Tayfunun güncesi-3
Adamın ağzını bıçak açmıyor. Eşinden ayrıldı. Abisini trafikte kaybetti. İşyeri battı. Ruhu bozuldu. Takla attı.
Hayat katarının fersah fersah gerisinde kaldı. Hiçbir terapi telkin fayda etmiyor. Biraya vuruyor her akşam.
Bakırköy meydanına çok yakın bir yerde mekanım dediği birahanesi var. Mecburi istikamet gibi. Evi burası onun.
Burada yaşıyor huzur buluyor. Buz gibi biralarla yüreğinde ki acıyı eziyor. Sigarası elinden hiç düşmez. Yıllar önce heybeli
ada da şimdi yerinde yeller esen senatoryum da yatmıştı.
Veremdi. Ziyaretine gitmiştim. Olmayacak yere veremliler evi kurmuşlar. Bir ada'nın en güzel yeri mavinin ve yeşilin
muhteşem uyumu tertemiz bir hava ve faytonlar. Her akşam şarap içiyoruz demişti. Özellikle içmeye gelirmiş veremliler
buraya. Hala kesik kesik öksürüyor. Birahaneyi kapatmadan ayrılmaz.
Özgürlük meydanında devam eder biralamaya. Mutlu günlerinde birahaneye gömmediği paralarla bir ev almıştı.
Yarı bodrum. Arada uğruyor oraya. Kaldığı süre üç dört saati geçmez. Ayıkken yolunu bilmez evin önünde çok şirin bir
park var. orada dertleşiyoruz bazen. Ne eşimi nede abimi unutabiliyorum. Kahroluyorum diyor. Hayat kahpe be oğlum.
İçelim çek bir yudum daha diyerek bağlıyorum konuyu. Düşünmesini engelleyecek tek yol alkol.
''Önceden ne güzel içiyorduk artık içmiyorsun kayıcam şu damarına ben açıcam onu'' diyerekten takılıyor hep bana.
Eve uğramıyorum bu aralar.
Bir doksan beşlik pamuk kalpli gözü pek uzun lakaplı bu çocukluk arkadaşımla takılıyorum. ''Burası artık seninde evin''
deyip bir anahtarda bana verdi. Ara sıra manitanda varsa getir ve seviş. Evin bereketi artsın. Hala arıyorum.
Evin bereketi yok bu aralar. Çok çabalıyorum ama netice alamıyorum. Manitalar yolda giderken pas vermiyorlar. Onlarla
aynı ortamda olmak gerekiyor. Süslü kelimeler ve birazcıkda güvenden sonra bu işide hallederim. Beni tanıdıklarında
olayın biteceğinden eminim. Nasip Kısmet bekliyoruz.
Dün denize gittik. Çimdik biraz çatırdıyor her tarafımız yağsız kuru kuru yandık. İki ton nemlendirici krem aldım.
Dakka başı sürünüyorum. Sanayi vantilatörü koyduk eve. Yelleniyoruz. Faydasız.
Ciğerler yanmış. Abisinden kalma işyerini çalıştırıyor arkadaşım. Sabah sekiz sularında yarı sarhoş ayrılıyor evden.
Ben mokora devam ediyorum. Yıllarca ezilmiş bedenimi nadasa bırakıyorum. Bi bok bitmez bu topraklarda ama
denemekte fayda var.
Dinlensin biraz. Çapa gübre destekli çalışır belki bi aralar. Çift kapılı buzdolabını aç kapa yapıyorum hep iki hafta önce
aldığımız ürünler küf manyağı oldu. Gıda araştırma laboratuvarı oldu buzdan dolap. Büyük bir çatışma var sogutucuyla en
birinci besinler arasında.
En çokda domatesler direniyor ortama. Onlarında eli kulağında. Hıyarlar sümük gibi yapış yapış oluyor. Peyniri birinci
haftada kaybettik. Yoğurt beton gibi oldu. Kesip kesip yiyoruz. Artık kesilmiyor. Onuda yarın öbürgün çöpe atarım.
Geçen hafta evin çöpünü mahallenin çöp teknesine attım. Bu aralar kedi ve köpekler bayağı azaldı etrafta. Apartmanda
fareler cirit atıyomuş. Ahali çöplerinizi bize verin binanın içine serpelim demeye başladı. Haşerelere kesin çözüm
sloganıyla ufak poşetlere bölüp satıyorum çöpleri. İki oda bir salon ev. Küçük ama şirin. Muhit olarak güzel koğuşlanmış.
Hergün milyonlarca insanın ziyaret ettiği taksim ayarı bir yerleşim merkezi. Akşam saat ondan sonra hayat bitiyor.
Tinerciler ve travestiler sahne almaya başlıyor yavaştan.
Evin en köşesinde ki sehpanın üzerinde mavi renkli biraz
büyükçe oyuncak araba var. Fırsat buldukça oynuyorum bu dört çekerle. Dü düt yapıyorum. Nasıl oynanır onuda
bilmiyorum. Tekerleklerini kırdım geçen. Üstüne oturdum beni götürsün diye. Araba rüyamıza bile girmezdi. Bulmuşken
gerilere gideyim oyuncağı olan çocuk moduna gireyim dedim. Telef ettik da diyi.
Bu arabanın sahibi dört yaşında ki uzun lakaplı arkadaşımın tombiş oğluydu. Arkadaşım çocuğuna bütün ailesine direnip
benim adımı koymuştu. Tuhaf duygular yaşamıştım. Benim için milat olmuştu o gün. Mutlu olmuştum. Çocuk mahkeme
tarafından annesine verilmişti. Arabada bana kaldı. Oyuncakçı arıyorum. Arka tekerleri yerine takacağım.
Yoksa taşımıyor beni.
Birahaneyi kapattıktan sonra arkadaşıma meydanda eşlik ediyorum bazen. Özel meydan grupları var burda. bizim grup
da birde nuri babamız mevcut. Arkadaşım tanıştırdı nuri babayla beni. Eski osmanlı beyaz türklerden.
Elli beş yaşında. Ruhu yirmi beş. Her daim jilet gibi. Yeşilçam artistleriyle takılmış. Altmışlarda bakırköyde ferrariyle
gezen sporcu mukallit bir insan. Bir anda kaynaştık. Onunda evi var bakırköyde. Bahçesi ve havuzu.
Kadın nasıl tavlanır nasıl konuşulur konularında inanılmaz yaşanmışlıkları var. Eğitiyor bizi. Bu aralar hep beraber
takılıyoruz. Şimdi ki altmış yaşında ki sevgilisini anlatırken arkadan liselik önden müzelik diyor. Çok makara bi adam.
Hazır evlatlarım diyor bize. Çok hoş bir gömlek hediye etti bana. Yan komşuları onbeş civarın da travesti gurubu.
Adam ilginç komşular daha ilginç. Her akşam parti var yanda. Bazen elli kişi oluyorlar diyor nuri baba. Onlarda insan dedik.
Nuri babada otururken kapı çalındı. Fırın makarna getirmişler yan komşudaki üçüncü cinsler. Ben elimi sürmedim.
Güzel geçiyor bakırköy günleri. Kafamı boşaltıyorum. Yarın arkadaşımın düğünü var. Birini daha kaybettik.
Sonra ver elini akçay. Deniz kum güneş yapacam biraz. Deniz yoluyla gideceğim.
Feribot sefer saatlerini öğrenmem gerekiyor... Tayfunun güncesi-4
Tayfun