Göt lalesi
Zil çaldı. Açtım. Altmış yaşlarında kel kafalı üstteki üç parça saçı da en koyu siyahla boyamış. Gözlerinin ruhu solmuş. Göz değil de sanki eskimiş bir tahta parçası bana bakıyor. Kolları kısalmış rengi atmış montunun cebinden çıkarttığı anahtarlığı bana sallayarak konuşuyor.
Gülümsedim… Ne istediğini sordum…İnanılmaz geliyordu ihtiyar…Ardı arkasına saydırıyordu…Üstüm başım kapı yerler sülük salya içinde kalmıştı. Ağzından tükürükler mermi gibi yağıyordu. Sanki ben ona bir gül parçası atmışım o da bana hava kuvvetleriyle taarruza geçmişti.
Sankisi yoktu bu herifin yaptığı gerçekti. İtalyanca bağırıyordu. Almanca sorarak anlamaya çalıştım. Sol gözümün ortasına mermi isabet etti.
Geri çekildim sağ tekmeyle kapıya vurdum. Apartman inledi. Kapıyı açtığımda ihtiyarın gazı alınmıştı. Fakat geri tepmesiz top gibi devam ediyordu moruk. Türkçe başladım. Ana, avrat, memleket, yaşı, başı kafası, kıyafeti, bir solukta sayabildiklerimdi bunlar.
Geri çekildim tekrar kapıya tekme attım. ‘’Polizei polizei’’ diye bağırıyordu. Telefonu aldım kapıyı açtım ‘’ al şerefsizin oğlu, al pislik ihtiyar al göt lalesi, al ara polisi al ara polisi diye bağırıyordum. Merdivenlerden aşağıya bir çırpıda kaçıverdi. İnsanlar ne olduğunu merak ediyorlardı. Apartmanda yoğun bir uğultu vardı. Ben de dahil kimse ne olduğunu anlamamıştı.
Balkon tarafından ihtiyarın sesleri gelmeye başladı. Balkona çıktım. El kol hareketleriyle bir şeyler anlatıyordu. Olayı anladım. Bizim araba aşağıda garip bir şekilde duruyordu. Kapalı garajından arabasını çıkartamamış bizim araba onun arabasının çıkmasını engelliyordu. Tahminim eşim sabah arabayı çıkartamamış. Buz nedeniyle araba kaymış, işe yetişebilmek için o şekilde bırakıp otobüs ile gitmiş.
Yedek anahtarları aldım aşağıya indim. İhtiyar yanına bir kişi daha almış. Aramızda üç metre kadar vardı. İkisi birden bir adım hamle yapıp iki adım geri çekiliyorlardı. Ritmi tutturmuşlardı. Bir ileri iki geri buz üstünde kuğu gölü misali. Ben onlara Türkçe onlar bana İtalyanca kör düğüşü yapıyorduk.
Araba çıkmıyor. Gaza basıyorum pati çekiyor. Tekerleklerin önünü kazıyorum olmuyor. Geri vitese takıp arkaya doğru on metre gidebildim. Sonra hızlıca ileri doğru hamle yaptım. Arabanın kıçı ata ata yokuşu çıkıp direksiyonu sağa kırıp Silviya ve Korelinin evinin önünden dere yatağına doğru gitmeye başladım. Freni köklemiştim fakat buzda kayarak gidiyordum. Dere tarafına değil de tarlaya doğru kaydı araba ve iki metrelik yüksek kar yığınına gömüldü.
Arabayı bıraktım. İhtiyara doğru koşmaya başladım. İhtiyarı yere yatırıp kafasını saatlerce karın dibine dibine sokmak istiyordum. Onu gördüm. Olayın ciddiyetini anladı. Arabanın kapısını kapattı gaza bastı. Kıçı ata ata caddeye doğru ilerledi. Tam arabaya arkadan tekme atmak üzereyken sol ayağım kaydı göt üstü yere yığıldım. İnanılmaz kin besliyordum. Mutlaka ellerimin arasında boğazını sıkmalıydım.
Üç ay yolunu gözledim. Yoktu göt lalesi. Kayıptı. Öldü heralde diye düşündüm. Sonra unuttum gitti. Altı ay kadar sonraydı. İki elim dolu alışverişten geliyordum. Apartmana girdim asansöre doğru yönelirken ihtiyarı gördüm. Yanında karısı da vardı. Kafamın içinde flaşlar patlıyordu. Geriye doğru sayıyordum. Tüm içtenliyiğle gülümsedi. Bana doğru koştu. Elimdeki paketlerden bazılarını aldı, geri dönerek asansörün kapısını açtı ve içeri girmemi bekledi. Oturduğum katın düğmesine bastı, devamlı gülümsüyordu. Japonlar gibi eğilerek selamladı kapıyı kapadı ve beni postaladı.Bir kaç gün sonra bir arkadaşla yemeğe gittik. Olayı anlattım. Arkadaş sordu;
- Ne demek bu ‘’ göt lalesi? ‘’
- Toprakta yetişmez, bazı insanların kıçlarında yeşerir.
- Nerden biliyosun ki? Milletin kıçınımı kontrol ediyosun?
- Hayır. Göt lalesini tespit etmem için kıç kontrol etmeme gerek yok.
- Boş işlerle uğraşıyorsun. Sana ne ki?
- Bak gördün mü? Şu adam, şu adam işte. Yemeğin yağları nasıl çenesinden aşağıya akıyor. Bak sol eliyle de masanın altından takımlarını karıştırıyor.
- Hangisi ya?
- Bak şimdide çocuğuna tokat attı.
- Gördüm. Garsonu azarlayan adamı mı diyorsun?
- Evet o işte. Restorantın içinde bir işemediği kaldı. Tam bir ‘’ göt lalesi ‘’ işte.
- Hadi kalkalım yaa bir yemek yiyecektik, içimi dışıma çıkarttın. Laleler, götler, sidikler ne ya böyle.
- Otur otur. Bekle bak, sen sordun canlı şahidi ol işte.
- Ne manyak adamsın sen Oğuz. Başka işin gücün yok mu? anlamıyorum seni. Sana ne insanların hal ve hareketlerinden.
- Orası öyle fakat bu tip mahluklar tüm insanlığa zarar veriyor. O çocuk ne yaptı da tokat yedi, garsonun titiz ve temiz servisin haricinde farklı hareketi mi oldu da fırça yedi, biz burada yemek yerken o şahsiyetin gürültüsüyle mi irkileceğiz, sinirli bir garsonun yemeklere tükürmeyeceğinin bir garantisi var mı?
- Yaa tamamda hani…
- Bak işin bir ucu sana kadar gelebilir. ‘’Bize dokunmayan yılan bin yıl yaşasın’’ dersek biz de göt lalesi oluruz. Kendilerinden ailelerinden başkasını düşünmeyen hamam oğlanlarına döneriz.
- Ne yapıcaz peki?
- Garsonu çağır konuşalım yalnız olmadığını anlasın.
- Bize ne ya gitsin patronuna söylesin.
- Bana bak sende hafif lalelik seziyorum.
- Yok Oğuz korkma olmaz öyle bizde. Hem patronu halleder
- Patron büyük ihtimal ‘’Müşteri velinimetimizdir’’ der. Suçlu gene garson olur.
Garson ürkek bir şekilde hak etmediği bir fırçanın ağırlığıyla bizim masaya doğru yaklaşır.
- Garson bey biz şu mahlukattan rahatsız oluyoruz , abuk subuk yemek yeme tarzı var. Burası lunapark değil ki. En azından söyleyiniz gürültü yapmasın bari.
- Memnuniyetle beyefendi.
Garson gözlerinin içi gülerek lotodan beş milyon ytl tutturmuşçasına adamın üzerine doğru koşu verdi.
İnsan müsfettesi içine torpido kaçmış gibi rahatsız oldu. Boruyu nasıl çıkartacağını düşünüyordu. Hayat da hiç ağlamamış gözleriyle bize doğru bakarak ‘’Siz benim kim olduğumu biliyormusunuz’’ der gibiydi.
- Yaa. Oğuz baksana ..Karısı mı yanındaki acaba? Vurdu lan adam karıya… Bak çocuk da ağlamaya başladı.
- Moruk bak. Bunu uzatmaya gerek yok. Ben sana sadece ‘göt lalesinin’’ ne demek olduğunu izah etmek için bu kadar konuştum. Hem bu tarif öyle kolay kolay bitmez. Bu herif sadece ayaklardan biri. Yoksa yüzlerce çeşidi ve tarifi var bu heriflerin.
- Başka nasıl? Mesela hangi laleler bunlar? Ne diyorum ben yaa. Benim de aklımı karıştırdın.
- Evli olup da başkasının karısını kızını düzenler, evli olup da başka erkeklerle kıvırtanlar, baba parasıyla artislik yapanlar, sen benim kim olduğumu biliyormusun diyenler, iki kitap okuyup sağa sola ahkam kesenler, biriktirdiği üç beş kuruşla hava atanlar, bir işe girip sittim sene aynı yerde çalışanlar, kendisini bir gram bilinmezliğe salmayanlar, hep garantici olanlar, korkaklar, her boku olupta devamlı ağlayanlar, …vs.
- Hadi yaa. Baya uzunmuş bu liste. Ucu bana da dokunmaya başladı.
- Neden?
- Dilek…
- Ne?
- Ama kocasını sevmiyo ki…Boşanacaklarmış…
- Evli mi O kız?
- Bir de çocuğu var.
- Şerefsizsin sen…Göt lalesi.
- Bana bak Oğuz
- Yarın senin karını da düzerlerse nolcak?
Oğuz
Öyküler Siirler John Fante Bukowski Dostoyevski Çehov Anasayfa