Resim Öğretmeni ve Çocuk
Öğretmen çocuğun başında dikilmişti.
“Çocuk!”
“Efendim”
İtaatkar bir efendimdi. Belliki korkuyordu ve öğretmene göre içinde kötü duygular vardı.
“Tören resmi çizeceksin, on gün sonra ulusal bir bayramımız var. Elini çabuk tut. Resimler okul girişinde sergilenecek. Ve sen buradaki en yetenekli çocuksun ama çok tembelsin.”
Çocuk baktı, sıkıntılıydı.
“Bu resimden yüksek not almalısın yoksa kalırsın.”
Üstte duran boş kağıdın altından bir başkasını çıkararak öğretmene uzattı.
“Bakın efendim bunu dün çizdim.”
“Bu ne? Söyle çabuk!”
“Bu beni kovalayan yaratık.”
“Çabuk yok et onu.”
“Yok edemem efemdim.”
“O zaman ben yok ederim. Çabuk ver o kağıdı bana ve tören resmine başla.”
“Veremem efendim.”
“Neden?”
“Çünkü korkuyorum, hemde çok fazla.”
“Neyden?”
“Bu yaratıktan.”
“?”
“Başka açıklaması yok, korkuyorum sadece.”
“Böyle resimler yapma o zaman. Benim dediklerimi yap, onlar sana zarar vermezler.”
“Ama efendim! Yapmak zorundayım.”
“Korktuğun bir şeyi neden yapıyorsun.”
“Çünkü bu yaratık benim kabuslarımda yaşıyor.”
“Resmetmeye devam edersen o’da yaşamaya devam eder tabiki güzel çocuğum. Hadi artık tören resmine başla.”
Çocuk öylece öğretmenin yüzüne bakıyordu. Öğretmen, korkunun kendisine değilde yaratığa olduğunu anlamıştı.
“Sen hasta bir çocuksun.”
“Lütfen böyle söylemeyin. Ben sadece korkuyorum, hemde çok fazla.”
“Piknik resmi yap, çiçekler ve ağaçlar çiz.”
“Çözüm değil efendim. Bu yaratığın resmini yapmak zorundayım.”
“Peki o zaman bana sebebini açıkla. Bu yaratığın resmini çizince ne oluyor.”
“Neyden korktuğumu biliyorum efendim.”
Öğretmen çocuğun anlamadığını düşündü, üsteledi.
“Bu sene altı ulusal bayramımız, oniki kutlama haftamız ve üç tanede yas günümüz var. Ve sen bunların hepsiyle ilgili birer resim yapacaksın.”
“Biliyorum efendim.”
“O zaman niye duruyorsun! O resimlerde eğlenen birbirinden güzel insanlar çizeceksin.”
“Ama ben onları çizmek istemiyorum.”
“Ne demek şimdi bu!”
“Efendim ben gülmüyorumki veya eğlenmiyorumda, o resimleri nasıl yapabilirim. Ben korkuyorum.”
Öğretmenin sabrı taşmak üzereydi. Bu lanet çocuk islah olmayacaktı.
“Eğer eğlenen insanlar çizersen mutlu olur ve sende eğlenirsin. Eğer böyle saçma sapan şeyler çizersen elbetteki korkar ve mutsuz olursun.”
“Ama bu saçma sapan değilki! Bu gerçek. Bakın işte! Burda duruyor, beni korkutuyor sizide sinirlendiriyor.”
“Ben o’na değil sana sinirleniyorum ve buna devam edecek olursan bu sınıfı yeniden okumak zorunda kalacaksın.”
“İyide efendim ben...”
“Kes sesini! Bak bütün arkadaşların sessiz sessiz çalışıyor. Sorun çıkaran bir tek sensin. Neden böyle bir çocuksun anlamıyorumki.”
“Ben biliyorum ama beni dinlemek istemiyorsunuz.”
Öğretmen düşündü, belki O’nu dinlerse yola getirebilirdi. Müfredattaki resimleri yaptırmak zorundaydı. Aralarındaki en yetenekli öğrencinin genelden aykırı olması kendi başını zora sokabilirdi. Bu küçük sıçanın hakkından gelmeliydi.
“Evet! Anlat bakalım çocuğum, seni dinliyorum.”
Elindeki kağıdı kaldırıp tekrar öğretmene gösterdi.
“İşte bu yaratık.”
“Anladım evladım. Bu yaratık kabuslarına giriyor di mi.”
“Evet.”
Şaçını okşamaya başladı.
“Ve kabuslarına girip seni korkutuyor öyle mi yavrucum.”
“Evet efendim.”
“Sende o’nu resmederek bizlere gösteriyorsun çünkü bilmemizi istiyorsun. Seni kurtarmamızı istiyorsun.”
“Hayır efendim. Yanılıyorsunuz.”
Afalladı,
“Neden yanılıyorum söylermisin lütfen.”
“O’nu size gösteriyorum çünkü tören resimlerini yapamamamın sebebi bu yaratık. Bilmeniz gereken bu! Yoksa beni hiç kimse bu canavardan kurtaramaz.”
İşler yeniden karışıyordu. Öğretmen son bir sabır devam etti.
“Bana bu korkunç yaratığın kabuslarında ne yaptığını anlatırmısın.”
“Geceleri gelir daha çok, uykunun en derin yerinde. Kapının dışında durur. Camdan gölgesini görürüm. Kendide zaten kara bir gölgeden ibarettir. Saçları sarmaşık gibi her yere dolanır. Benimle alay ederek tehditler savurur.
“Ne söyler çocuğum.”
“Benim boş kafalı bir korkak olduğumu, gereksiz hayaller kurup saçmaladığımı. Aklı başında biri olmam gerektiğini, çok düşünmememi.”
“Bir yaratık için biraz fazla akıllıca sözler değilmi bunlar.”
“Öyle gibi ama beni hayallerimden koparmaya çalışıyor.”
“Evladım! Bence, biz büyüklerin sana ve diğer arkadaşlarına verdiği öğütleri biraz korkutucu bulmuşsun ve bizleride rüyalarında canavar yapmışsın. Biz büyükler bazen sıkıcı olabiliriz ama inan her şey sizlerin geleceği için. Aslında ben senin böyle resimler yapmana karşı değilim ama lütfen ödevlerinide aksatma. Sen yetenekli bir çocuksun ve resimlerin okulun girişinde ilk sırada yer alacak.”
Çocuk kafasını öne eğmiş söylenenleri kabullenir gibi çizdiği resmi incelemeye başlamıştı. Öğretmen, artık O’nun teslim olduğunu düşünmüş rahatlamıştı. Çocuk aniden kafasını kaldırarak eskisinden daha kararlı bir biçimde konuştu.
“Fakat tüm bunlar o’nu güçlendiriyor.”
Öğretmen sakinliğini korumaya çalıştı.
“Neler çocuğum.”
“Benden yapmamı istediğiniz resimler.”
“Olurmu hiç öyle şey. Bunların kabuslarındaki yaratıkla ne bağlantısı var.”
“Peki benimle ne bağlantısı var efendim. Ben bu resimleri yaparken çok sıkılıyorum.”
“Büyüyüpte yetişkin biri olduğun zaman tüm bunların birer saçmalık olduğunu göreceksin. Yaratık haklı evladım, o seni düşünüyor ama aklı başında her fikir seni nedense korkutuyor.”
“Ben, büyüyecek ben için yaratığa karşı önlem alıyorum efendim.”
“Ne demek şimdi bu.”
Çocuk cebinden bir iki buruşmuş kağıt çıkardı.
“Bu kağıtlara yazıyorum efendim.”
“Neyi?”
“Gelecekteki tüm hayallerimi.”
“?”
“Çünkü ilerde bende çevremdeki sıkıcı büyüklerim gibi olabilirim ve bundan çok korkuyorum. Sürekli olarak gelecekteki bana yazılar yazıyorum sonrada bunları kutuda saklıyorum. Şu an yapamadığım her şeyi ilerde yapacağım ve sıkıcı biri olursam bu kağıtlarda yazılı olanları okuyup kendime döneceğim.”
“Ver bakayım şu kağıtları.”
Hızla çekerek aldığı kağıtları mırıldanarak okumaya başladı.
“Otuz yaşındaki ben! Sakın babamız gibi bir ömür sıradan bir işte çalışma. Git dünyanın her yerine ve korkma.”
Bir diğerini okudu,
“Yirmibeş yaşındaki ben! Sakın evlenme oldumu. Karşı apartmandaki seyrettiğim insanlar gibi herkesin istediklerini yapmakla mutlu olma.”
Bir diğerini,
“Otuzaltı yaşındaki ben! Gördüğüm insanların çok dar dünyaları var ve büyük hayalleri yok hiçbirinin. Sen, hayallerime ulaşamasanda ne olur vazgeçme. Benim için yap bunları. Bir çocuğun hayallerini yok etme ve tüm dünyaya meydan oku oldu mu. Unutma ettiğim yemini.”
Öğretmen kağıtları usulca katladı ve çocuğun önüne attı. Yanındaki arkadaşının çizdiği bir resmi alarak kağıdın üstüne orta not yazıp imza attı ve onuda çocuğun önüne koydu. Arkasını dönerek masasına ilerledi, yerine oturdu. Gözlüğünün camlarını sildi.
Altan
Öyküler Siirler John Fante Bukowski Dostoyevski Çehov Anasayfa