Babam bana cip aldı

 

Otobüs gece saat dörtte ulaştı. Büyük istanbul otogarına gece ikide gelmiştik. Her yer kapalıydı. Soğuktan donmuştuk. Otobüs erken gelir düşüncesindeydik. Yılan gibi süzülerek geldi otobüs gecenin karanlığında. Feleği şaşmış bir vaziyette indi otobüsten bay x. Taksiye binip evimize geldik. Gece tarifesi, otogar ücreti falan diye iyice soyuldum taksiciye. Beş dakika sonra dışarı çıktı. Tutup geri getirdim bay x'i. Randevun mu var, gecenin bir yarısı nereye gideceksin dedim. Dışarısı buz gibiydi. Hemen yatağını serip içine attık. Kendi kendine konuşmaya başladı. Karşı duvarla kavga etmeye başlayınca cenderenin içinde olduğumuzu anladık. Hava aydınlandı. Fişek gibi kapıyı açıp dışarı fırladı tekrar. Tutup geri getirmedim. Takip ettik bu sefer.

Ayaklarımıza inen karasu zift kıvamındaydı. Bay x önde. Biz arkada otuz beşinci kilometredeydik. Hiç gözden kaybolmuyordu. İri kıyım birşeydi. Takibi kolaydı ama hızlı yürüyordu. Peş peşe sigarasını yakıp bilinçsizce yürüyordu. Mecidiyeköy maslak arasında bir yerdeydik. En sonunda taksiye binmeye ikna ettik. Moralin bozuk. Canın sıkılmış birazda taksiyle gezelim dedik. O da yorulmuş olacak ki hiç ses çıkarmadan yerleşti koltuğa. 

Cüzdanımdan çıkardığım banka extresine ' Arkada oturan benim kardeşim. Psikolojik rahatsız. Çapa psikiyatriye acile gideceğiz. Kapılarıda kitlerseniz çok iyi olur. Teşekkürler' diye yazıp uzattım taksiciye. Mülayim bir adamdı. Biraz irkildi ama durumu hemen kavradı. Yol boyunca aynadan, meraklı tedirgin bakışlarla arkayı kesti.   

Vatan caddesi tarafından çapaya girdiğimizde taksi içerisindeki gerilim son rakledeydi. Bay x durumdan şüphelendi. Benim birşeyim yok. Hasta değilim ben. Yatmıycam oraya diye tepinmeye başladı. Arkadan tekmeliyordu mülayim taksiciyi. Hiç sesi çıkmıyordu mülayimin. Arabanın içine sıçılmıştı. Mülayimin gözleri faltaşı gibi açılmış, korkuyordu. Acilin önüne geldik. Taksiden inip bay x' in kapısına doğru koştum. Mutlaka hastahaneye yatmalıydı. Evde kesinlikle bu tufanla uğraşılmazdı. Hazırladım kendimi. Kaçarsa atlayacaktım üstüne. Yirmi metre sonra kum çuvalı gibi serdim yere. Etraftaki insanların yardımıyla acile soktuk kızgın boğayı. Bir aracın acı lastik sesleri doldurdu içeriyi. Taksi parasını vermemiştim. Dışarı çıktım. Camları kırk dört numara çamur izleriyle dolu taksinin kaçışını izledim. İşi bedavaya getirmiştik. Hararetli koşuşturmalar ve telefon trafiğinden sonra doktor bey geldi.    

'Bay x' in abisi siz misiniz?

Evet benim doktor bey.

Adınız?

Tayfun.

Tayfun bey.

Buyrun doktor bey.

Kardeşiniz daha öncede burada yatmış. Şizofren.

Evet yattı. Şuan çok kötü. Buraya size getirdik.

Ne oldu da buraya getirdiniz. Ne yaptı. Şikayeti nedir?

İç anadolunun bir köyünde babasıyla beraber yaşıyordu. Babasından pek haz etmez. Evden kaçmış. Kırk kilometre yürümüş. Eksi onbeş derecede, donmak üzereyken, dağın yamacında jandarmalar bulmuş. İlçenin kahvehanesinde ısıtmışlar. Çözülene kadar, kahvenin kok kömürü stoğu erimiş. Yüz yirmi kilodur kardeşim. Babasına ulaşılmış bir şekilde. Homurdanmış babası ama gelip teslim almış.

Başka neler var şikayeti? 

Halüsülasyonlar görüyor. Onlarla tartışıp küfür ediyor. Evden kovuyor onları. Kendide evden kaçıyor. Sokaklardan topluyoruz. Dışarda milletin üzerine yürüyor. Çil yavrusu gibi kaçıyor insanlar korkudan. O benim kardeşim. Biraz rahatsız deyip ortamı yatıştırıyorum. Genelde kalabalık gruplara saldırıyor. İnsanların kendisi hakkında konuştuklarını sanıyor. Bir gün bizi duman edicekler diye korkuyorum. Yemiyor, Uyumuyor. İlaçlarını kullanmıyor. Bütün insanlığa küfürü basıyor.

Size zarar veriyormu?

Hayır kesinlikle. Bizi çok seviyor.

Tayfun bey. Sosyal güvenceniz var mı?

Var doktor bey. Emekli sandığı.

Peki tamam ozaman. Birde 'bay x' bey e sormamız gerekiyor. Yatmak istiyormusun?

İstiyorum hocam. İyileşmek istiyorum. 

Peki ozaman. 'Bay x' beyi yatırıyoruz.

Teşekkür ederiz doktor bey. 

Filmlerdeki gibi izbandut olmayan. Ufaktan çam yarması, mavi önlüklü iki görevli geldi. Ayakkabı bağcıklarını çıkardılar 'bay x' in. Canı çok tatlıdır. İntihara meğilli değildir ama şuanda tırlamış durumda. Bağcıkları ayakkabıdan ayırmak iyi fikir. Üzerini de aradılar. Yanıcı kesici patlayıcı madde bakındılar. Bulamadılar. Hiç sesi çıkmıyordu x in. Onlar için iyi bir hastaydı. Genelde de sesi çıkmazdı. Kendi halinde masrafsız bir adamdı. Polyanacılık oynamadan harbi harbi en ufak olaylarda mutlu olurdu. Rahatsızlığına, zengin hastalığı deniyordu. Ama o yılmıyor, Fakir fukara edebiyatı yapmadan, bu hastalığı aslanlar gibi yaşatıyordu bünyesinde. Bir paket maltepe yılmaması için yeterliydi. İçeride doktor sayısı üçü kadın olmak üzere beşe çıktı. Duyan geliyordu. İstanbulun en büyük üniversite hastahanesinin psikiyatri bölümünün acil odasındaydık. Yeni yeni doktorlarımız yetişiyordu. Uzman doktorun bay x ile olan diyalogları, yaklaşımı, tavrı, sağlığımızı emanet edeceğimiz acar doktorlarımızın merceği altındaydı. Mesleklerini iyice öğrenmeleri için iri kıyım bir kobay gelmişti.     

Bay x in sakin tavırları herkesi rahatlatmıştı. İki saat önce evden kaçmamış. Bizi arkasından dere tepe demeden sürüklememiş, topkapı ulubatlı metrosunda oluk oluk gelen insanların arasına dalıp, metro canavarı kesilmemişti sanki. Kaçan insanların suratındaki göt korkusu hala gözlerimin önünde. 

Yediye ulaşmış doktor sayısıyla beraber cümbür cemaat odadan çıktık. Siz yatış işlemlerini başlatın tayfun bey. Kayıt bölümündeki ragıp beye hastanızın yatacağını söyleyin o gerekli işlemleri yapar.

Peki doktor bey. 

Ufaktan çam yarması mavi önlüklü görevliler x in kollarına girdiler. Üst kata götürmek için asansöre doğru yürüdüler.

Özür dilerim abi. Seni çok seviyorum. Böyle olmasını istemezdim dedi bana dönerek bay x. Şaşırmıştım. Bu kadar kaosun içinde böyle ince bir düşünce beklemiyordum. Koşup yakaladım. Sarıldım öptüm yanaklarından. Bende seni çok seviyorum kardeşim dedim. Çok geç kalan bir protokol yaşanmıştı ama şuan için çok önemliydi. Sen iyileş. Daha neler yapacağız seninle.  

Çok savunmasız görünüyordu asansörde. Kafası eğik sadece yere bakıyordu. Dikkatlice üstüne baktım. Çamurlu ayakkabılarının imal tarihi belli değildi. Birisinin topuğu fırlamıştı. Buz kesen havanın ortasında İncecik montu yırtık pırtıktı. Saç baş dağınık aylarca yıkanmamıştı. Ölüm saati gelmiş müebbet mahkum gibiydi. Göz göze geldik. Bakıyor ama görmüyor gibiydi. Kanlı mercimek tanesi olmuştu gözleri.   

Aradan on gün geçti. İki kere telefonda konuştuk. Ziyaretçi yasağı kalkmıştı. Ve bay x i görebilirdik. Saat onüç de üniversite hastahanesinin psikiyatri bölümündeydik. BİM den meyva suları, çukulata, fındık fıstık şeklinde yaptırdığımız kumanya paketini güvenlik görevlisi itinayla aradı. Yukarı çıkan görevliler üçer üçer psikoz hastaları aşağı indirip sahipleriyle buluşturuyorlardı. Bizim x üçüncü postada geldi. Hastahanenin koridorlarında oturuyorduk. Haftasonuydu ve ve ortalıkta sadece ziyaretçiler vardı. Büyük bir duygu seli çaresizlik ve umut rüzgarları esiyordu koridorda. Gördüğüm hastaların yarıdan fazlası kadındı. Koridor çiçek bahçesine dönmüştü birden. Hastahanenin çiçekçisi köşeyi dönmüştü.   

Bay x ruh gibi indi asansörden. Sarhoş gibiydi. Basmışlardı ilacı sanırım. Diğer hastalar konuşuyor, gülüyor şakalaşıyordu. Sarıldı hemen bana. Öpüştük. Tek temasımız ve muhabbetimiz o oldu. Kitledi bakışlarını yere. Aylar önce birşey düşürmüş ısrarla arıyor gibiydi. Bir paket maltepeyle kurtarılacak bir durum yoktu artık. Bu sefer zokayı yemişti. Aldığım iki paket maltepenin ilk paketini bir saat içerisinde eritti. Kafasını yerden hiç kaldırmadan. Konuşmadan. Görüş iki saatti. Bir saat çok zor geçmişti. İkinci saatte neler yapılabilirdi. Dışarı çıkalım biraz hava alırsın dedim. Cevap vermeye çalıştı ama başaramadı. İçerisinde onu tutan engelleyen biri vardı. Düzelmemişti hiç. Şu anda olabilecek en güvenilir yerdeydi.  

Doktor bey. Bay x devamlı yere bakıyor hiç konuşmuyor.

Tayfun bey. Bay x, paranoid dedidiğimiz tanımlanamayan şizofren. Hastalığı ciddi. Evvelki hayatında hatırlamak istemediği, ama bir türlüde unutamadığı olaylar yumağı var. Onu anlamaya çalışıyoruz. 

Yokluk, sevgisiz bir yaşam ve dayak doktor kardeşim, mevzu bu.

Tayfun bey birşey mi söylediniz?

Yok hayır. Siz nasıl uygun görürseniz diyorum doktor bey. 

Mavi önlüklü hafiften çam yarması görevli, bay x in koluna girip yukarı çıkarmak için tekrar asönsöre bindirdi.

Göz göze geldik. İkimizde çaresizdik. Kapı kapandı. Üçüncü katı gösteriyordu asansör.

Dışarıdan baktım. Üçüncü kat pencereleri demir parmaklıklarla örülüydü. 

Tam teşekküllü devlet hastahanesinin verdiği yüzde altmış altı özürlüdür raporuma, İETT nin verdiği ücretsiz ulaşım kartımı, aksaray metrosundaki görevliye gösterip, turnikeden elimi kolumu sallayıp geçtim.   

 

 

Tayfun

 

 

Öyküler   Siirler  John Fante   Bukowski    Dostoyevski   Çehov  Anasayfa