Plaj -2
Heyecandan konuşamadı delikanlı. Söylemek istediği o kadar çok şey vardı ki.
' Yarın dokuz gibi plaja geleceğim. Sen de gelirsen sevinirim '
Hayatının en güzel teklifine hiç düşünmeden heyecanla evet dedi delikanlı.
Eve nasıl ulaştığını, ne zaman gece olup kaç bira içtiğini bilmiyordu. Sadece onu düşünüyordu. Telefonda duyduğu sesden sonra muhteşem kadın onu daha çok büyülemişti. Bir kadın bu kadar güzel olupta bu kadar zarif nasıl olabiliyordu.
Her zamankinden daha güzel daha sıcak bir gün başlamıştı sabah dokuz da. Sahil boyunca.
- Burada mı oturuyorsun ' diye sordu büyülü kadın.
- Hayır. İstanbul'da. Akrabam var burada '
- Ben de istanbul'dan geldim. Kardeşim burada. Hem onu ziyarete hem de dinlenme amaçlı geldim. Buraya ilk gelişim. Sevdim. Güzel şirin bir yer. Sen nasıl buldun burayı? '
- Bence de güzel ' dedi delikanlı.
Epey uzaklaşmışlardı plajdan.
- Dönelim artık ' dedi kadın.
Sahil boyunca dimdik yürümüştü delikanlı. Çok mutluydu. Etrafta ki insanların hayran bakışları arasındaydılar.
' Dönelim. Bir hafta yoktun buralarda. Neredeydin? '
' İzmir'e akrabalarımızın yanına gittik '
' Keşke bana gökkuşağını kıskandıran gözlerinle bakmasaydın da istediğin yere istediğin kadar gitseydin. Sen izmire gittin. Ben buralarda sahillerde gecelerde gökyüzünde seni aradım ' diyemedi delikanlı.
Böyle olgun bir kadınla nasıl konuşulacağını az da olsa biliyordu. Aşkın ilk bakışta hoşlanmak olduğunu devamında ise zaman ve emek istediğini, karşılıklı paylaşım gerektirdiğini biryerlerde okumuştu. Hemen duygularını anlatırsa, güçsüz olduğunu yenik düşeceğini sanıyordu. Filmin sonu belliydi aslında. Bu kadına yürek dayanmazdı. Duygularını çok rahat ifade eden bir kişiliği de yoktu delikanlının. Ezip geçebilirdi kişiliğini, en güzel sözleri söyleyebilir hatta şiirler bile yazabilirdi bu güzelliğe bu incecik ruha. Biran önce duygularını açıklamazsa bu güzelliği kaybedeceğini düşünmüyor da değildi. Ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Böyle bir kadınla insan bir kez yada hiç karşılaşamayabilirdi.
Yan yana konuşarak girdiler plaja. Etrafta ki şaklabanların direncini kırmıştı delikanlı. Kadın gözlerini ayırmıyordu delikanlıdan. Bu bakışlar cesaretlendiriyordu onu.
- Bu arada ismin ne?
- Okan
- Ben gitmeliyim Okan. Kardeşimle akşam bir yere davetliyiz '
- Tabi nasıl istersen. Yarın seni yine görebilecekmiyim. ' dedi Okan şezlongda otururken.
- Bilmiyorum. Numaran var ben de. Gelirsem ararım seni '
- Dilara
- Efendim
- Çok güzelsin. Bu muhteşem gün için sana çok teşekkür ederim. Seninle olmak mükemmeldi.
- Benim için de güzel bir gündü. Ben de sana teşekkür ederim okan. Hoşçakal.
Bir kuğu gibi uzaklaştı plajdan su perisi. Hiçbirşeyin önemi yoktu artık okan için. Zaman durmuştu. Plajın kalabalığını sesleri hiçbirşeyi duymuyor görmüyordu. Çok farklı duygular hissediyordu. Bu muhteşem kadınla bu günkü mücadeleyi kazanmıştı. Bir kraliçeyle başetmek hiç kolay değildi.
- Yarın plaja gelemeyeceğim. Akşama doğru yürüyüşe çıkacağım. Müsaitsen. Bana eşlik edersen sevinirim.
Balkonda birasını yudumlarken gelen bu telefonla uçmuştu okan.
Kahverenginin hakim olduğu bir giysi. Saçlar üzüm salkımları. Tarihin derinliklerinden kopup gelmiş insanın gözünü alamadığı sanat eseri küpeler ve kolunda ki yanar dönerli renk cümbüşü içerisinde ki çok narin bileklik. Gökyüzünden geldiğini ispatlayan bakır rengi ay ve yıldız kombinasyonlu kolyesiyle kanatlanıp gelmişti buluşmaya prenses. Okanın kreasyonunda beyaz bir şapka. Siyah bir bady ve şort vardı. İkiside spor giyinmişti. Kraliçenin parfümü o kadar etkiliydi ki ortalık çiçek bahçesine dönmüştü.
- Oturalım istersen.
- Tamam. Nasıl istersen dedi okan.
Nar ağaçları içerisinde ki akşamları fasıl yapılan, sarmaşıkların sardığı kapının içerisinden denizle kucaklaşmış güzel bir mekana girdiler. İçerisi boştu. Parklardaki bankları andıran masa etrafında ki yerlerine oturdular. Dilaranın yanına oturmayı düşündü okan ama hemen vazgeçip karşısına geçti. Çay söylediler masaya.
Okyanus gözlere bakmamak için büyük çaba sarfediyordu okan. Zaten çok heyecanlıydı. Güzel cümlelerle başlamak istedi sohbete.
- Çok güzelsin. Geldiğin için teşekkür ederim dilara.
- Sen de güzel çocuksun. İspanyollara benziyorsun okan.
Yazın bronzlaştığında italyanlara benziyosun diyenler oluyordu ama ispanyollara benzeten hiç olmamıştı.
Bir birlerine ilk defa bu kadar yakın ve özgürce bakıyorlardı. İkiside durumdan çok memnundular. Aralarında sıcak duygular esiyordu.
- Kendinden bahsetmek istermisin biraz. Ailen kardeşlerin neler yapıyorsun?
- İstanbuldayım. İki kardeşim var. İkiside erkek. Lisede okuyorlar. Matbaa işleriyle uğraşıyorum dedi okan. Çaylar bitmiş tekrar tazelenmişti.
Dilaranın plajda okuduğu kitabı yanında getirdiğini gördü okan.
- Kitap bitmedi mi hala?
- Bitti okan. Sana getirdim. Sana hediye ediyorum. Al okursun.
Kitabı kurcalarken ilk sayfasında ' Seni tanımak güzeldi. Dilara ' yazısını ve imzasını gördü okan. Ne kadar nazik ve düşünceli bir kadındı bu. Kadın gerçekten çok farklıydı. Tanışalı bir kaç gün olmuş kitap hediye ediyordu. Çok teşekkür etti okan
Kitap kişisel gelişim üzerineydi. Tesadüfen bu kitabı aldığını felsefe, psikoloji ve tarih kitaplarının ilgisini çektiğini anlatıyordu. Konuyu değiştirmek istedi okan. Devam ederse söyleyecek pek fazla birşeyi yoktu. Okuduğu kitaplar ortaöğretimden ibaretti. Korktuğu konular bunlardı aslında.Yakışıklı olduğu söylenirdi. Beğenilen bir çocuktu. Hayatın gidişatı içerisinde kendine zaman ayıramamıştı. Kendi kişisel gelişimine önem verememiş, erken yaşta ailesinin reisi olmuştu. Hayat felsefesi her ne iş olursa olsun yapmak ve ailesini mağdur etmemek üzerineydi. Hayatın ona biçtiği görev buydu.
Kadın hem çok güzel. Hem çok zarif. Hem de çok olgundu. Balık yemeyi çok sevdiğini. Yutdışında okuduğunu, Londra ve newyorkta bir müddet yaşadığını, Hindistan ve kübanın en çok merak ettiği yerler olduğunu, masallar şehri diye tanımladığı viyana da fayton gezisi yapmak istediğini anlatmıştı. Ne konuşmak ne de çay içmek istiyordu artık okan. Arada hayat standartı denen bir fark oluşmuştu. Kültür farkıda bu olsa gerekti. Delikanlı zor bir hayatın içinden gelmiş, güneşin üzerindeki yorgunluğu alıp üstüne yapışmış pislikleri yakıp kületmesinden başka birşey istememişti, bu şirin ege sahillerine gelirken. Bir erkek bulup ona kapağı atmak isteyen, bulduğu erkeğe sülük gibi yapışmaya çalışan, dünyadan bir haber, pembe hayallerle beyaz atlısını bekleyen biriyle belki tanışabileceğini düşünmüştü ama dilara ona çok fazlaydı. Ne paylaşabilirdi ki onunla.
- Neden sustun okan?
- Güzelliğin büyüledi beni. Sana yıllarca hiç konuşmadan bakabilirim.
- Teşekkür ederim. Çok naziksin.
- Burcun ne okan?
- Bilmiyorum. Pek ilgimi çekmiyor burçlar
- Fala inanırmısın. Kahve içelim. Benim falıma bakarmısın?
- Falda ilgimi çekmiyor. Kahve içebiliriz istersen.
Kahveler de bitmişti.
- Kaç saattir seni bekliyoruz. Hadi fallarımıza bak dedi okan garsona.
- Ben anlamam beyefendi faldan deyip hızla uzaklaştı garson.
- Espirili bir çocuksun
- Evet biraz öyleyimdir.
Binlerce kitap okumuş olmak. Üniversitelerin tozunu yutmak. Afilli bir araba sahibi olmak için neler vermezdi okan. Ozaman dilarayla çok güzel bir aşk yaşayabilirdi. Çünkü bu kadın bunları hak ediyordu. Bu kadınla simitsarayına gidilemezdi. Birden aklına dilaranın evli olduğunu söylediği geldi.
- Sen gerçekten evlimisin dilara?
- Evet okan. Onbeş senelik evliyim ben. Onbir yaşında bir erkek çocuğum var.
- İnanmıyorum sana. Hem de ne kadar genç görünüyorsun.
- İnan okan. Evliyim ben. Bazen uzun süren evliliklerde anlaşmazlıklar olabilir. Seninle de arkadaşız biz. Konuşmak istiyorum sadece ben.
- Ya kocan?
- İstanbulda o. Bizi hiç ihmal etmedi. Aslında çok iyi bir insandır.
Okanın kendi hayat gelişiminde bu olay kesinlikle yanlıştı. Rahatsız olmuştu durumdan.
- Bu yaptığın yanlış dilara. Boşan ve ne istiyorsan onu yap. Çok iyi bir adam diye bahsediyosun kocandan. Ona karşıda bir saygısızlık oluyor bence.
- Biz sadece arkadaşız okan.
- Ben böyle bir durumdan rahatsız olurum dilara. Ama o kadar güzelsin ki. O kadar samimi. Dışarlarda kendini bilmez hayvan o kadar çok insan varki. Sen bir arkadaş bulmak ve konuşmak istiyorsan lütfen dikkat et kendine. Senin sımsıcak kalbini herkes anlayamaz.
- Evli de olsa bir kadın bir erkeğe bakabilir okan. Onunla konuşabilir. Ondan hoşlanabilir. Birkaç gün içerisinde seni tanıdım ve saygı duydum. Bu konuşmalarından sonra sana olan saygım bir kat daha arttı.
- Teşekkür ederim dilara. Birbirimizden ne kadar hoşlansak da yada bu aramızda ki etkileşimin adı her neyse bu olanlar doğru değil bence. Sen sadece arkadaş olmak istediğini söylüyorsun. Peki karşında ki insanı hiç düşünmüyormusun. Sen çok güzel bir kadınsın. Çok düşünceli ve samimisin. Seninle her buluşmamızda seni biraz daha tanıyınca sana olan ilgim derinleşiyor. Belki kızgınsın belki aldatıldın. Yaşadıklarını bilmiyorum ama hayat seni biraz yormuş. Güzelliğini unutturmuş sana. Lütfen dikkat et kendine. Sonradan pişman olacağın bir davranışta bulunma. Sen arkadaş olunacak bir kadın değilsin dilara.
- Neyim ben okan.
- Sen aşık olunacak bir kadınsın. Plaj-3
Tayfun
Öyküler Siirler John Fante Bukowski Dostoyevski Çehov Anasayfa