Antalya otogar

 

Antalya otogarına indiğimde kafamdaki tek düşünce dinlenmek ve huzur bulmaktı. İnsanlardan ve trafiğin peşmekeşinden uzakda durmak bile yeterliydi. Denize girilip girilemeyeciğini bile bilemiyordum, çünkü ramazan bayramına birkaç gün vardı ve İstanbul’dan titreyerek gelmiştim. Otobüs İstanbul’u her kilometre arkasında bıraktığında güneş yüzünü daha çok gösteriyordu.

Arkadaşım Altan Antalya’lıydı. Arada bir orası ile ilgili hikayelerini anlatırdı. Denizin harika olduğunu, ocak şubat fark etmez oniki ay girilebileceğini söylerdi. Altan’ın deniz değince bizi sürüklediği uçsuz bucaksız kıyılara nazaran, benim aklıma senede bir iki kere Sarayburnu’nun akıntılı suyu, ayak kopartan çakılları, güneşlenmek için oturmaya bile zorlandığımız boyumuzdan büyük kayaları aklıma gelirdi. Akşamdan kalmış kırık şarap şişeleri, boğazın vahşi özgürlüğüne karşı direnmek için ısınmak üzere yakılmış plastik şişeler ve  küle dönmüş kağıt parçalarıyla dolu olurdu.  Kıyı boyunca kaya diplerine yapılmış en orjinalinden büyük küçük tuvaletler. Yosun kokusuyla birleştiğinde bir başka deniz ülkesinde bulamayacağınız müthiş bir koku verirdi genzinize.

Altan’ın içine muhteşem hayal gücünüde katarak anlattığı Antalya kıyılarına adım atmama az bir zaman kalmıştı.

Side’ye nasıl gideceğimi soruşturmaya başladım. Saygı değer Antalyalılar ve otogar milleti çok yardımsever insanlar. Eller kollar havada uçuyor, herkes bir tarafı tarif ediyordu. Bayram ertesi olduğundan muazzam bir trafik yaşanıyor herkes kendi derdiyle boğuşuyordu. Bilmeseler bile Türk yardım severliği harekete geçiyor, ‘hiç bilmediği bir yere gideceğine yanlışda olsa hedefi olsun kardeşim’deyip, tarla dönüşü suya hasret kalan eşek gibi çaresiz oradan oraya  ilerlemek zorunda kalıyordum.   

Ben ellerimde bavul ortalık alanda etrafa aval aval bakınırken, uzaktan birisi beni el kol hareketleriyle çağırmaya başladı.

- Hoş geldin gardaş kişi başı 10lira 

- Hee tamam ama biz iki kişiyiz. 

- O zaman 20 vircen hemşerim 

- Bakın biz yabancıyız. Tembih edinde tam Side merkezde ineceğiz. 

- Ne Sidesi gardaşım, bu araba Alanyaya gider. 

- Side nerede kaldı  o zaman 

- Yav sen Alanya’ya git nörcen Side’ yi neyin 

- Ne Alanya’sı kardeşim Side’ye gideceğiz biz 

- Anlamıyonmu sen yav. Bu araba Alanya’ya gider. 

- Side’ye gitmiyorsan gökten vahiymi geldide beni çağırdın Alanya bileti kesiyorsun sen yaa.

- Kardeşim sen Alanya’ya gitmiyosan nereye gidiyosan git yav ..sideymiş..ne varki orada. Ben seni ne güzel yere gönderiveriyom. 

Side’ye gitmek istediğimi bildiği halde yardımcı olmuyor illa Alanya’ya postalamak istiyordu.

Yüzüne bakıyorum fakat, yanlış giden bir şeyler var. Sabah kalktığında taze inek bokuyla suratına maske yapmış tam karşımda bankonun arkasında dikilmiş elindeki Alanya biletini satmaya çalışıyor. Bu yaratık kendini insana benzetebilmek için cümle kurmaya bile çalışıyordu. Üç numara saç traşı ve takriben en son banyo yaptığı yıldan itibaren kesmediği at yelesi bıyıklarıyla nadasa bırakılmış tarla gibiydi.   

- Neyse ..sen berberine selam söyle biletçi.. 

- iiii ne berberi yav, Alanya bileti var heee, ne berberi 

- Kulak kıllarınada fön çeksin jölelesin biraz, dağınık gitmemiş sana. 

- Bana bak get hemşerim ağşamınan belamı kokuyon sen ne yav… 

- Tamam ya  şimdi anladım…senin berberde Alanya’da değilmi?  

Çok süratlı bir şekilde terkediyorum o bölgeyi… 

Ne manyak bi adamım tatile çıkmışım otogarda peron ara bilet ara side ara. Soru soracak şahsiyet bulunamıyor. Dandik dandik tipler bavulları süzüp cüzdan takibinde.

Yirmi yirmibeş metre ilerimde hayal meyal süzebildiğim birisi varki, tam soru sorulacak birine benziyor. Adımlar ilerleyip yaklaştıkça  ‘tamam işte Side’ye giden yol tam karşımda’ demeye başladım. Farklı bir havası var. Kendisini Antalya otogarından tamamen soyutlamış.  1950’li yıllarda Büyükada’da fayton gezisine çıkan eski bir İstanbul beyefendisi.    

- Merhaba bey amca 

- Merhaba delikanlı 

- Bir maruzatım vardı bey amca. Biz Side’ye gitmek istiyoruz fakat henüz başarabilmiş değiliz.  

Bey amca kıs kıs gülmekte. 

- Bey amca bu otogarda erkekler koğuşuna düşmüş çıplak kadın gibi hissediyorum kendimi.  Herkes istediği yere yollamak istiyor. Benim Side’ye gitme özgürlüğüm yokmu? 

- Öyledir evladım öyledir. Bundan yıllar önce böylemiydi evladım…Bak gel şöyle çök kenara gidersin Side’ye hele dinle bakalım biraz. Bak Osmanlıda… 

- Yok amca o kadar eskiye gitmeyelim şimdi, daha yolumuz var uzun şimdi. Bilet nereden alacağım amca … 

- Büyük büyüklüğünü, küçük küçüklüğünü bilirdi. Esnaf desen haram yemez, komşuluk desen başka bir şeydi. Sen açken komşun tok yatmazdı. 

- Tamamda...bey amca...

- Neyse evladım sen beni dinlemiyorsun…Bak şu karşıda sakallı bir amca var tam onun karşısındaki bankoya var git al biletini. Saat başı kalkıyor olması lazım, hadi sana iyi tatiller. 

- Teşekkürler bey amca …  

Yarım saat daha beklememiz gerekiyor. Otobüs Side’ye hareket edecek birazdan. İnce zarif yalnız bir kız: 

- Afedersiniz bavullarıma bakabilirmisiniz? Biraz işim varda güvenebileceğim kimse yok. 

Tahminim tuvalete doğru koşuyor, çok sıkışmış bir hali var. Kokusu otogarın içlerine kadar yayılan bir tuvalet. Adam dışarıya sandalyeyi atmış birde yazarkasa 1 ytl karşılığı jeton satıyor. İçeride millet ne yapar ne eder temizlik nasıl olur belli değil.  Girmekten vazgeçip kendimi Side’ye saklıyorum. Dayanılacak gibi değil yanından bile geçilmiyor. 

Otobüs nihayet yola çıktı. Dolmuşdan farksız zırt pırt duraklayıp yolcu alıyor. Otoyola çıksak rahatlayacağız. Uzun bir yolculuktan geliyoruz o yüzden çok yorgunuz. Uyuklamaya başlıyorum otobüste. 

Side’ye indik nihayet. Ellerimizde bavul bizimle beraber birkaç kişi daha indi. Benzincinin önündeyiz, koku beni birazcık diriltiyor. Fakat uykuhali devam ediyor.

Üzerimize doğru biri koşuyor; 

- Nerden geliyosunuz? 

- İstanbul’dan 

- Nereye gidiyorsunuz? 

- Side merkez 

- Tamam kardeşim hangi otel? 

- Yaa..hatırlamadım şimdi bi dakika..hangi oteldi?

- Hadi kardeşim hangi hotel?

- Sana ne lan a…ko…ç..ğu. Seni ne ilgilendiriyo hangi hotel olduğu, dingil herif 

- Kardeşim ben buranın çocuğuyum taksiciyim, bak taksi orada.. Hangi hotel yaa

- Defol lan uzak dur benden...Buranın çocuğuymuş..Banane nerenin çocuğu olursan ol, taksinide senide... 

- Bu saatte dolmuş geçmez anlaşırız bak kalırsınız burada sonra 

- Yaaa sen sürprizmisin akşam akşam, ben taksi falan çağırdımmı? Binmiyorum taksine senin, burada kalıyorum ..Benzincide yatacağım, keyfimin kahyasımısın?... küfürler... küfürler...küfürler. 

- Minübüs geçmez bu saatte...Anlaşırız hemşerim

İnanamıyorum ya adam sorguya alır gibi hesap sordu. Uyku sersemi bende cevap veriyorum. Adamın üzerine Osmanlı ordusu misali taarruza geçince kendisini taksiye zor attı ve gaza basıp kayboldu. Böylelikle taksici sülüğünden kurtulmuş oldum.

Akşam 10 civarı hava karanlık, moralim bozuk, otobüs 2 saatte Side’ye zor geldi. Otele ulaşamadık birtürlü.

Telefon açtım resepsiyonla görüştüm. 'Aman abi taksiye binmeyin yabancısınız ve burası baya uzak' dedi. Yol kenarında beklerken dört beş minübüsü kaçırdık. Önümüzden 100km ile geçiyorlar, karanlık olduğundan yazıları okuyamıyoruz nereye gittiğini bilemediğimden durduramıyoruz da. Başka çare yok saat ilerledi ve biz benzincide sabahlayacağız.

Her geçen minübüsün önüne atlayıp durdurmak zorunda kalıyorum. Nihayet birisinde  ayakta yolculuk yaparak ilerliyoruz. Almanların muhabbetlerini dinleyerek otele varıyoruz… 

(not: uzun zamandır bir şeyler yazamadığımdan, bu yazı Altan’ın baskı, zorlama ve tehditleri karşılığında tarafımca zoraki yazılmıştır)

 

Oğuz

 

 

 Öyküler   Siirler  John Fante   Bukowski    Dostoyevski   Çehov  Anasayfa