Plaj -1
Kum, ateş topu olmuştu. Hasırdan örülü şemsiyenin arasından ağustos güneşi kurşun tanecikleri gibi geliyordu. Bedenini havuç suyuyla yıkamış, şezlongda sırt üstü uzanmıştı delikanlı. İstanbul'un yozluğundan kaçıp ege sahillerinde şirin bir tatil beldesine gelmişti. Maddi gücü onu ancak buraya kadar atmıştı. Esmer, Otuzlu yaşlarda hiç spor yapmamasına rağmen atletik yapılıydı.
Plaj hınca hınç doluydu. Tam önünde ki şezlongda kitap okuyan bir kadın vardı. Dalgalı rüzgar saçlı, Okyanus gözlü, Buğday tenli ve hafif çilliydi. Güzelliğiyle bütün plajın altını üstüne getirmiş, plaj sakinlerini güneşden beter çarpmıştı. İyi eğitimli olduğu kesindi. Hayatı bilen zarif, otuz yaşlarındaydı. Evli bekar yanında sevgilisi olan olmayan irili ufaklı, o gün plajda olan herkes bu hanımefendinin etrafında örümcek ağı örmüştü. Kadın çok rahattı. Etrafında olan bitenlerle hiç ilgilenmiyor sadece kitap okuyordu. Gökyüzünden yeryüzüne birazcık uğramış, hemen geri dönecek bir melek gibiydi. Plajda adım atacak yer kalmamıştı. Bugün bu plaja bir kuyruklu yıldız düşmüştü. Delikanlı şanslıydı. Kuyruklu yıldız tam önündeydi.
Ayağa kalkıp etrafı anlamaya çalıştı delikanlı. Rahatsız olmuştu. Kadın gerçekten müthişti. İnsanlar bu güzelliğe bakmalı ama bu kadar da onu rahatsız etmemeliydi. Eğer kadın rahatsız olur kalkıp giderse, plaj cenaze evine dönebilirdi. Delikanlının bu güzellikle arasındaki mesafe iki metreydi. Bu mesafeyi kadının gözünün içine girecek kadarda indiren edepsizler vardı.
Yakışıklı olduğu söylenirdi delikanlının. Yazın güneşde bronzlaştımı, kimlik değiştirip çukulata renkli olunca yakışıklılığı üç kat artardı. Ama plajı hallaç pamuğu gibi atan bu kadının bakışlarını, kendi üzerine çekebileceğini hiç düşünmemişti. Kadın, hafif bakışlar yollayıp tebessüm ediyordu. Belki beni birisine benzetiyor diye düşündü delikanlı. Yine de heyecandan eli ayağına dolaştı. Güneş çarpmış tansiyonu düşmüş olabilirdi. Halüsülasyonlar görüyordu belki de. O gerçek bir kadındı. Kendisine bakıyor olma ihtimali neredeyse sıfırdı. Denize girip kendine gelmek istedi. Ayağa kalktı. Muhteşem kadının yanından geçerken ona baktı. Kadında ona bakıp gülümsedi. Koşar adım kızgın kumları aşıp denize attı kendini. İnanamıyordu. Havuç suyuyla parlatılmış vücudu güneşden daha etkili bakışlar altında kalmıştı. Plaj sakinlerininde nefret dolu bakışlarını üzerinde toplamıştı. Seçilmiş bir adamdı artık o.
İnsan içinde olmaktan her türlü bakıştan hayatı boyunca rahatsız olmuştu. Bu muhteşem kadının bakışları aklını başından almıştı. Yıllarca o bakışlar altında kalabilirdi.
Yenilgiyi kabul etmeyen, varlıklı olduğu belli plaj sakinleri yılmıyordu. Taktik değişiklerle kadının ilgisini çekmeye çalışıyorlardı. Yanıldıkları birşey vardı. Aşk bir bakışlıktı. Şaklabanlığa gerek yoktu. Seçen kişi herzaman kadın olmuştu. İskele üzerinde bunları düşünürken işi yinede şansa bırakmak istemedi. Deniz çok tuzluydu. Kalıp kalıp tuzlar vücudunu kaplamıştı. Duş alacaktı ve duşda tam bu muhteşem kadının yanındaydı. Oraya gidip duş alırsa kadının bakışlarından tamamen emin olacaktı. Duşun suyunu açtı. Denizden daha soğuktu su. Sarsıldı biraz. Sudan daha çok onu sarsan kadının sımsıcak müthiş bakışları oldu. Çok yakındı ona. Kilitlendi bakışları. Binlerce balığın içinde dolaştığı okyanus gözlerde kayboldu delikanlı.
Saat öğlen on iki sularıydı. Muhteşem kadın gözlüğünü taktı. Pareosunu giydi. Kitabını güneş yağını çantasına koydu. Delikanlıya dönerek son bir bakış yollayıp örümcek ağlarını yırtarak plajdan ayrıldı. Peşinden gitmeyi düşündü delikanlı. Vazgeçti sonra. Hayatının en güzel anlarından biriydi. Onca insan arasında, müthiş bir kadın tarafından beğenilen o olmuştu. Aslanlar gibi döndü akşam eve. Bir akrabasının yanında kalıyordu. Gecenin karanlığında düşündü onu. Öğlen vaktinde denizden ayrıldıysa, demek sabah erkenden geliyordu plaja. Ya bu akşam gittiyse. Eger gitmediyse, sabah erkenden oraya gitsem onu görebilirmiyim acaba.
Sabah yedide, kumsala vurmuş deniz anası gibiydi delikanlı. Havuç suyunu tüm vücuduna yedirdi. Marketten bir dergi aldı. Cahil görünmemeliydi. Bütün istediği onu bir daha göre bilmekti. Saat dokuz civarlarında mucize gerçekleşti. Işık üzmesi gibi aniden belirdi plajda kadın. Ona dikkatlice baktı delikanlı. Balık etliydi. Omuzları kilometreler uzunluğundaydı. Yüzme şampiyonu olduğu kesindi. Podyum üzerindeki mankenleri andırıyordu yürüyüşü. Yerleşme planı dünkü gibiydi. Güneş yağını kitabını çıkardı. Döndü ve delikanlıya baktı. Kalbi durdu delikanlının. Kadın baktıkça delikanlı eridi. Çok güçsüz hissediyordu kendini. Bu kadar güzel bir kadın onu korkutmuştu. Saat yine öğlen on iki olmuş, çantasını toplayıp gökyüzüne doğru hareket etmişti kadın. Delikanlı ise hiçbir hamle yapamamıştı. Boynu bükük kaybetmiş bir adam olarak döndü eve. Acaba yarın yine gelirmiydi.Yarın kesin onunla konuşacaktı. Klasık bir tanışma faslı olmayacaktı hemde bu. Yüzlerce kişi arasından beni seçmişti. Benim farklı olduğumu düşünüyordu. Yanılmadığını ilk kelimemde göstermeliyim diye düşündü, gece yarısı balkonda.
Kutsal mağbedine yine saat dokuz gibi geldi tanrıça. Plaj hareketlendi. Delikanlı gibi diğer sakinlerde kararlıydı bugün. Elini çabuk tutmalıydı. Kadın denize hiç girmiyordu. Denize girse ona yaklaşıp konuşmak çok kolay olacaktı. Herkesin içinde yanına gidecek cesaretide kendinde bulamıyordu. Ne yapacağını düşünürken. Kadın pareosunu taktı ve sahilde yürüyüşe çıktı. Bu fırsat kesinlikle kaçmamalıydı. Hem yürüyüşe çıkmadan önce yine bakış fırlatmıştı delikanlıya. Kadın bayağı uzaklaştı plajdan. Ona yetişmek imkansızdı. Çok hızlı yürüyordu. Kum üzerinde yürümek çok zordu. Plaja paralel asfalta çıkıp koşmaya başladı delikanlı. Evlerin arasında gördüğü İlk aradan sahile girdi. Çok gerisinde kalmış yaklaşamamıştı. Asfalt yoldan koşmaya başladı tekrar. İlk aradan sahile daldı yine. Kadın çoktan geri dönmüştü. Plaja geri döndüğünde kadın yoktu. Saat on iki civarıydı. Kendinden nefret ediyordu. Ben korkağın tekiyim dedi. Acaba bu mükemmel kadın yarın tekrar gelecekmiydi diye düşündü gece yarısı akrabalarının balkonunda.
Muhteşem kadınla delikanlı göz temasındaydılar. Saat dokuzdu. Plaj hareketli. Her zamankinden daha sıcak ve sıkıntılı bir gün. Bugün tanışma faslı bitecek. Her ne pahasına olursa olsun dedi delikanlı. Saat onbir gibi okyanus gözlü kadın yerinden kalktı. Çantasını alıp plaj çıkışına doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı. Delikanlıda aniden yerinden fırlayıp peşinden koştu. Kadın yürüyor delikanlı koşuyordu. Ve muhteşem kadına çok yaklaştı. Rahattı delikanlı. Plan hazırdı.
' Afedersiniz bu sizden düştü ' dedi.
Kadına uzattığı bir kağıttı. Şezlong fişiydi. Fişin üzerine ' Çok güzelsiniz. Size bir kahve ısmarlayabilirmiyim ' yazmıştı. Altınada telefon numarasını eklemişti. Yıkıldı delikanlı. Şok oldu. Kadın ' Ben evliyim ama ' dedi.
Hemen topladı kendini delikanlı. Olsun biz sadece arkadaşız. Birşey yaptığımız yok ki. Birer kahveden ne çıkar diye cevap verdi. Çok hızlı olması ve mantıklı cevaplar vermesi gerektiğini biliyordu.
' Bilmiyorum, bakarım ' dedi muhteşem kadın.
Erkenden eve döndü delikanlı. Kafası karmakarışıktı.
Gecenin karanlığında ; evliyse neden kendisine bakıyordu. Hem de okadar güzel bakıyordu ki. Verdiğim kağıdı niye aldı ozaman. Evli değildi o. Çok güzel çok çekici bir kadındı. Etraftan onu rahatsız edenler okadar çoktu ki. O da evliyim diyerek kendisine savunma mekanizması geliştirmişti. Böylece kendisini koruyordu. Kesinlikle durum bu şekildeydi.
Aradan iki gün geçmiş ne bir telefon, ne de kadın plaja gelmişti. Üçüncü gün delikanlı üzgün ve sinirliydi. O plajda muhteşem bakışları hatırlayarak üzülmek istemiyordu. Başka plaja gidiyordu artık. Ne kadar uzaklaşırsa o kadar iyiydi. İçi içini kemiriyor, Ömrü hayatının en güzel kadınının yok olmasına dayanamıyordu. Deniz, kum güneş. İnsan bu ortamda aşktan sevgiden başka ne düşünebilirdi ki. Buz gibi deniz, etraftaki bir çok güzel kız hiç ilgisini çekmiyordu. Arada sırada aldığı alkolü her gece yarısı balkonda sektirmiyordu artık. İki gün içinde yalnızca göz göze geldikleri ve şezlong fişi uzattığı bir kadına duyduğu özlem onu korkutmuştu. Çok farklı duygular yaşıyordu. Akşamdan kalma vaziyette, sabahın erken saatlerinde sahilde ki bütün plajları dolaşmaya başladı. Hiç bir haber ve iz bulamamıştı.
Günler sonra umutsuz ve umursızca çok uzaklarda ki bir plajın şezlongunda uzanmışken telefonu çaldı delikanlının.
' Merhaba. Ben Dilara. Şezlong fişi verdiğin bayan. Plajdayım. Baktım sen yoksun ' Plaj-2
Tayfun
Öyküler Siirler John Fante Bukowski Dostoyevski Çehov Anasayfa