Tayfunun güncesi-4
Dört gündür uyumuyorum. Gündüzleri damarın peşinden koşturuyorum. Ataklar yapıyor bu aralar. Kalbimi kastırıyor meret. Ufak tefek işlere pabuç bırakmam. Daha yapılacak iş çok. Hayatın bana borcu var. Almadan bir yere gitmek yok. Kafam mengenenin arasında. Patlamak üzere. Uykusuzluk yaman illetmiş. Hiç bir organımda hissiyat yok. Otuz saniye önce yaptığımı unutuyorum. Hareketlerim kaplumbağa. Tuttuğumu sandığım herşey yeri boyluyor. Sabaha kadar kitap okuyorum. Gözlerim yorulsun, kapaklar kapansın diye. Faydasız.
Beşinci günün sabahı oldu. Yüz yetmiş sayfalık
kitap
benimle birlikte bitmek üzere. Apartman veletleri topla duvarları delmeye
başladı. Kavga etmeye. Etrafa sıçıp, küfür etmeye. Üstkatda haraketlendi. Çük
kadar çocukları var. Tepinmeye başladımı filden farksız. Gece yarısı sevişme
seslerinden iyidir yine de. Kalktım. İki adım sonra banyodayım. Bir adım sonrada
mutfak zaten. Fazla efor sarfetmiyorum evin içinde. Ev, göt kadar. Yüzümü
yıkadım. Değişen birşey olmadı. Alnımdan ense köküme doğru kamyonlar ilerliyor.
Bütün vücudumu zangır zangır eziyorlar. Bazıları kafamın tepesinde kirikoyu
beynime dayayıp lastik değiştiriyor. Çok beceriksiz şoförler var aralarında.
Bazen iki saatte bir tek lastiği değiştiremiyorlar. Önümüzdeki günlerde mutlaka
uyumalıyım. Yoksa, taş ocaklarından büyük kaya parçalarını sırtına yükleyip
gelen bu damperlilerden kurtulamayacağım.
Evin önünden geçen yolda hareketlendi. Beynimin üzerinden geçen kamyonların benzerleride evi sallıyorlar geçerken. Uykum var ama uyuyamıyorum. Şiddetli baş ağrısı ve şikayetler devam ediyor. Sıcak ama yağmur yağacakmış gibi gri renkte bir hava var dışarıda. Dolanıyorum odanın içinde. Çok çaresizim. Çekyat bana bakıyor. Bekle sen uyku manyağı yapacam seni diye takılıyorum.
Saat öğlen on iki civarları. Camiden iki kişinin ölüm haberini anons ediyor hoca. Cami tam evin dibinde. Devasa bir yapı. Tek minaresi var. Tek kollu insan gibi. Farkına varmış olacaklar ki. Bu günlerde ikinci minareyi yapıyorlar. Attım kendimi dışarı. Şeker bayramıymış bu gün. Herkes tuttuğunu öpüyor. En azından böyle bir sorunum yok. Öpecek kimsem yok. Büyük bir çay ve birazda peynirli börek iyi gelir düşüncesindeyim. Yine de ne olur ne olmaz diye başım önde ilerliyorum. Tanıdık biri çıkarda öpüşüp gereksiz mevzulara girmeyelim.
Böreğin tadı üçüncü sınıf. Dandik yağ kullanılmış, sıfır işçilik. Eli bıçaklı, malkoç oğlu bıyıklı börekçi dükkan önünde nöbet tutuyor. Dipsiz göz çukurları, uçan balon göbeği var. Yüzüne beton çivisiyle nakış yapılmış. Gelmeyin keserim bakışı atıyor etrafa.
Cin gibiydim börekçide. Bıçak darbesi almamak için böreğide olduğu gibi bırakıp kaçtım ortamdan. Eve döndüm. Veletler topla bir miktar delmişlerdi evin duvarını. Siktir ettim onları.
Çift kilitli, hikayeden çelik kapıyı bu sefer kolay geçtim. Çekyat gülümsedi yine bana. İntikamım acı olacak. Ortopedik yatak alıp onu halkalının derinlerine postalayacağım. Dayanılmaz boyutlara ulaşan uykusuzluğumla yeniden gece oldu.
Tekel kapanmadan yetişip beş tane bira aldım.
Böylece çareyi bulmuştum. Vücudu gevşetip, beynimi saran zincirlerden kurtuldum.
Kendi horlamalarımı duyabiliyordum.
Tayfun
Öyküler Siirler John Fante Bukowski Dostoyevski Çehov Anasayfa