Hesap numarası
Web sitelerime aldığım
reklamların gelirleri için, Türkiye'den bir banka hesabına ihtiyacım vardı. Uzun
yıllar garanti bankasıyla çalışmıştım. Yurtdışında yaşadığımdan iki üç senedir
de garanti bankasıyla hiç bir ilişiğim yoktu. Banka cüzdanım ve bankamatik
kartım duruyordu.
İsviçre'den alo garantiyi aradım. Kredi için 1'i extre bilgileri için 2'yi .....
için 3'ü tuşlayın diyordu telesekreter. Problemimi aktarabileceğim bir tuşa
rastlayamadım. Tahmini tuşlar denedim. Başarısızdım. Bir müddet daha denedikten
sonra vazgeçtim.
Hesabımın halen çalışır durumda olup olmadığını öğrenmek istiyordum. İnternet
den kısa bir araştırmayla hesabımın bulunduğu banka şubesinin telefon numarasını
buldum.
Kart sesli bir adam açtı telefonu;
- Eminönü garanti şubesi buyrun.
- Şeyy ee beyfendi ben yurtdışından arıyorum...
Sözümü tamamlayamadan bir iki tuş sesi ve bekletme müziği. Tüpçülerin sokak
aralarında çaldığı parçaya benziyordu, dırı dırı rı rı rırı rııııı...
Telefon tekrar bağlandı.
- Buyrun ben gamze..... nasıl yardımcı olabilirim?
- Hanfendi ben yurtdışından arıyorum. Uzun süredir hesabımı kullanmadığımdan...
- Dırı dırı dırı rırı rıııııı
Laf gene ağzımda düğümlenmişti.
Tekrar başkasına bağlandı.
- Buyrun beyfendi nasıl yardımcı olabilirim...
- Beyfendi bakın durmadan hat başkalarına bağlanıyor. Yurtdışında yaşıyorum
bankanızda bir hesabım vardı ve şu an....
- Dırı rırı rırı rı rıııııı
Yarım dakika sonra tekrrar bağlandı
- Buyrun ben ........ nasıl yardımcı olabilirim?
- Hesap numaram 123456 kullanılır durumda mı?
- Beyfendi bu tür bilgiler,...eeee,... yalnız,... şimdi,... şubenize
başvursanız...
- Sadece hesabımın aktif olup olmadığını öğrenmek istiyorum. Başkada bir suçum
yok.
O gün sinir krizleri geçirdim. Altı üstü kıytırık bir vadesiz hesapla ilgili bir
bilgiye ulaşamadım. İki üç gün sonra tekrar şansımı denedim.
''Senin hesabın kapatılmış'' dendi.
- Neden kapatılmış? sebebi nedir?
- Beyfendi bizi meşgul etmeyin lütfen.
- Ben sizi kaç gündür arıyorum biliyormusunuz? Suratıma telefonlar kapanıyor.
Şubenizin tüm iç hatlarında tüpçü müziğini dinleyerek dolaştım.
- Beyfendi lütfen meşgul etmeyin.
- Doğru söylüyorsunuz bu dünyada bir tek bankacılar yoğundur zaten. Bizlerde
meşgul edici parazitleriz. Topkapı'dan Aksaray'a 50 lira göndersek 15, 20 lira
masraf alacak kadar yoğunsunuzdur şimdi.
- Beyfendi konuyu çarpıtmayalım başka sorunuz yoksa daha fazla meşgul etmeyin
lütfen...
- Peki tekrar hesap açtırmak istiyorum o zaman
- Tabi ki buyrun şubeye gelin açalım
- Tamam ben bir uçağa atlayıp geleyim bari
- dııııııııııııııııt dııııııt dııııtttttttttttttt, telefon suratıma kapanıyor.
Artık işime yaramayacak olan banka hesap cüzdanı ve bankamatik kartını makasla
çok eşit parçalara bölerek çöp tenekesine attım.
Bir başka banka ile maceramda İstanbul'a geldiğimde otogardan otobüs bileti
alırken olmuştu.
Bilet kesildi. Ödeme için kredi kartını uzattım. Bankonun arkasındaki biletçi
sirus gezegeninin otogar şube sorumlusuna benziyordu.
Biletçi kredi kartımı cihaza okuttu sonra suratıma baktı. Okuttu baktı, okuttu
sonra tekrar baktı. Sonra bana bir kağıt uzattı, bende imzalamak için kalem
istedim.
- La get... kalemi ne yapacaksın kardeşim? dedi
- Şeyime sokacam, dedim sinirlenerek.
- La get ağşamınan bozma kafamı şimcik, dedi ayağa kalkarak. Genelde
kebapçılarda oluşan tombul hafif kırmızımsı yanakları buldog köpeklerininkine
benziyordu. Adam havladıkça yanakları bir yukarı bir aşşağı zıplayıp duruyordu.
Daha çok sinirletip daha çok yanaklarının zıplayarak inip kalkmasını seyretmek
istiyordum.
- Kalem ne işe yarar biletçi? Kağıdı imzalayıp biletimi alacam.
- La get oğlum get la oku bunu oku. Bah gırmızıynan yazmışlar bah, dedi. Sonra
kağıdı gösterip geri çekti. Yüksek sesle bağırarak konuşuyordu. Arka topluyor
kendine diye düşündüm. Konuşurken de bana bakmıyor gözleri birilerini arıyor
gibiydi. Gözleri bir saniye yerinde durmuyordu.
Bir yerden bir patırtı koptu. Arkamı döndüm baktım. Çakalın biri yüz metreciler
gibi heybetli heybetli bana doğru koşuyordu. Çok hoş bir sahneydi. Bunlar
sirustan askerlik arkadaşları olmalıydı. Fakat koşan daha maharetliydi. Zıplayan
yanaklarıyla birlikte göbeği de aynı tempoyu paylaşıyordu.
Bazı belgesellerde iki ayağı üzerine kalkan ayıya fonda hoş bir müzik vererek
dans ediyormuşcasına gösterirler. Bunun da ondan hiç farkı yoktu. O cüssenin
altında iki adet onluk çivi gibi duran bacakları da olaya inanılmaz bir görsel
şölen katıyordu. Hemen göbekli bir cin ali olsaydı bu kadar benzerdi diye
düşündüm.
- Ne o yaf ne oluyo burada? dedi, derin derin soluyarak göbekli cin ali.
Ağzındaki dişlerin yarısı çürüktü. Ön dişlerinin aralarında susam taneleri
vardı. Dilinin üzerindekileri de ustalıkla ağzında yuvarlayarak yutuverdi. Depar
atarak yanımıza gelmesi O' nu nefessiz bırakmıştı. Gömlek cebine uzanıp paketten
ustalıkla çektiği tek dal uzun kırmızı marlbora'sını bıyıklarını aralayarak
ağzına yerleştirdi. Kıç cebinden çıkardığı manyetolu Çin malı ışıklı çakmağıyla
yaktı. Derin bir nefes çekerek, ''nedir problem'' diye sordu, sonra burun
deliklerinden dumanı bıraktı.
- Yav bu adam kredi kartınan neyin bilet alacağ idi, bende makinadan
çektiydim...
- Eeeee
- Anlamıyonuz yavv kırmızı çıktı kırmızı.
Araya girdim.
- Kardeşim bu adam takıldı kaldı kırmızı kırmızı deyip duruyor.
Sigarasından derin bir nefes daha çekerek biletçinin elindeki kağıdı aldı ve
bana döndü;
- Kırmızı var bunda kırmızı, dedi.
- Haydaaa taktınız kırmızıya. Söyleyin de bizde anlayalım. Nedir bu kırmızı?
- Uyarı bu uyarı. Karta hemen el koyun diyor.
- Allah Allah ben bu işten hiç bir şey anlamadım.
- La get...uğraşamam. Al bunu başka kapıya, dedi biletçi.
- Lan bana bak... Babanın köydeki kınalı eşşeğiyle konuşmuyorsun. La get miş
bilmem neymiş? dedim ve orayı terk ederken arkamı dönüp ikisine birden alıcı
gözle baktım. Acaba dedim. İkisini bir kafese koyup bir müddet eğitsem. Sonrada
palyaço kıyafetleri giydirsem. Sirklere pazarlayabilirmiyim diye düşündüm.
Yok canım bunlardan ancak burada başarılı birer bilet satıcısı olur, diyerek
başka bir acentaya gidip biletimi peşin para ile aldım.
Ertesi gün Yapı kredi bankasını aradım.
- Bir hırsızlığım yüzüme vurulmadı dün gece çok mahçup duruma düşürdünüz beni.
Sebep nedir? benim kartım neden iptal edilmiş? Hadi iptal ettiniz 'kırmızı
işaret, karta hemen el koy' bunlar ne oluyor?
- Eeee beyfendi şimdi bunu tam olarak ...
- Benim hiç bir borcum olmadı, devamlı ödemelerimi gününden önce yaptım fakat
bir müddet yurtdışında bulunmamdan dolayı kartı kullanmadım.
- Beyfendi uzun süre işlem görmeyince...
- Anladım ben sizi anladım. Eve dükkana haciz falan gelmeyince, ekstrelerdeki
faizler otobüs duraklarındaki yolcu kuyruklarına dönmeyince müşteri olarak
görmüyorsunuz...
- Tamamda beyfen ...
-dıttt dıttt dıııtttt (ben kapattım telefonu)
Kredi kartı makasla çok eşit parçalara bölünerek çöp tenekesindeki numaralı
koltuğunda yerini aldı.
O kartı alabilmek için ne uğraş verdiğim aklıma geldi. Hüzünlendim. Araya
insanlar koyarak almıştım. Kredi kartı demek prestij demekti. Kredi kartı demek
cüzdanınızdaki cicili bicili bir şeydi. Herkes alamazdı.
O zaman ki kredi kartları mezardan kalksa da torunlarının ne hallere düştüğünü
görse. Kesin olarak bankacıları keserlerdi. Her köşe başında bir tezgah kart
pazarlıyorlar. Simitçilere işportacılara yer bırakmadılar.
İstanbul'daki kardeşimi aradım ve durumu izah ettim. O'nun da bankada güvenlik
görevlisi olarak çalışan arkadaşı varmış. Oh be dedim hesap işi tamam.
Arkadaşı kardeşime;
''İllegal' mi lazım'' demiş
''Abim Hollanda'da beyaz işi yapıyor, şu an tır'ı bekletiyor milyonlarca
dolarlık sevkiyat senin halledeceğin kıytırık vadesiz hesaba bağlı'' deseydin,
dedim kardeşime.
Sonra aklıma bankaların yurtdışı şubeleri geldi ve araştırmaya başladım.
Zürih'de iş bankası şubesi varmış. Aradım ve hesap açabilmem için pasaport,
kimlik..vs getirmem gerektiğini söylediler.
Ertesi gün Zürih'deydim. Yirmi otuz sayfalık belgenin muhtelif yerlerini
imzaladım. Pasaportumun, Tc kimliğimin, İsviçre kimliğimin fotokopileri çekildi.
Yarımsaat kadar bu işlemler devam etti.
Dayanamadım görevli bayana sordum;
- Af edersiniz ama sanki bir milyon dolar kredi çekiyormuşum gibi oldu bu iş,
dedim.
- Beyfendi bankacılık işlemleri böyledir, diye cevap verdi.
- Yalnız ben buralara imzalarımı attım. Okumaya kalksam anlamakla beraber bir
haftamı alır. Yarın bir gün başıma bir iş gelmez dimi, diye sordum.
Sadece gülüp geçti...Sonrada;
- Kaç para yatıracaksınız, diye sordu
- Paramı?
- Evet biz sadece aracıyız. Bu hesap Türkiye'de istediğiniz bir şubede açılacak.
Yani buradan havale yapmış göstereceğiz.
- Üzerimde para yok. Bilemezdim ki. Keşke baştan söyleseydiniz. Türkiye'de beş
kuruş para istemezler toplam üç saniyede hesabınızı açarlar cüzdanınızı elinize
verirler.
- Tamam da beyfendi dediğim gibi havale yapacağız buradan.
- Ne kadar yatırmalıyım minimum peki?
- İki yüz yeter
- Ne? Sadece elli frank var başkada kuruş yok.
Öfleyip püfleyerek birazda yılgın bir şekilde elindeki bir yığın fotokopi kağıt
ıvır zıvırı dosyaya yerleştirmeye çalışıyordu.
- Tamam beyfendi verin vezneye elli frank. Kırkını hesabınıza havale ederiz
zaten on lira havale masrafını da biz alacağız.
Ev ve cep telefonumu aldılar. Banka cüzdanım ve bankamatik kartım geldiğinde
beni arayacaklarını, sonra bizzat kendimin bankaya geleceğini ve imza karşılığı
teslim alacağımı söylediler.
Bir ay geçti hiç bir haber yok. Telefon açtım derdimi anlattım. Bir dakika
dediler. On dakika sonra ''henüz gelmemiş'' dediler.
Ara ara canım sıkıldıkça arıyordum. Hobi gibi bir şey oldu benim için. Aslında
vaz geçmiştim hesap numarasından falan fakat o kadar imza attım ki. Ne olur ne
olmaz diye arada bir arıyordum.
Üç ay geçti. Yürüyerek Türkiye' ye gidip hesap açıp dönebilirdim bu süre
içerisinde. Bu arada telefon harici iki kere bankaya şahsen ve bizzat giderek
gururla '' İki aydır'' bekliyorum diyordum. Bütün postalar aranıyor çekmecelere
bakılıyor, İstanbul şube aranıyor ve ''henüz gelmemiş'' deniyor.
Üçüncü ayda kafama bazı şeyleri koyarak kararlı bir şekilde bankadan içeriye
girdim. Sırada bekliyorum. Türk kardeşlerimiz iş başındalar. İşlerini bitirseler
sıra bana gelecek.
- Yaaa ama bilmiyorumki. O zaman iki bin euro Denizli'deki döviz hesabıma geçin
üç bin ytl'de vadeliye geçin. Peki aylıkmı vadeliye yatırsam yoksa acaba üç
aylık mı?
- Hanfendi şimdi ... sizin bileceğiniz bir şey, diyor banka memuru.
- Yok yok. ben en iyisi Döviz olarak euro değil de dolar yapalım o bakiyeyi. Üç
bin lirayı siz İsviçre frankına çevirin. Bak böyle daha iyi oldu şimdi.
Durrr durr durr çevirdin mi yoksa? Ya ben bir kuzenimi arayayım O bu işlerden
anlar O'na sorayım bi he...
Sıranın bana gelmeyeceği kesindi. bankanın kapanış saatine baktım. Daha üç saat
vardı. Dışarı çıktım. Zürih sokaklarında biraz turladım. Nezih bir kafe gördüm.
Hava sıcaktı. Yeşilliklerle süslenmiş bahçesine oturdum. Kafenin önünden geçen
yol trafiye kapalı olduğundan arada bir tramvay geçiyordu. Daha çok zenciler
dolanıyordu etrafta, yanlarında ise mavi gözlü, sarı saçlı İsviçre'li kızlar
vardı. Saatime baktım bankanın kapanmasına bir saat kalmıştı. Acaba kadın karar
verebilmişmidir bankayı terketmişmidir diye düşündüm.
Neyseki banka boştu.
- Merhaba ben banka hesap cüzdanımı ve bankamatik kartımı almaya geldim.
- İsim neydi?
- Oğuz
Arkada duvar dibinde postahanelerdekine benzer mektup koyma yerleri vardı. Uzun
bir süre aradı. Bulamadı.
- Beyfendi henüz gelmemiş. Sizin adınıza herhangi bir şey yok. Ne kadar oldu
hesabı açtıralı?
- Üç ay
- Ne?
- Evet... üç ay dır aboneniz oldum.
Tekrar döndü arka tarafa her yeri karıştırdı. Alakasız yerlerdeki masaların
çekmecelerine kadar aradı. Dolap arkalarına düşebilir diye oralara kadar baktı.
- Beyfendi henüz gelmemiş. Postada bir aksilik oldu heralde. Siz haftaya tekrar
uğrayın.
- İmkansız.
- Neden?
- Bana telefon açtınız ve Zarfın geldiğini söylediniz. Bunun üzerine bende
kalkıp buraya kadar geldim. (yalan)
- Tam olarak isminiz neydi Pardon.
- İsmim Oğuz.........
Tüm zarfları kucaklayarak masasının üzerine koydu. Çok dikkatli bir şekilde tek
tek kontrol etti. İçlerinden bir tanesini çölde su bulmuşcasına eliyle sımsıkı
tutarak bana doğru geldi.
- Şuraya bir imzanızı alayım...
Göl kenarına gittim. Ördeklere ekmek atan insanları seyrettim. Ufak bir çocuğun
elindeki çukulatayı ağzına burnuna bulaştırarak nasıl yediğini seyrettim.
Çukulatanın paketini düşe kalka yürümeye çalışarak çöp kutusuna nasıl attığını
seyrettim. Bisikletiyle göl kenarından gülümseyerek geçen yetmiş yaşlarındaki
teyzenin pedal çevirişini seyrettim. Sonra üç ay sonra elime ulaşan zarfa
baktım.
Evde zarfı açtım. ''Şifrenizi hemen değiştirin'' yazıyordu. Raiffeisen
bankasının bankamatiğinden şifremi değiştirdim.
Bir ay sonra Türkiye'deyim. Bulduğum ilk iş bankası bankamatiğinin önündeyim.
Önce günün anlam ve önemini belirten bir konuşma yaptım. Sonra bir bankamatik
kartına sahip olmanın ne denli zor yollardan geçtiğini düşündüm. Gururla
bankamatiğe taktım. Şifremi girdim. '' geçersiz şifre'' yazıyordu. Tekrar
denedim ''geçersiz şifre'' yazıyordu. Üçüncü girilen yanlış şifrede kartı içine
aldığını biliyordum.
Şifremi değiştirdim ve ne olduğunu çok iyi biliyordum. Çünkü cep telefonumun pin
kodu ile aynı şifre idi. Yanlış yapmam imkansızdı.
Ertesi gün bir iş bankası şubesine gittim. Sıra fişimi aldım beklemeye başladım.
Benden sonra gelenlerin sıra fişleri daha önce tabloda yanıp sönüyordu. Bu
sistemi hiç sevmemiştim. Onlar kredi kartı yada bankamatik kartlarını alete
önceden okutup sonra düğmeye bastıklarında sıra numaralarını alıyorlardı.
Sıram geldi ve ilgili banka memuru bayana;
- Merhaba. Ben yurtdışı şubenizden vadesiz hesap açtırmıştım. Bankamatik
kartımın şifresini ''hemen değiştirmem'' gerektiği söylenmişti. Şifremi
yurtdışındaki bir atm'den değiştirdim. Türkiye'ye geldiğimde bankamatiğe
taktığım kartın şifresini girdim ve ''geçersiz şifre'' ibaresiyle karşılaştım.
Şimdi şifremi öğrenmek istiyorum.
- Kartta yazan bir şube kodu vardır. İlgili şubeye ''bu kartı iptal edin yeni
kart talebimdir'' diye fax çekin.
- Ben sadece şifremi öğrenmek istiyorum. Kart zaten halihazırda var.
- Dediğim gibi beyfendi.
Dingggg dongggg..... diğer müşterinin sıra numarasını belirten zil sesi geldi
bulunduğum bankoda. Yolunu kaybetmiş eşşek gibi halen memurun gözlerine
bakıyordum. Arkamdan sıra numarası yazan adam, omuz darbesiyle beni saf dışı
edene kadar.
Bir gün öncesinde de kardeşim uzun zamandır kullanmadığı bir bankamatik kartının
şifresini hatırlamıyordu. İgili bankanın şubesine beraber gittik. Kardeşim
durumu izah etti. Banka görevlisi kardeşime yol göstererek şube içine biz
müşteriler için konan ücretsiz telefonun yanına getirdi. Görevli yapmamız
gerekenleri söyledikten sonra yerine döndü. Kardeşim bir veya bir buçuk dakika
içerisinde yeni şifresine kavuştu.
Hemen bende iş bankasının 444 ile başlayan numarasını aradım. İlk önce bireysel
kredi ile ilgili bir reklam giriyor, sonra şunun için 1' şunun için 2' diye menü
devam ediyor. Bir müddet dinledikten sonra, ne güzel dedim bankamatik kartı ve
şifresi ile ilgili menü var.
Derhal ilgili numarayı tuşladım. ''Kartınızın ön yüzünde bulunan 16 haneli kart
numaranızı'' giriniz. Lütfen ''Kartınızın ön yüzünde bulunan ...Haneli müşteri
numaranızı''giriniz. Lütfen '' kartınızın ön yüzünde bulunan son kullanma
tarihini iki rakam ay iki rakam yıl olarak''giriniz. Lütfen ''kartınızın arka
yüzünde bulunan ......numarasının güvenliğiniz açısından son üç numarasını''
giriniz. Lütfen ''kart şifresini giriniz''????? İşte bunu anlayamamıştım...
Bir hafta süresince bu telesekreter kaydıyla uğraştım. Acaba banka memuresini
dinleyip de kartı çöpe mi atsaydım?
Kafaya takmıştım ve çok kötüydüm. Tekrar 444'lü numarayı aramaya başladım. Fakat
bu sefer hedefim gerçek bir insanla konuşmaktı. Kredi müracaat menüsünden tutun,
internet bankacılığıyla alakalı menüye kadar hepsine girdim çıktım. En sonunda
bir müşteri temsilcisine bağlandım.
- Ben Zühtü size nasıl yardımcı olabilirim?
- Merhaba Zühtü bey. Ben bir haftadır sizin 444'lü telefonunuzun menüleri
arasında sörf yapıyorum.
Zürih şubenizden bir vadesiz hesap açtırdım. Banka hesap cüzdanım ve bankamatik
kartımın içinde bulunduğu zarfı açtım. ''Şifrenizi derhal değiştirin'' diye bir
yazı vardı. Bunun üzerine İsviçre'de bir bankamatikten şifremi değiştirdim.
Türkiye'ye geldim ve bankamatik kartımı kullanmak için atm'nin birine girdiğimde
şifremin geçersiz olduğu uyarısı geldi. Ben yeni bir şifre istiyorum. Sizi çok
seviyorum. Bankanıza da tapıyorum.
- Beyfendi tamam, şimdi ben telefonu kapatacağım. Telefonu kapattıktan sonra 16
haneli kart numaranızı girin, size bankamatik şifrenizi soracaktır siz
bilmediğinizden arka arkaya kare tuşuna 4 defa basın. Sonra karşınıza çıkacak
olan menüde sizden müşteri no'nu zu isteye bilir , onu girin sonra
..........................................................................................................................................................................................................................vs.
Yaklaşık otuz saniye içerisinde yukarıda yazdığımın tam iki katı şeyi arka
arkaya seri bir biçimde yapmamı istedi ve telefonu kapattı . Kafam allak bullak
olmuştu.
Elim ayağım birbirine dolandı. Hemen 16 haneli kart numaramı girdim, ardından
şifremi sordu. Şifremi bilmediğimden ve müşteri temsilcisinin dediği gibi dört
kere kare tuşuna bastım. ''Yanlış şifre girdiniz'' Lütfen telefonunuzu kapatmayı
unutmayınız, uyarısı geldi.
Diğer günlerde dört müşteri temsilcisiyle daha görüştüm. İnanılmaz derecede
profesyonel, baştan sağmayı bilen, pasifize etme tekniklerini uygulayan müşteri
temsilcileri idi.
En son kafayı sıyırdım. Bana ''hesabı açan şubenize fax çekerek kartınızın
iptalini isteyin'' diyen banka memuresinin bulunduğu banka şubesine gittim.
Güvenlik görevlisi ve tahminen banka müdürünün bir arada bulunduğu yere
yaklaştım.
- Af edersiniz. Ben on beş gündür bu elimdeki kartın şifresini öğrenmeye çalışan
bir zavallıyım, yirmi sekiz kere 444' lü telefonunuzu aramama rağmen hep saf
dışı edildim, dedim.
Gülerek oturduğu yerde hafiften toparlanırmışcasına bir iki hareket yaptı
güvenlik görevlisi.
- Şifresini bilmiyormusunuz kartınızın, dedi güvenlik görevlisi.
- Bilsem size baştan söylediğim gibi ''on beş gündür bu elimdeki kartın
şifresini öğrenmeye çalışan bir zavallıyım'' demezdim.
Yüz kilo civarlarında sarışın, rahatlıktan seksen beş olmuş bacak bacak üstüne
atmış, elinde çayı yudumlayan klimalı banka şubesinde oturan bir güvenlik
görevlisi.
- Kayıp mı ettiniz şifrenizi?
- Evet. Cebimdeydi düşürüvermişim.
Bacaklarını yere indirdi sol elini başına götürerek sert biçimde kaşımaya
başladı.
- Siz onu şubenize götürün. İptal etsinler.
- Şubem İstanbul'da.
- Fax çekin kartı iptal ettirin.
- Ben şifremi öğrenmek istiyorum.
- İlk şifrenizi biliyormusunuz?
- Hayır. Değiştirmiştim onu. Yeni girdiğim şifre çalışmıyor.
- Tamam işte ilk şifrenizi bilseniz olurdu.
- Kardeşim garanti bankası kartının şifresini unutmuştu. Aynı kartın şifresini
en az beş kez değiştirmişti. Banka şubesine gittik şifremizi unuttuğumuzu
söyledik. Güvenlik görevlisi bize '' şöyle buyrun beyfendi '' diyerek yol
gösterdi. Gerekli talimatları bize anlattı. Kardeşim doksan saniye içerisinde
yeni şifresini aldı.
- Şimdi şey var. Kredi kartımıydı sizin kart?
- Bankamatik.
- Kredi kartı olsaydı buradan yardımcı olurduk.
- Kardeşimin kartı da bankamatik kartıydı.
- Dediğim gibi siz onu gidin şubenizde kapatın canım, uzatmaya gerek yok.
- Peki ben komple hesabımı kapatmak istiyorum o zaman.
- Hıhıhı burdan olmaz o. Şubenizden kapatabilirsiniz.
- Pardon, burası İş bankasının bir şubesi değil mi?
- Evet. Dediğim gibi şubenizden halledeceksiniz
- Tamam o zaman ben bi İstanbul'a gidip geleyim.
Tatil beldelerimizden bir yer olan bu şehirde anlamsızca deniz kenarında
yürüyordum. İstanbul'a olan uzaklığı otobüs ile on iki on üç saat vardı. Çarşı
içerisinde garanti bankasının bir şubesini gördüm.
İçeri girdim ve bir hesap açtırmak istediğimi söyledim. Böylelikle İş
bankasından ve onun kartından şifresinden kurtulacaktım.
- İsminiz? dedi bayan bankacı.
- Oğuz .......
- Beyfendi sizin zaten bankamızda hesabınız mevcut!
- Ama nasıl olur? Bana hesabımın kapatılmış olduğu söylenmişti.
- Olur mu beyfendi, buyrun sizde bakın, dedi bilgisayardaki ismimin yazılı
olduğu ekranı göstererek.
- Hanfendi bana Türkiye'den bir hesap numarası gerekmişti. Zaten bankanızın
hesap cüzdanı ve atm kartı vardı. Yurtdışında olduğumdan hesabın son durumunu
öğrenmek ve emin olmak için günlerce uğraşmıştım. Hesabımın bulunduğu İstanbul
Eminönü şubesi en sonunda posta koyar gibi ''senin hesabın kapalı kardeşim''
demişti.
Bayan bankacı kulaklarına inanamıyordu. Tekrar bana bilgisayar ekranından
hesabımın aktif olduğunu gösterdi. Şüpheye düştü.
- Tamam para yatırmak istiyorum.
- Hayır. Siz Şubenizi arayın bir sorun bence. Gene de şimdi para yatırmayın
Oğuz
Öyküler
Siirler
John Fante
Bukowski
Dostoyevski
Çehov
Anasayfa