Havaalanı
Hayatımızın ilk uçak
macerası gece dörtte başladı. Sulu kar yağıyordu dışarıda. Kapıyı kilitledik.
Sonra tekrar açtık. Tüp ve bütün ışıklar kapalıydı. Artık vakittir diyen korna
sesleri aydınlattı geceyi. Heyecandan bütün gece uyumamıştık. Teyzesinin ördüğü
yünlü kazağını, Siyah kumaş pantolonun içine sokmuş bizi bekliyordu taksici.
Kırk kilo var yada yoktu. Bileğinde karpuz taneli tespih asılıydı. Gece görüşlü
kemeri ve esnek bir boynu vardı. Kafası yol haricinde her tarafa dönüyordu. Ön
koltuğa oturdum. Annem ve kardeşim arkadaydı. Uykulu gözlerle Kral fm dinleyerek
iç hatlar terminaline geldik. Bagajları indirdim. Taksici de İner inmez kumaş
pantolonunu göğüs hizasına kadar çekip kemeriyle boğdu. Sulu kar durmuştu.
Yirmi altı ytl yazıyordu taksimetrede. Otuz uzattım. '' Bozuk yok ya '' dedi. ''
Vardır be bilader sen iyice bak '' dedim. '' İyi bakalım bari '' . Para üstünü
aldım. İki adet siyah naylon poşetimiz annem, ben ve kardeşim kaldırımda durup
derin bir nefes aldık. Altmışlarda, Anadolu'dan Haydarpaşa garına inen üç
kişilik aile gibiydik. Her yer ışıl ışıldı. Bal dök yala mermerler üzerinde
yürüyüp X ray cihazının önüne geldik. Siyah naylon poşetlerimizi bulabildiğimiz
bant ve iplerle bağlamıştık. Havalimanı Emniyet teşkilatını hareketlendirmiştik.
Bizi bekliyorlardı.
Komple soyunduk. Annem ve ben karşı tarafa geçmeyi başardık. Kardeşim öbür
tarafta kaldı. Bütün görevliler onu X ray cihazına sokmak için uğraştı. Tedirgin
olduk. Kardeşimin her tarafı ötüyordu. Yan tarafta oturan takım lideri polis
memuruda geldi cihazın başına. Şizofrendi kardeşim. Otuz küsür yaşında
başkasının bakımına muhtaçtı. Annem polis memurunun yanına gidip raporlarını
gösterdi. Özgürdük.
Gece çalışmanın ne demek olduğunu çok iyi biliyordum. Sekiz sene güvenlikçilik
yaptım. Bir hafta gece gündüz uyusanızda, gece dörtten sonra kafanızı gövdenizin
üzerinde tutamazsınız. Bedenin pili bitmiştir. Sonsuza kadar uyumak istersiniz.
Gecenin bu saatinde gelen herkese küfürü bastıklarını çok iyi biliyordum.
Uçuşa iki buçuk saat vardı. Ne olur ne olmaz diye erkenden geldik. Metal bir
bank üzerinde oturup bekledik. Etrafı seyrettik. Kırk metre karelik evimizde
sobayı yakamamış soğuktan donmuştuk. Muhtemelen baca tıkalıydı. Havaalanında
kemiklerimiz ısındı. Bütün kış burada kalabilirdik.
Herkes gıcır gıcır parlıyordu. Tertemizdi insanlar. Birazdan da uçağa
binecektik. Mükemmel bir olaydı. On iki saatlik yola bir saat de ulaşacaktık.
Kendimizi değerli hissettik. Uçağın kalkmasına iki saat kalmıştı. Biz şimdiden
havalanmıştık.
''Otobüs süper. Tekerleklere baksana kocaman. Uçurur bunlar adamı. Televizyon
bile var. Birazdan film koyarlar seyrederiz. Klas otobüs canım''.Uzun yol
otobüsleriyle geçmişti hayatımız. Mersedes otobüs serilerinin test yolcusuyduk.
Üç yüz ikisinden beş yüz beşine kadar binmiştik. Ve her türlü otobüse. Yüzlerce
kilometrelik yollarla dostluğumuz iyiydi. Bolu dağı klasiğimizdi. Kar yağdığında
iki saatten daha az bir zaman da inemez ve çıkamazdın yirmi dakikalık yokuşu.
Yolların uzunluğu gibi düşüncelerde uzar giderdi beynimizde. Binlerce senaryolar
kurardık. Normal bir yolculuğa çıkmamıştık hiç. Gezi yada ziyaret gibi. Hep
kaçış için kullanmıştık yolları. Ne bir karşılayanımız ne de gidecek yerimiz
vardı. Çat kapı girerdik bir akrabanın evine. Yol boyunca kurduğumuz senaryolar
otobüsten indiğimiz de ne yapacağımız üzerine olurdu. Bu sefer durum farklıydı.
Gideceğimiz yer belliydi. Uçacaktık.
Onur havayollarının kuyruğuna girdik. Biletlerimizin her bir yerini karalayıp
bir şeyler yapıştırdıktan sonra geri verdiler. '' Saat altı da Güvenlikten
geçtikten sonra G kapısı 114 numarada bekleyin beyefendi. İyi yolculuklar''.
Bir saatimiz daha vardı. Kardeşimin sigara krizi tuttu. Havaalanında kırmızı
alarm verilmeden dumanla buluşturmalıydım onu. Patlamak üzereydi. Sigara içilen
kafeye oturduk. Kardeşim iki paket sigarasını masaya monte etti. Yerimiz
rahattı. Etrafı kestim. Burada doğmuş burada ölecek tipler vardı. Bir çok
insanın diz üstünde de bilgisayarlar. Siz oturun ben geliyorum dedim.
Parayı tezgahın üzerine koydum. ''Üç tane çay istiyorum '' dedim. Zevk
çığlıklarıyla birlikte tezgahtarın boşalması bir oldu. Pis pis sırıttı
arkasından. Aslında verdiğim parayla dört yüz elli fincan çay alınacağını oda
biliyordu. Burası onun bölgesiydi. Benim gibi nice insanlara sabahtan akşama
kadar köklüyordu. Arkamda ki kuyruğa baktım. Herkes soyunmuş sırasını
bekliyordu.
'' Bulunduğumuz irtifada ki hava koşulları nedeniyle türbülansa girdik. Endişe
edecek bir durum yok''. Kaptan pilotun anonsuyla ilk sarsıntılarımızı ve
korkukumuzuda yaşamış olduk. Üstüne de çayımızı içtik. '' Kısa bir süre sonra
Kayseri Erkilet havaalanına iniş yapacağız. Lütfen kemerlerinizi bağlayınız. İyi
inişler ''. Gelen İkinci anonsla uçuş yolculuğumuzun çok kısa süreceğini
anladık. Alışık değildik.
Gürültü geldi aşşağıdan. Yere inmiştik. Uçak havada olduğu gibi yerde de süratle
ilerliyordu. Duramıycaz sandık. Ve durduk. Kayseri'deydik. Hiç bir şey
anlamadık. Şaşkındık.
Tayfun
Öyküler Siirler John Fante Bukowski Dostoyevski Çehov Anasayfa