bir allahın kulu bizi muhatap görüp sikine takıp anlatmadı.
Kardeşim hayat budur. Hayat ibnedir yavşaktır demedi. Ne varsa ailende var demedi. Mum gibi eriyip bu sırrı kendim
keşfettim. Ruhsağlığımı ve damarımı kaybettim ama yinede kendimi şanslı görüyorum. İnsanların iki yüzlülüğü çıkarcı
bakışlarında ki ağlama senaryoları çileden çıkarıyor beni. Belki ben çok hassasım. Karşımdakini anlamaya çalışayım derken
tamamen o insanın dünyasına girip bir daha da çıkamazdım.
Ben güvenlik görevlisiyim dediğimde insanlar bir daha yüzüme bakmazdı. Bir bekçiden ne kopartılabilirdi ki?
Bir bekçinin kime ne faydası vardı?
Öcüydüm ben. Bir boka yaramaz götün tekiydim onlar için! Açlıktan ağzı kokan parasız. Baltaya kamış olamamış.
Hayatta bir şeyleri başaramamış bir yerlerde bekçi köpeğiydim. Benimle kimse vakit öldürmek istemezdi.
Ben bok döktüm ama bokoğlu boka muhtaç olmadım. Hep kaçtım acımtırak bakışlardan. Fayda etmedi, onlar gene gelip
beni buldu.
Yapacak birşey yoktu, genç yakışıklı konuşması düzgün bir çocuğum.
' Doktormusunuz? Mühendis? İş adamı filan mı? Sorularıyla çok karşılaştım.
Bu soruları duyduğumda cinnet geçiriyor namlu ucundaki mermi oluyorum. Tetiğe artık zevkle basıyorum.
Daha önceleri onları yaralamaktan korkuyor hayal kırıklığına uğrattığım için üzülüyordum. Ve ateş ediyordum.
Yok hayır ben mühendis doktor degilim mesleğimde yok. Kayıp bir ailenin yok olmaya yüz tutmuş duygularını koruyan
bekçisiyim. Şaka yapıyorsunuz heralde. Yok şaka yapmıyorum tetiğe bir daha basıp öldüreceğim.
Ben bekçi gibi yaşamıyordum. Bekçiliğimi yapıp evimin yolunu tutmuyordum. Belki bekçilik geneleğine aykırı davranıyordum.
Ama her ne olursa olsun bizden çalınmış mutlulukların yerini telafi edecek bir şeyler yapmak istiyordum.
En azından şimdi ki zaman mutluluklarını yakalamak. Temiz giyiniyor saçlarımı jöleliyorum. Ev kiramı ödeyip evin
masraflarını karşıladıktan sonra bir zamanlar takım elbisesiz şapkasız çıkılmayan taksime gidiyor fasıl dinliyor.
rockbarlara gidiyorum. Tıkalı damar bütün gücüyle kastırsa bile çiçek pasajında bira içiyorum. Bir bira için akla hayale
gelmeyecek şaklabanlıklar yapan insanları seyrediyorum. Ateş pahası olmasına rağmen şampiyonda kokoreç yemeden eve
dönmüyorum. Kendi paramla yapıyorum bunları. Aslanlar gibi alınteriyle.
Kimsenin götünü yalamadım yalvarmadım.
Kaç kız görüntümden etkilenip hayal kırıklığıyla götünü dönüp koşar adım uzaklaşmıştır benden. Bir gün çok güzel bir kız,
tayfun gerçekten yakışıklı güzel çoçuksun. Çerçeve hoş ama içi boş demişti. Kız haklıydı. Etiket çağındayız, Statü para güç
şan şöhret. Gerçi bu güçlerin modası eskimez. Güç ve para gibisi var mı. Tıpış tıpış ayağıyla gelmiş kız senden elektriği
almış bekçiyim denir mi hiç. Götünü döner gider sonra. Yapamadım çünkü doğrucu sikmişti beni. Biriside ne iş yapıyorsun
diye sormasın artık. Ekmek parası kazanıyorum ben kardeşim ya.
Annen baban kadar varsındır ;
Onların evi varsa seninde vardır.
Boklu götün onlar sayesinde emniyettedir.
Pis boğazın onlar sayesinde tıkınır.
Onlar sayesinde okursun.
Kıç cebindeki paralar onlar sayesinde orada durur.
Gerçek bu kadar net iken kafa ütülemeyin be kardeşim. Biz doğarken koşuyorduk. Hemde engelli.
Çitler, taşlar, bayırlar, demir çubuklar, keserler, betonlar vardı yollar üzerinde.
Telefonum çalıyor.
Çok sevdiğim doktor lakaplı arkadaşım arıyor görüşmek için. Özlemiştim zaten. Büyük bir ihtimalle o da taksimdeydi.
Her hafta gelirdi. Tozu yutanlardan biriydi. Arkadaş grubuyla oturduğunu ve istersem gelebileceğimi onlara
katılabileceğimi söylemişti. İlk aklıma gelen bekçi olduğum ve sorulduğunda ne cevap vereceğim oldu.
Çünkü binlerce kez böyle olaylar başıma gelmişti. Masanın bir kenarına paçavra gibi atılıyordum. Kafam güzel ve makara
yapmaya karar verdim. Çünkü ilk dakikada bu soru gülle gibi bana yöneltilecekti.
Merhaba arkadaşlar, der demez onbeş kişiye yakın oldukça kalabalık bir masanın tam ortasına yapıştırılmıştım.
Bıcır bıcır hayattan zevk alan. Gülen eğlenen. Kira sorunu olmayan ekmek derdine düşmemiş. Sahipli. Okuma ve adam olma
fırsatı verilmiş kadınlı erkekli yaşıtlarımın olduğu çok tatlı bir ortam.
Bütün gözler bende. Kendisini 'ben avukat serpil' diye tanıtan bıcırık kadından beklediğim soru geldi.
- Ne işle meşgulsünüz?
Değersiz bir adam olmaktan O kadar bunalmışım ki artık. Makus talihimi tersine çevirmek ve biranlıkda olsa götümü
kaldırmak istemiştim. El bombasını patlattım aynı saniyede.
- Beyin cerrahıyım ben.
İnanılmaz bir sessizlik. Taksim susmuştu. Saygıyla eğildi istiklal karşımda. Çiçek pasajında ki akardiyonun sesi kesildi.
El bombası yerine dinamit atmıştım ortaya.
- Çok harika ama çok gençsiniz siz.
- Evet üstün başarıyla en birincilikle bitirdim mektebi. Londra Paris ve Viyana'dan sonra ülkeme hizmet için geri döndüm.
Çok ısrar ettiler ama kalmadım. Aksi takdir de burda sizlerle olamazdım değil mi?
Gülüşmeler...En çokta doktor lakaplı arkadaşım gülmüştü. Benim pis bir bekçi olduğumu biliyordu. Hiç bozmadı beni.
O nu bir kez daha ve yine çok sevmiştim. Çok hoştum mutluydum. Ruhumu arındırmıştım. İnsanların hayranlıkla bakışları
arasında oradan ayrıldım.
Hayatımda ilk defa dibe vurmuşken gecenin birincisi ben olmuştum.
Tarlabaşından iki bira daha aldım. Ayık kafayla gece kondumuza girmek istemedim...
Tayfun
Öyküler Siirler John Fante Bukowski Dostoyevski Çehov Anasayfa