Erol'un Dünyası
Erol - Ben hiçbir şeyim. Doğru bakarsan ben her şeyim aslında. Şu yatakta üç gün aç yattığım oldu. Hasta olduğum zaman oldu. Derman beklediğim zamanda oldu. Benim için her şey bitti, bak ben Oğuz’a da söyledim bunları.
Bana sordu; ‘Sen hiç ev kirası düşündün mü? Kardeşini düşündün mü? Ev geçimini düşündün mü?
Hayır ben bunları hiç düşünmedim. İmkanlarım oldu ama, yok ya düşünmedim işte.
Bak ben daraldım tamam mı sıkıldım artık. Abinde anlattı falan ama fazla derinlere inmedi.
Ben çeker giderim tamammı kapanırım ben, ama sen yapabilirmisin? ‘ Bak birilerine bir şey söylerken bir şey konuşmak isterken bir daha o uslubu kullanma, takınma! boğulma! Ben sana 1990’dada söyledim ‘etin ete ihtiyacı var’ ama kimse kimseye madalya takmaz! Bir Ahmet bir Mehmet sana ‘aferin sen şunu hakkettin’ demez. Senin daha yolun çok uzun tamamı aslanım.
Oğuz - Erol abi; Tayfun sana şimdi bir şeyler söyledi ya. Sen sanma ki O kendi fikirlerini söyledi. Baştan demişti ‘ Erol abi ben şimdi sana dışardan bakıyorum insanlar senin hakkında bunları düşünüyor’ diye. Neden diye soracaksın? Çünkü aynı şeyleri bizde yaşadık ve yaşıyoruz. Yanlış anlama yani bunlar kendi fikirlerimiz değil.
Tayfun - Dur dur ben takip ediyorum. Ben anladım gircem şimdi lafa. ‘ Ben sana Ahmet olarak baktım, baban olarak baktım. Başlıycam ben şimdi sende daha iyi anlarsın.
Erol - Hehee iyi başla bakalım Tayfun bey gir bakalım.
Tayfun - Şimdi Ahmet diyorki ‘ ben sabah sekizde işe gidiyorum akşam dönüyorum. ‘ Ben mecburmuyum kardeşim Erol’a bakmaya’ o da gitsin çalışsın. Ben buraya gelicem şimdi, dışardan bakıyorum ben. Mesela baban; Bu evi ona verdim diyor, bu evin bedeli nedir? Beş yüz lira. Heee her ay ben buna beş yüz lirayı bağışlamışım. İşte dışarıdaki insanların mantığı budur. Daha ben ne yapayım diyor. ‘Gitsin kendi ayakları üzerinde dursun’ der adam.
Oğuz - Benim babamda ‘ben size gocuk almadımmı yavrum’diyor. Biz on yaşındayken adam bize bir kere mont aldı, her zaman bunu söyler durur. Babamın kardeşi, amcam yani oda en küçük oğluna üç senedir Almanya’daki emekli aylığını bırakmış. Ayda bin beş yüz avromu sekiz yüz avromu neydi tam hatırlamıyorum. Birde adam oğluna yüz bin avroya ev almış koymuş içine. İşte buna karşılık da babam 'hadiyin be ben çocuklarıma gocuk aldım’ deyip kıyaslıyor.
İşte biz otuz beş yaşına geldik, baba falan hiçbir şey görmedik. Birileri çocuğumu şöyle okuttum şöyle evlendirdim şunu aldım bunu aldım dediklerinde, onunda söylediği tek şey ‘ben onlara gocuk aldım’ demesidir…
Tayfun - Yani bunun için diyorum Erol abi. Bana daldın ya ‘boğulma takınma hesabı’ demem buydu işte. Bak tekrar söyleyeceğim ben dışardan baktım sana Ahmet Mehmet gözüyle, yoksa ‘ bende beter durumdayım, benimde hiçbir şeyim yok senden daha aşağıdayım abi…
Tamam yoğrulduk, öğrendik, tecrübe kazandık ama geçmişimiz harcandı çok eziyet çektik babasız büyüdük. her şeyin farkındayız olgunlaştık da aslında, ama zorumuza giden hiçbir şey yapamamamız. Geçmişin yokluğunda halen ezilmemiz.
Oğuz - Aynı şeyleri benim içinde söylüyolar Erol abi. Yurtdışına gitti yıllardır çalışmıyo bu adam diye. ‘Tembel o tembel’ diyolar. Dışardan bakmak bu işte, kimse bilmez duymak falanda istemez. Ya arkadaş bu adam yıllardır yurtdışında ne yer, ne içer, ne yapar acaba diye? soran yok. Onlar işi biliyorlar ama., Kim? Oğuz mu? ‘He şu tembel adam ya’.
Erol - A… k..m ozaman ya , bana tembel diyen adamın.. Yok ya muhatap bile olmayacaksın bu insanlarla. Bakın tekrar söylüyorum. 2007 yılı benim yılım olacak bak göreceksiniz…Yok artık, yani bıktım ben ya…Ama bakın ben şimdi size bir şey okutacağım tamamı? Bakın bunu bir gazeteden kestim ve sakladım.
Tayfun - Oğuz orada inşaat yok mu? Sen niye inşaatta çalışmıyosun? Tembelsin işte , öyle diyolar
Oğuz - Tabi tabi derler adamlar. Gelmişler ya, otuz yıl yaşamışlar ya yurtdışında her şeyi bilirler, yol gösterirler böyle işte ‘tembel’damgasını vururlar böyle.
Erol - Tayfun şimdi bunu sen oku, benim göz görmez şimdi bu yazıları.. Şuradan başla işte hadi bakalım..Hadi
‘’Teşekkürler Hayat’’
Şükran duygusu üzerine söylenmiş ve söylenecek ne kadar söz varsa, ben sana hepsini söyledim, kabul et lütfen. Hırpani kılıklarla huzurunda salındığım için. Çirkinliklerden dokunmuş binbir çeşit maskenin birgün biri birgün diğeriyle karşına çıkıp yüzüne çirkin çirkin baktığımı. Ucuzluklarıma, sahtekerlıklarıma, yalanlarıma, küfürlerime, pisliklerime, meymenetsizliklerime. Sefilliğime, rezilliğime, yenik düştüğüm nefsime. Taş kalbime, kirli düşlerime, aç gözlülüğüme. Aldatışlarıma, kandırışlarıma, satışlarıma. İki yüzlülüğüme, yalan sözlülüğüme, fesat benliğime.
‘’Gökyüzüne Bakmak’’
Tembelliğime, tüketiciliğime, yok ediciliğime. Vefasızlığıma, kaygısızlığıma, saygısızlığıma. Kabalığıma, hoyratlığıma, salaklığıma. Ruhsuzluğuma, uykusuzluğuma, huzursuzluğuma. Kinciliğime, bencilliğime, cahilliğime. Vurmama, kırmama, dağıtmama, ezmeme, üzmeme, kepazelik içinde yüzmeme rağmen. Hoşnutsuzca sunduğun milyon çeşit armağanı el tersiyle, dirsek darbesiyle, yüz çevirmesiyle, dudak bükmesiyle itmeme. Bakmama ıslıklamama rağmen bir gün bile. Bir gün bir lafta bile gökyüzüne yüz kaldırıp gülen sevinen gözlerle maviliğine doyumsamayışıma. Hayallerim aşkım ve sen. Taş üstüne taş koymadan, can üstüne can katmadan adam gibi bir aşk olsun. Bir kez bile yaşamadan. Yıllar yılı dönüp durduğum çevremde de yinede bağışladın.
Hoş gördün ve ödüllendirdin beni. Ne yaman bir dostluğun var. Şükranlarım olsun be. Hayaller koydun kafamın içine. Her bir hayali bir çiçek demeti bir armağan paketi gibi süsleyip allayıp pullayıp doldurdun yürek odama.
Tayfun - Su gibi akmış gitmiş abi. Özümlemek lazım.
Erol - Sen neyi özümsersin işte? Bak şerefsizliğini anlatıyo, riyakarlığını anlatıyo…
Tayfun - Öz eleştiri var burada abi. Bir iki defa irdelemek lazım. Şelale gibi akmış gitmiş, ne başı var ne sonu, nedir abi bu?
Erol - ‘Okuma’ Okursun geçer gider. ‘Alırsın’ hep kalır. Sende kalır. Sen şimdi anlamadın mı? Akıllı adam bir dakka da anlar…
Tayfun - Tamamda abi, çok içli yazmış. Bir mana yüklemek için düşünmek lazım. Adam şimdi bunu kaç saatte yazdı? Kaç günde yazdı? Şimdi lap demeden bir mana yükleyemezsin.
Erol - Ben jet hocaya takıldım. Herif teravihi on beş dakka da kıldırıyormuş! Kıldırır abi. Napalım şimdi?
Tayfun - Ağlıyomuydu? kimi kaybetmiş? Nolmuş? Anasımı ölmüş? Çocuğumu ölmüş? Akmış gitmiş abi, nebiliyim ben şimdi nerdeydi yazarken? Derine inmek lazım.
Erol - Fazla inme boğulursun aslanım.
Oğuz
Öyküler Siirler John Fante Bukowski Dostoyevski Çehov Anasayfa