Melez Linda
Giydiği elbiseye aynada tekrar baktı Linda;
“Kahretsin” dedi “kahretsin bu kalçama güzel oturmadı.”
Kalçası her şeyiydi O’nun. O kocaman kavisli kalçası sayesinde kurtulmuştu sefalet içinde yaşadığı zenci mahallesinden.
Yutkunarak Linda’yı süzen yaşlı tezgahtar Mark, raflardan indirdiği bir dolu tek parça elbiseyi güzel kalçanın önüne yığdı.
Tek parça sarı renkli, sırtı açık bir elbise öylesine yakışmıştı ki melez güzeli Linda oracıkta üzerine giyerek mağazadan dışarı çıktı. Akşama yapacağı etkiyi daha şimdiden gündüz gözüyle sokaklarda görmek istiyordu.
Akşam olduğunda set ekibi hazırdı. Kendisi gibi bir dolu zenci veya melez güzeli sağda solda bekleşiyordu. Çok geçmeden meşhur hip-hop grubu geldi ve ilk olarak biraz kızlarla şakalaşıp konuşarak rahatladılar. Çekim için hazırladılar, herkes yerini aldı. Bir arabanın önünde rap yapıyorlardı, kızlar ise müziğin ritmine göre dansediyordu. En güzel kalça Linda’da olduğu için sırtı kameraya dönük olarak eğilmiş kıçını olanca gücüyle sallıyordu. Göğüsleri pekte muhteşem olmadığından yönetmen O’nun önden görüntü vermesini istemiyordu. Klibin en çarpıcı sahnesi, arabanın ön tamponu aşağı yukarı zıplarken, Linda’nında kalçası aynı tempoda sallanacaktı. Yönetmen istediğini elde etmiş, deli gibi bağırıyordu.
“Yaktın Linda! Yaktın ortalığı. Muhteşemsin yavrum!”
Ertesi sabah çalan telefonun sesiyle uyandı Linda. Telefondaki, iki hafta önce figüranlık yaptığı bir filim setinde tanıştığı sarışın güzeli Cudi’ydi.
“Şekerim nasılsın.”
“İyiyim Cudi senden naber.”
“Canım uyuyor muydun. Kusura bakma rahatsız ettiysem ama önemli bir şey için aradım seni.”
“Sorun yok Cudi, dinliyorum”
“Öyleyse iyi dinle şimdi beni. Hatırlıyor musun geçen hafta Pazar günü üniversiteli salakların partisine gitmiştik.”
“Evet hatırlıyorum.”
“O partide sana aşık olan gerizekalı tipli bir çocuk vardı...”
“Ne demek şimdi bu Cudi! Bana gerizekalılarmı aşık oluyor.”
“Linda saçmalamayı bırak ve beni dinle. O çocuk teksaslı bir zenginin oğluymuş ve sana vurulmuş. Cesaretini ancak dün toplamış olmalı ki gecenin bir yarısı beni aradı. Zavallı ağlayacaktı neredeyse.”
“Ne diyordu.”
“Bayan Cudi, ne olur, lütfen tanıştırın beni o kızla, diye yalvarıyordu.”
Karşılıklı gülüştüler.
“İyide o salakla ne işim var benim Cudi söyler misin lütfen.”
“Kafanı çalıştır biraz Linda, inanılmaz bir zenginlik var bu ailede. Bir araba bile geçse eline az mı.”
“Peki sen niye uğraşıyorsun benim için bu kadar.”
“Linda beni gerçekten kızdırıyorsun. Sen iyi birisin ve senden hoşlandım. Tabi ki benimde bazı beklentilerim var ama bunların seninle bir alakası yok. Bu çocuğun birde kuzeni var. Kuzeni de ayrı bir salak ama benimle pek ilgilenmedi. Aslında işin doğrusu o kadar çok kaltak çocuğu çevreledi ki ben varlığımı bile gösteremedim. Şimdi seninle o çocuğu bağlantıya geçireceğim ama bensiz gidersen öldürürüm seni. İkimizin çocukluk arkadaşı olduğunu söyledim. Tamam mı canım anlaştık mı.”
“Ben fahişe değilim Cudi, ne bok yiyeceksen kendin ye. Ben yokum.”
“Ben fahişe miyim sanki deli!”
“Ama öyleymiş gibi konuşuyorsun ve davranmamı istiyorsun.”
“Allahaşkına Linda! Masallardaki aşkları arayan saf kızlar gibi konuşma. Böyle fırsat her zaman ele geçmez. Bunlar kötü insanlar değiller ve bu çocuk senin için her şeyi yapmaya hazır. Bize çekici gelen erkeklerin tek derdi bizi becermek hayatım. Bunlar en azından karşısındakine değer veren insanlar.”
“Peki ne yapmam lazım.”
“Yarın öğlen Pupi Kafe’de buluşalım. Biraz aklı başında kıyafetler giymeye özen göster ve ağır takıl. Sefalet yaşadığın mahallenin bıçkın kızları gibi davranma. Öptüm canım.”
Linda tam küfredecek iken Cudi telefonu kapattı. Aslında Cudi’ye kızmış falan değildi ama bu kadar açık sözlü insanlara da alışkın değildi.
Cudi Amerika’nın güneyinden gelen sorunlu bir ailenin kızıydı. Babasının kendisine tecavüze yeltenmesinden dolayı evden kaçmış sonrada New York’daki bir arkadaşının yanına sığınmıştı. Bir süre market ile mağazalarda tezgahtarlık yapmış ama buradan kazanacağı parayla bir yere varamayacağını anlayınca güzellik avantajını kullanarak bir yerlere gelmeye karar vermişti. Henüz yirmiiki yaşındaydı ama gelebildiği bir yer yoktu. Kafası çocuktu ve çarkın nasıl döndüğünü hala kavrayamamıştı.
Linda kafeye girdiğinde uzuyup giden masaları gözünün ucuyla bir süzdü. Bütün gözlerde O’nu. Üzerinde siyah bir pantolon vardı ve kalçası öylesine muhteşem görünüyordu ki bir heykeltraş tüm meslek yaşamı boyunca bu kalça üzerinde çalışabilirdi. İncecik beli ve upuzun bacakları sadece bu kalçanın güzelliğini vurgulamak için varlardı sanki. Ondokuz yaşındaydı Linda ve kendinden emin yürüşüyle masaların arasından geçerek boş bir yere oturdu. biraz erken gelmişti. Kahve söyleyerek cep telefonunu kurcalamaya başladı. Pek zeki sayılmazdı Linda, basit ama net biriydi.
Onbeş yirmi dakika sonra yanında iki gençle içeriye Cudi girdi.
Cudi, Linda’yı görünce,
“Hayatım biz geldik” diye bağırarak el salladı.
Linda çocukları süzdü ve sünepe olduklarına karar verdi. Fakat hangisinin kendisinden hoşlanan çocuk olduğunu anlayamadı. Yanına geldiklerinde Cudi tanıştırdı,
“Canım bu Fredi, bu yakışıklı prenste Bill.”
Bill’in salak aşık olduğunu anlamıştı.
“Merhaba Linda” dedi Bill ve masaya, tam Linda’nın karşısına oturdu. Fredi’de kendi antisosyalliğine yakışır bir selam verdi ve kuzenin yanına, Cudi’nin karşısına oturdu. Yaşları 20 civarıydı ve çok mutlu görünüyorlardı. Ama söyleyecek fazla bir şeyleri yoktu sanki. Onların zayıflığı Linda’ya müthiş bir rahatlık vermiş ve üzerine takındığı umursamaz tavırla çekiciliği iki kat artmıştı.
Cudi ortalığı ısıtmak için lafa girdi,
“Yakışıklılar bize ne ısmarlayacaksınız” dedi ve güçlü bir kahkaha attı. Anlamsız bir kahkahaydı ama kimse aldırmadı. Yıldız Linda idi.
Tatlı ile içecek soğuk bir şeyler söylendi. Vakit geçtikce fredi ve Bill’in dili bir parça olsun çözüldü. Linda’nın umursamaz tavrı karşısında fazla ilerleyemeyen Bill arada masum masum Linda’ya bakıyordu.
Okudukları üniversiteden, ailelerinden ve birazda güvenlerini toplamanın yanında kızların karşısında varlık gösterebilmek için olsa gerek zenginliklerinden bahsettiler. Linda, Bill’e arada keskin bakışlar atıyor ve çocuğun yüreğinin oynadığını gördükçe gülmemek için kendini zor tutuyordu.
Zaman geçtikçe kızların gösterdiği insaf sonucu sohbet ortamı sıcaklaştı ve bir daha görüşmek üzere sözleşerek ayrıldılar. Linda o akşam Cudi’de kaldı ve gece yatıncaya kadar iki çocuğun taklitlerini yaparak gülme krizlerine girdiler. Akabindeki sabah Linda erkenden kalkarak evin yolunu tuttu. Duş alarak hızla hazırlanmaya başladı. Hemen çıkması gerekiyordu, bugün bir reklam çekiminin seçmelerine katılacaktı. Eğer elemeleri geçerse küçük bir tekstil firmasının yerel gazetelere vereceği ilanlarda boy gösterecekti. Ajansın bulunduğu binanın önüne gelince hevesi hafif kaçar gibi olmuştu.
“Tanrım! Ne kadar boktan bir bina” diye söylendi.
İçeri girdiğinde, zayıf uzun boylu, saçı sakalı birbirine girmiş asabi birinin kızlara direktif verdiğini gördü. Kızların hiç biri ciddiye alınacak özelliklere sahip değilmiş gibi geldi Linda’ya. Asabi şahsiyet Linda’yı gördüğü an, Linda çantasını asmak için girişteki dolap tarafına doğru dönmüştü. Adamın gözüne çarpan tek şey o muhteşem kalça olmuştu. Ve kitlenmişti. Böylesi olamaz diye düşünüyordu. Kırk yaşlarındaydı, göçmen bir ailenin oğlu olarak Amerika’da doğmuştu. Adı da Şon’du.
Diğer kızlar durumu çakmıştı ve aralarında gülüşüyorlardı. Şon Linda’nın yanına gelerek,
“Küçük hanım! Bizde sizi bekliyorduk. Niçin bu kadar geç kaldınız” dedi.
Kendisiyle dalga geçilip geçilmediğini anlayamayan Linda,
“Bu berbat binanın yıkılmasından korktuğum için girişte vasiyetimi yazdırdım hayatım” dedi.
Kendine korumak adına yaptığı bu espiri herkesi kahkalara boğmuş, bayağıda sükse yapmıştı. Ukala Şon yapılan zekice espiri karşısında, birdenbire Linda’ya hayran kalmış, hiçde haketmediği değerleri yükleyivermişti. Şon, Linda’yı herkesten ayrı bir odaya çekerek özel olarak konuştu. Karar verilmişti, Linda modellik yapacaktı. Yarın için sözleşildi ve Linda’ya bir miktar avans verildi. Linda kapıdan çıkarken Şon fotoğrafçı arkadaşıyla konuşuyordu,
“Tamam yüzü pek güzel değil ama fotoşopta oynarız. Biliyorum canım göğüsleride parlak sayılmaz ama sen halledersin hepsini.”
Eve gitmek için henüz erken diye düşündü. Büyük bir alışveriş kompleksine dalarak aldığı avansı ayıklamaya karar verdi. Vitrinlere bakınırken Bill’den mesaj geldi.
“Sanırım seni seviyorum Linda, hemde deliler gibi. Lütfen en kısa zamanda görüşelim. Sevgiler, öptüm” diye yazıyordu.
“Ne sıkıcı insanlar” diye söylendi Linda. Ardından cevap yazdı,
“Yakışıklı prensim en kısa zamanda görüşeceğiz, lütfen endişelenme.”
Kalçalarına kitlenmiş erkeklere aldırmadan mağazalardan birine dalarak her şeyi bildiğini sanan tezgahtarlarla muhabbete başladı.
Linda telefonun alarmıyla uyandı. İki saate yakın hazırlıktan sonra setin yolunu tuttu. Büyük bir karavan ve hızla koşuşturan insanlar arasında Şon’u gördü. Şon’da kendisini görmüştü.
“Tanrım! Aşkım gelmiş, aaşkıım” diye yaltaklandı Şon.
Linda oralı olmadı,
“Ne yapmam lazım” diye sordu.
“Canım karavanda kızlar var seni giydirecekler. Ben afiş kızı Linda diye söyle onlar ne yapacaklarını bilirler.”
Linda karavana girdi ve yaklaşık bir saat kadar sonra çıktı. Daha da inanılmaz olmuştu ve üzerine giydirdikleri şort muhteşem kalçasını şaha kaldırmıştı. Tüm set ekibi kalçasına bakıyorlardı. Topuklu ayakkabılar, pantolondan kesilmiş gibi kısacık kumaş bir şort ve beli açık bir badi. İnsanlar linda’nın kalçasına şehvetle değil hayranlıkla bakıyorlardı. Öylesine bir şekli, estetiği, kavisi ve vücutla bütünleşmesi vardı ki bir insan evladının bunu doğurmuş olabileceğine kimse ihtimal veremiyordu.
Fotoğraf çekimleri anacaddenin viyadüğe bağlandığı bir bölgede yapılıyordu. Set ekibi yerini aldı, herkes hazırdı. Linda hayranlık bakışlarının verdiği cesaretle üstün bir performans gösterdi. Çekim bitince konuşmak isteyenlerle muhattap olmadan elbiselerini değiştirdi ve hızla uzaklaştı.
Cudi arıyordu,
“Bebeğim ne yapıyorsun.”
“Evdeyim Cudi, balıkların yemini veriyorum. Ya sen ne yapıyorsun.”
“Sıkıcı ev işleri işte. Canım akşama hip-hop gruplarının havuz partisi var. Benden bir kaç güzel kızla partiye gelmemi istediler. Ne dersin.”
“Bak bu güzel fikir. Ama ben diskoya gitmek istiyorum. Birilerini ayarlada diskoya gidelim.”
“Bu arada Bill ile ilgileniyor musun Linda.”
“Merak etme hayatım görüşeceğiz o abazalarla.”
“Tamam, akşama evden alırım seni. Öptüm.”
Bu arada telefonuna mesaj gelmişti. Baktı, Bill’di bu,
“Sevgilim Linda, seni evimize yemeğe bekliyorum. Eğer sakıncası yoksa ailemde olacak. Seni onlarla tanıştırmak istiyorum. Lütfen beni kırma.”
Linda kahkahalar atarak gülüyordu. Çok kısa bir cevap yazdı,
“O.k.”
Hemen ardından bir mesaj daha geldi,
“Tanrım ne kadar mutlu oldum anlatamam. Öyleyse bu Cumartesi akşamı seni evinden alacağım. Seni seviyorum Linda.”
Akşam Cudi ekonomik benzin yakan japon yapımı arabasıyla Linda’nın oturduğu apartmana yanaştı ve kornaya bastı.
“Geliyoruum hayatım” diye seslendi mutfak penrecesini açan Linda.
İkiside çok heyecanlı görünüyorlardı. Yol boyunca birbirlerine iltifatlar edip nasıl davranacaklarına dair taktik alışverişinde bulundular.
Linda kendinden çok emindi, Cudi ise çizgisini genelde korurdu. Sevecen ve gülüşken. İnanılmaz sayıda güzel kadın vardı. Geneli zenci ve melezlerden oluşan dilberlerin hemen hepsi çalan müziklerin ritmine göre sallanıyordu. Erkekler bunca dişinin arasında hissizliğe kapılmış olmalılar ki hepsinin üzerinde ‘keyfim yerinde’ duruşu vardı.
Zenci melezi Linda bu durağan dinamiği sarsmıştı. Ama buna alışkındı. Ergenlik çağından beri erkekler üzerinde farklı bir etki bıraktığının kendiside farkındaydı. Zenci olan babasına borçluydu bunu. Bu muteşem kalça genetik hediyeydi O’na. Giydiği tek parça sarı elbisesi ile ferfari misali ilerliyordu diğer düşük markaların arasında. Sağda solda fısıldaşmalar başlamıştı. Cudi ise gülücükler dağıtıyordu. Sürekli etrafa gülümserse her şeyin güzel olacağını düşünürdü Cudi.
Çantalarını havuz kenarındaki sehpaların üzerine bırakarak birer içki aldılar ve damarlarında bir parça alkol hissedince dansa başladılar. Çok geçmeden herkesin saygı duyduğu zeki biri olan Dudi lakaplı yapımcı geldi yanlarına.
“Merhaba genç bayanlar sizlere biraz eşlik etmek isterdim.”
“İsteğiniz kabul görmüştür yakışıklı” dedi Cudi –gene gülerek.
Linda oralı değildi, hafifçe kafasını öne eğerek selamlamıştı kendisi gibi melez olan Dudi’yi.
“Bu sarı elbise sana inanılmaz yakışmış. İnan bana senin için özel dikilmiş gibi. Yoksa diktirdinmi.”
“Mağazadan aldım, hepsi o” diye yanıtladı Linda ve konuşmasıyla beraber zeki biri olan Dudi bir an durup sakince süzdü Linda’yı. Sonrasında değişen bakışıyla konuşmasıda değişti. Daha rahat bir tavır takınmıştı.
“Bebek sen nerdensin böyle.”
“Nivyork’luyum. Ama bunun bir önemi olduğunu sanmıyorum.”
Dudi yutmazdı böyle iplemez konuşmaları. Üstelik daha bir hoşuna giderdi böyleleriyle uğraşmak. Bir süre Linda ile soru cevap oynadı ve sonrada ufak ufak ezmeye başladı. Birinci saatin sonunda Linda kıvama gelmiş yelkenleri indirmişti. Dudi fazla uzatmadı ve ağaçların arasına götürüp işini bitirdi. Sonrasında Linda Dudi’ye fazlasıyla sırnaştı ama anlamadığı iğneli espirilerin arasında ortama meze olmaktan öteye gidemedi.
Bir ara Cudi’ye baktı, O’da bir kaç zenciyle muhabbet ediyordu. Gece yarısına doğru beraberce çıkıp evlerine gittiler.
Cudi yol boyunca vaktin ne kadar güzel geçtiğini anlatırken Linda oralı bile olmuyor sürekli Dudi’yi düşünüyordu.
Eve vardığında cep telefonunda Bill’den gelen mesajı farketti. Buluşma gününü hatırlatıyordu. Aralarında dönen bir kaç mesajla buluşma saatine karar kılındı.
“Bu salak çocuk bana mesaj yazdıracağına arasa ya!” diye söylendi. Sonrada muhtemelen utandığına karar verdi.
Cudi ve Linda arabanın arkasında oturmuş birbirlerine bakarak gülümsüyorlardı. Bill ve Fredi ise oldukça mutluydular. Fredi, Mark Noflır’ın solo albümlerinden birini sürdü arabanın cd çalarına.
“En sevdiğim müzik adamıdır Mark Noflır” dedi arkasına dönerek kızlara.
“Bende çok severim” dedi Cudi.
Linda oralı olmadı. Kalçasını sallayabileceği türden bir şeyler değildi ve markasını aklında tutamadığı bu muhteşem arabada giderken dışarıyı seyretmek daha ilginçti.
Ağaçlıklı bir yola saparak bir süre ilerlediler ve çok geçmeden, dekorasyon dergilerinde görülebilecek bir evin önünde durdular. Linda Cudi’nin şaka yapmadığını anlamıştı. Sayısız heykelle çevrelenmiş İngiliz usulü çok büyük bir bahçenin ortasında devasa bir villa ile girişte park etmiş birbirinden pahalı arabalar. Linda bir an kendi hayatının küçüklüğünü idrak etti. Cudi ise, gözleri açılmış etrafa bakarken, açgözlü bir sırtlan gibi göründüğünü bahçedeki heykeller bile farketmişti. Kısa bir zaman sonra her ikiside kendini toparlayarak bulundukları yere adapte olmaya çalıştılar. Bill ve Fredi kızları koluna takarak eve doğru yürümeye başladı. Linda bir ara ufaktan Cudi’yi kesti, sanki yirmi yıldır bu evde yaşıyormuş gibi yürüyordu Cudi.
Girişe uzanan kısa merdiven üzerinde ilerlerken çocukların kardeş olan anneleri kapıya çıkıverdi. Kısa boylu iki şirin kadındı. Hayatın sırlarını çözmüş iki terzi gibi duruyorlardı. Cudi ile Linda’yı görünce kibarca selamladılar. Yüzlerinde asillere yaraşır bir samimiyetsizlik vardı. Cudi durumu farketmesede Linda bir gariplik sezmişti. Hizmetçiler aceleyle gelerek kızların mevsimlik ince pardesülerini alıverdi. İşte o an koca salonun ortasına güneş doğmuştu; insanı duraksatan ve ardından bu gerçek olabilir mi dedirten muhteşem kalça, tek parça sarı elbisenin altında yanıyordu. Dizlerinin biraz üstünden başlayan gayet şık, yerine ve ortamına göre ruh kazanan ve Linda’yı kutsayan ateş parçası elbise. Ardından topuklu ayakkabılara uzanan muhteşem bacaklar ve tüm bu sütun ile kaideyi torsa bağlayan muhteşem incelikte bir bel, küçük göğüsleri ve pekte güzel olmayan ama seksi yüzü.
Sessizlik sona ermiş kızlar salondan misafir odasına buyur edilmişlerdi. Müze benzeri evin içinde uzun salondan misafir odasına doğru ilerlediler. Bill ve Fredi’nin anneleri iki saat içinde yemeğin hazır olacağını söyleyerek gençleri yalnız bıraktılar.
Aralarında sohbete başladılar. Çocuklar kendilerinden daha bir emindiler şimdi. Linda bir önceki karizmasını korumak için çaba sarfediyordu. Cudi ise hayallere dalmıştı bile. Öyleki, O’nu gören, bu gençlerden biriyle evlenmek için buraya gelmişte, gelecekte her şeyin sahibi olacak gelin adayı zannederdi. Linda, arada, duvarlarda asılı paha biçilmez tablolara bakma bahanesiyle ayağa kalkıyor ve muhteşem kalçasını sergiliyordu. Bir taraftanda kristal bardakların istiflendiği büfenin koyu camından da Bill’i kesiyordu. Bill’e bakan herkes, bu koca servete bile Linda’yı değişmeyeceğini rahatlıkla anlardı. Hizmetçilerden biri odaya girerek yemeğin hazır olduğunu söyledi. Cudi bir saraylı edasıyla teşekkür etti. Linda büyüleyici kıçıyla manevra yaparak misafir odasının kapısına yöneldi. Koridora çıkarlarken evin onsekiz yıllık hizmetçisi Klara ikisinide rahatsız edici bir bakışla kesti. Bill değil ama Fredi hizmetçinin bakışını farketmişti. Adımlarını yavaşlatarak diğerlerinin gerisinde kaldı ve hizmetçiye,
“Konuklarımızı beğenmemiş olabilirsin ama bu yaptığının hesabını sana soracağım” dedi.
Klara irkildi. Elinde büyümüş olan fredi’nin bu konuşması bir anda yüreğine korku salmıştı. Artık çocuk değil O’nunda bir efendi olduğunu kavramıştı sanki. Klara elli yaşlarında yarı çinli yarı beyaz ırk meleziydi. Hayatı efendilerini memnun etmek üzerine kuruluydu. Kendisinden şikayet edildiği zamanlarda mutfağa çekilir yemek hazırlamakla meşgul yaşlı aşçı Glorya ile konuşurdu. Kendisine haksız yere laf söylense bile o gene kendisini suçlar dövünür dururdu.
Doğada varolan her şey sofrada mevcuttu. Hizmetçiler dört dönüyor son rötüşleri tamamlıyorlardı. Herkes devasa masadaki yerine oturdu. Gençler, anneleri ve diğer kardeş ile kuzenler. Ama kimse yemeğe başlamıyordu. Linda birinin beklendiğini anlamıştı. Bu esnada yukarı kattan birinin merdivenlerden indiğini gördü. Elli yaşının üstünde, takım elbiseli orta boylu tıknaz yapılı biriydi. Gördüğü karşısında Linda’nın keyfi kaçmıştı. Daha doğrusu korkmuştu. Oldukça sert karekterli bir görünüme sahip bu kişi Bill’in babası Grogori’ydi. İnsanın hayalgücünü aşan bir servete sahipti ve bunu elde etmek için büyük bir savaş vermişti. Halbuki kendisi çok fakir bir aileden geliyordu. Babası iki lokma ekmek için herkese minnet eden ezik bir adamdı. Ama Grogori genç yaşta takmıştı kafaya, zengin olacaktı. Öncelikle zenginle fakir arasındaki karakter farkını çözmeye çalıştı. Fakirler bu dünyada misafir gibi yaşarken, zenginler sahibi gibi davranıyorlardı. Demekki duygusal olmamalıydı ve her zaman daha fazlasını istemeliydi. İlk ders buydu. Bir taraftan mücadele verirken diğer taraftanda üniversitede ekonomi eğitimini tamamladı. Girdiği her ticari atakta başarılı olduktan sonra boşluk gördüğü besin sektöründe bir dev olmuştu. Fakat bu yükseliş çok masumane sayılmazdı. Zamanında yaktığı canlar olmuştu ve bunlar yüzünden başı belaya girmişti. Daha sonraları hayatta kalmanın daha önemli olduğunu kavrayarak kendine dur demişti. Aslında O’nun en isabetli kararı evlenmek için seçtiği düzgün kadın ve aile anlayışıydı. Şimdi ise masanın baş köşesine oturmuş oğlunun tanışması için getirdiği Bayan Kalça’ya bakıyordu.
“Hoşgeldiniz genç hanımlar” dedi kendine yakışır bir tarzda.
Cudi ve Linda memnuniyetlerini belirtir şekilde kafalarını eğerek,
“Hoşbulduk” dediler.
Ortama bir ciddiyet, bir kontrol gelmişti sanki. Herkesin itaat ettiği biri olduğu aşikardı.
Grogori, Cudi ve Linda’ya bir kaç soru sordu. Bunlar ne yapıp ne ettikleri ile ilgili güncel konuları kapsıyordu. Aldığı her cevabı dikkatle dinliyor bir taraftanda yemeğini yiyordu. Herkes mutlu görünürken fredi bir gariplik olduğunu sezinlemişti. Ara ara kuzeni Bill’in babası Grogori’yi kesiyordu.
Yemek bittikten sonra hep beraber bahçeye çıkıldı. Heykelleri ve muhteşem bitkileriyle rüya gibi görünüyordu. Linda sapsarı tek parça elbisesi ile heykellerin arasında dolanıyordu. Grogori muhteşem kalçayı o zaman farketmişti. Cudi tamamen kendini kaybetmiş çocuklar gibi ordan oraya koşturuyordu. Bill ve fredi ise retrivır cinsi köpeklerini çağırmış onları Cudi’ye göstermeye çalışıyorlardı. Linda’nın yalnız kaldığı bir an Grogori yanına yanaştı.
“Küçük bayan!”
“A! Evet” dedi Linda şaşkınlıkla. Sofrada göründüğünden daha korkunç görünüyor diye düşündü içinden.
“Sana bir iki lafım olacak genç bayan. Lütfen beni dikkatle dinle.”
Linda adamın konuşma şeklinden ve ses tonundan hoşlanmamıştı.
“Sizi dinliyorum” dedi titreyen bir sesle.
“Benim saf oğlum sana aşık ve ben bu durumdan hiç memnun kalmadım. Senin gibi biri yerine daha düzgün bir kız olmasını tercih ederdim. Ama henüz çok genç ve O’na bunu anlatmam imkansız. Bu sebebten sana dediklerimi bir bir yapacaksın.”
Linda ciddi şekilde korkmuştu. Belli etmemeye çalışıyordu ama nefes alışı hızlanmış, ağzının içi kurumuştu.
“Ben kötü olan ne yaptım ki” diye sordu çocukca bir ses tonuyla.
Bu soru Grogori’yi sinirlendirmişti.
“Bana bak arka mahalle yosması! Sen buraya layık olduğunumu sanıyorsun. Şimdi! Beni iyi dinle. Bizler birazdan gideceğiz ve gece geç saat döneceğiz. Bu esnada sen ve salak kızarkadaşın bizim çocukların koynuna gireceksiniz. Sizlerden ve senin o oynak kıçından heveslerini alacaklar ki akıllarına takılmasın. Sonrada defolup gideceksiniz buradan. Sizi arasalarda cevap vermeyeceksiniz. Aksi takdirde başınıza neler geleceğini tahmin edersin. Altına yattığın mafya babalarının şakası olmadığını şimdiye kadar öğrenmişsindir umarım.”
Linda ağzını açamamış, bahçedeki diğer heykelleri kıskandıracak bir donuklukla kalakalmıştı.
Konuşma bittiği esnada Fredi yanlarına gelmiş niye kendilerinden uzak kaldıklarını sormuştu. Ama Linda’nın yüzüne bakınca ortada keyifsiz bir durum olduğunu anlamıştı. Kendi kendine yemekte hissediği garipliğin yersiz olmadığına karar verdi fakat Linda’ya bir şey soramadı. Grogori çok geçmeden herkesi alarak evden uzaklaştı ve giderkende hizmetçilerin başına eve kimseyi sokmamasını tembihledi.
Linda kurulmuş oyuncak gibi Grogori’nin dediklerini bir bir yerine getirdi. Cudi ile evden çıktıktan sonra olanları Cudi’yede anlattı. Cudi elinden kaçırdığı şeyleri düşünerek sinirden çıldırmıştı. Ama sonraki gün ölüm korkusuyla çocukların yüzlerce arama çağrısı yapmasına rağmen tek birine bile cevap verememişti.
Linda makyajını yapmış aynada kendisine bakıyordu. Yapımcı Dudi Linda’yı bir klip çekimi için çağırmıştı. Klip boyunca kıçını bir cama sürtecekti. Yapması gereken tek şey buydu, kıçını cama sürtecekti ve camın diğer tarafındaki kamerada O’nu çekecekti. Herkesin nefesi tutulmuş muhteşem iki dünyanın cam üstündeki kıvrılışını izliyordu. Linda gene güzel bir iş çıkarmıştı. Dudi parti akşamı Linda’yı nasıl götürdüğünü düşünüyor ve kendisiyle gurur duyuyordu. Çekimler esnasında zengin iş adamı Nikılsın’da ordaydı. Uzun boylu yaşlı kurtun tekiydi Nikılsın. Herkesi ve her şeyi kendine has gülümsemesiyle karşılardı. İşi arazi alıp satmaktı ama arasırada şirket alıp satardı. O’nun dünyası alıp satmak üzerine kuruluydu. Arasıra eğlence olsun diye aldığı sükseli bir kravatı bile beğenen biri çıkarsa satardı. Hernedense bu O’na arazi satmaktan bile daha çok haz verirdi. Hatta toplantılarda en sık yaptığı espirilerden biri,
“Evet arkadaşlar! Dün Bob’a satmış olduğum çakmakla şirketimiz tam on dolar kar etti.”
Toplantıda bulunan Bob dahil herkes gülerdi bu espirilere.
Nikılsın Linda’nın yanına yanaşarak konuşmak için musait olup olmadığını sordu. Çekimler bitmişti ve Linda musaitti ama yaşlı çakallardan sıkıldığı için oralı olmadı.
“Güzel bayan size sarkıntılık etmek gibi bir niyetim yok. Eğer beş dakikanızı ayırırsanız size çok cazip bir teklifim olacak” dedi Nikılsın.
“Tamam sizi dinliyorum” dedi Linda ama işin arkasında bir şey olduğunu hissetmişti.
Linda’daki tedirginliği hisseden Nikılsın Dudi’yi yanına çağırdı.
“Allahaşkına Dudi söylermisin bu güzel bayana, benden çekinmesi için hiç bir sebeb yok.”
Dudi Linda’yı kolundan tutarak biraz uzağa çekti ve,
“Seni cahil kız! Bu konuştuğun adam Amerika’nın sayılı zenginlerindendir. Hiç kimseylede muhattap olmaz. Eğer seninle konuşacaksa unutmaki O’da kazanır sende.”
Linda’nın Dudi’ye zaafı vardı ve sırf Dudi için Nikılsın’la konuşmaya yanaştı. Beraberce çekimin yapıldığı stüdyodan çıktılar ve Nikılsın’ın özel şöförlü uçak gibi arabasına binerek ilerlediler.
Nikılsın çok rahat bir adamdı, purosunu yakarak biraz kendinden ve hayattan bahsetti. Sesinde bir büyü, karşısındakini rahatlatan şeytanımsı bir karizma vardı. Nikılsın’la konuşan insanlar her türlü özel veya saklı şeylerini anlatmakta çekinmezlerdi çünkü Nikılsın kimseyi yargılamaz herşeyi mantıklı bir sebebe bağlayarak karşısındakini rahatlatırdı. Ama konuştuğu her hangibir insanın bir saat sonra kulağına ölüm haberi gelse umrunda olmazdı. Linda’da diğer herkes Nikılsın’ın konuşmalarıyla hipnoz olmuş kıvama gelmişti.
“Şimdi gelelim size yapacağım teklife” dedi.
“Filmde başrolmu” diye espiri yaptı Linda.
Gülümsedi Nikılsın,
“Film şirketim olsaydı sizi kaçırmazdım küçük bayan. Benimki daha farklı bir teklif. Ama öncelikle hesap numaranızı almak istiyorum.”
“Neden”
“Çünkü işin içine para girmezse bir teklifin ciddiyetinden söz edemeyizde ondan”
Linda cüzdanından banka kartını çıkardı ve hesap numarasını verdi. Nikılsın arabasının koltuguna monte edilmiş bilgisayardan internete girerek beş dakka içinde Linda’nın hesabına otuzbin dolar geçirdi. Sonra Linda’dan kendi hesabına girerek kontrol etmesini istedi. Hesabında otuz bin doları gören Linda yutkundu.
“Niçin bu” diye sordu şaşkınlıkla.
“İş avansı” diye yanıtladı Nikılsın.
“Peki ne yapacağım”
“Şimdi beni sakince dinleyin lütfen” dedi Nikılsın ve Linda’nın elini ellerinin arasına aldı.
“İki arkadaşımın daha katılacağı bir partide beraberce eğleneceğiz.”
“Ne demek şimdi bu” dedi Linda. Ciddi şekilde işkillenmişti.
“Bizimle beraber olacaksın Linda.”
“Ben fahişe değilim aşşağlık moruk! İndir çabuk beni burada.” Dedi Linda ama aklı parada kalmıştı.
“Sakin olun küçük hanım. Ve lütfen beni dinleyin.”
“Neyini dinleyeceğim senin. Resmen fahişe muamelesi yapıyorsun bana.”
“Bu sadece bir teklif. Eğer kabul etmezseniz bu para gene sizin ama kabul ederseniz iş sonrası üç katı hesabınıza geçecek.”
Linda bir an durakladı ve,
“Niye böyle bir parayı bana ödüyorsunuz. Fahişelerin neslimi tükendi” diye sordu.
“Ne alakası var” dedi Nikılsın “eğer beni dinlerseniz bunda alınacak veya gücenecek bir şey olmadığını göreceksiniz.”
“Ne gibi bir açıklama beni rahatlatacakmış” dedi Linda.
“Bizler fahişelerle beraber olmayız. Çünkü ortada bir teklif veya anlaşma yoktur. Ben sizin bir fahişe olmadığınızı biliyorum ve bu parayı iş anlaşmamız olarak veriyorum. Bu sadece bir ticaret küçük hanım, fahişelikle veya ahlakla uzaktan yakından alakası yok. Hiç bir fahişeyede böyle bir ücret teklif edilmez.”
“Peki beni özel yapan nedir.”
Nikılsın gülerek,
“Tanrı aşkına böyle bir soruyu sormakla kendinizdeki cevherden birhaber olduğunuzu nasılda gösterdiniz. Kuzum belkide hayatımda gördüğüm en güzel kalçaya sahipsiniz” dedi.
Linda tam bir şey söylemeye hazırlanırken Nikılsın tekrar lafa girdi.
“Lütfen kuzum bana şiddetle karşı gelmeyiniz ve biraz düşününüz. Sadece bu önümüzdeki hafta sonuna kadar sizden telefon bekliyorum. Aramasanız bile parayı geri talep etmeyeceğim. Güzel güzel harcayınız onu.”
Linda kendi içinde savaş verse bile parayı reddetmek konusunda tutarlılık gösterememişti.
Arabada ilerlerken Nikılsın artık bu konuyu açmıyor sadece Linda’ya içecek bir şeyler ikram ederek günlük hayatın sıradan meşgalelerinden bahsediyordu. Linda iyice yumuşamış hatta bu yaşlı adama yakınlık duymaya başlamıştı. Bu zengin adamın babacan tavrı kendisini çocuklaştırmıştı.
Uçak benzeri araba Linda’nın oturduğu apartmanın önünde durdu. Nikılsın hızla yerinden fırlayarak kapıyı açtı ve Linda’nın elinden tutarak dışarı çıkmasına yardım etti. Sonrada Linda’nın elbisesini düzelterek alnına bir öpücük kondurdu. Linda pek bir memnun görünüyordu. Yüzüne asılı kalmış bir gülümsemeyle apartmanın giriş kapısına doğru ilerledi.
“Beni dinle salak kadın” dedi Cudi “daha neyi düşünüyorsun. Sadece bir gece bu adamlarla eğleneceksin.”
“Ne eğlenmesi! Beni sabaha kadar düzecekler Cudi” dedi Linda.
“Canım dayanırsın üç tane yaşlı moruğa. Ne kadar sürerki işleri.”
“Öyle deme, artık yeni çıkan ilaçlarla boğaya dönüşüyor hepsi. Üstelik kıçımın güzelliğinden bahsedip durdu bana. Anal ilişki istemelerinden korkuyorum.”
“Daha önce hiç yapdınmı.”
“Bir defa erkek arkadaşımın zorlamasıyla yapmıştım ama iki gün acı içinde sıçtım.”
Cudi gülmeye başlamıştı,
“Bana bak yumuşatıcı kremler alırsın iş biter. Deli, doksanbin dolardan bahsediyoruz burda. Tabi ki bu bir iş anlaşması adam doğru söylemiş. Hiç bir fahişe bir kaç bin dolardan fazla etmez.”
Aradan altı gün geçtikten sonra Linda telefonunun rehberinde Nikılsın’ın ismine tuşladı ve numara çalmaya başladı.
Kaç metre yükseklikte olduğuna dair hiç bir fikri yoktu ama bulutlara yakın durduğunun farkındaydı. Bütün şehri görebiliyordu. Daha önce bu devasa cam kaplı binaların hiç birine girmemişti. Şimdi ise şehrin göbeğindeki bu dev binanın en üst katındaydı. Nikılsın, dostları İyın ve Endırsın ile Linda’nın bulunduğu odaya girdi.
“Kusura bakmayın küçük hanım sizi biraz beklettik ama bu nazik beyler pek bir nazlıdırlar” dedi.
İyın Linda’nın yanına gelerek elinden tuttu ve hafif bir öpücük kondurdu. Nikılsın’a dönerek,
“Dostum! Böyle şık bir hanımı bizimle niye daha önce tanıştırmadın” dedi.
Linda hafifçe gülümseyerek selam verdi.
Endırsın girdi araya,
“Her şeyin bir vakti vardır İyın. Dostumuz bu seksi bayanın büyümesini beklemiştir heralde.”
Linda’ya dönerek,
“Kaç yaşındasınız küçük hanım” diye sordu.
Linda ufak bir duraksama yaşayarak,
“Yirmidört” dedi.
Henüz yirmisinden gün almamış Linda’nın yalan söylediğini herkes anlamıştı. Birbirlerine bakarak gözlerindeki ışıkla gülümsediler.
Bulundukları yer Endırsın’ın firmasına ait binaydı ve kendi malıydı. En üst katta Endırsın’ın çalışma odasındaydılar. Daha doğrusu çalışma odasından bir kapıyla geçiş yaptığı özel dinlenme odasındaydılar. Ve oda lüks kelimesinin kapsadığı her şeyi bünyesinde barındırıyordu. Linda bu zenginliği Bill ve Fredi’nin evinde görmüştü ve artık biliyordu ki bu tür hazinelere bakarak hayallere kapılmak hataydı.
İyın, ellisekiz yaşında başarılı bir işadamı olmanın yanısıra oldukça sivri bir zekaya sahipti. İşini her zaman bilirdi ve rakiplerinin üstesinden gelmede çok başarılıydı. O’nun için dost kavramı veya arkadaşlık diye bir şey yoktu. İnsanlarında bu tür duygusallıklarına anlam veremez daha da ötesinde bunları görmez ve duymazdı. Kanada’lı bir ailenin ortanca oğluydu ve kendi ailesi, karısı, çocukları dahil herkes bir işin parçasıydı. Uzunca boylu zayıf bir adamdı ve sürekli olarak takındığı pasif bir duruşu vardı.
Endırsın ise iri yapılı hafif göbekli, Linda’nın kendisi gibi zenci meleziydi ve altmışbir yaşındaydı. Görünüşünün yaşıyla uzaktan yakından alakası yoktu. Sürekli gülerdi. Hep keyfi yerindeydi. O’nun keyfini kaçıracak bir şey henüz icat edilememişti sanki. Ne çocukluğunda ne de gençliğinde hiç bir sorun yaşamamıştı. Büyükelçi olan babası tarafından şımarık büyütülmüş, sonralarıda babasının ilişkileri sayesinde ciddi işlere girerek büyük paralar yapmıştı. Bu üç kocamış kurt uzun yıllardır golf arkadaşıydılar. Üçününde en belirgin ortak özelliği, yüzlerindeki ifadenin asla değişmemesiydi.
Linda’ya oturmasını işaret ederek kendileride geniş koltuklara yayıldılar. Bu arada İyın bardan bir kaç şise içki ve şık kadehler getirerek antika sehpanın üzerine servis yaptı. O’nu, bu işi yaparken herhangi bir garsondan ayırmanın imkanı yoktu. Bu kadar zengin ve hin bir adam nasıl olurdu da böylesine basit ve iddasız görünebilirdi. Linda’ya koca bir bardakta şarap sundular. Tadına baktığında, daha önce hiç bu kadar lezzetli bir şey içmediğini söyledi ve,
“Nedir bu, nasıl bu kadar lezzetli ve hafif olabiliyor” diye sordu
Nikılsın,
“Kuzum! Bu dünyanın en gözde şaraplarından biridir. Moldovya yapımı olup yetmişaltı yıllıktır” dedi.
Linda müthiş bir keyifle içerken yaşlı kurtların gözündeki ışık büyüyordu. Linda’nın bilmediğini biliyorlardı çünkü. Sohbet ilerledikçe bayan Kalça’nın kadehini sürekli tazeliyorlardı. Linda iyice gevşemiş, karşısındaki ihtiyarlar adamlara karşı içinde bir sevgi bir yakınlık oluşmaya başlamıştı. Ve ilerleyen zamanlada iyiden iyiye zum oldu. Öncelikle, pasifize edilmiş gibi duran İyın atağa geçti. Linda’nın yanına oturarak sarı elbisesinin içinden uzanan güzel bacakları okşamaya başladı. Ardından diğer kurtlarda atağa geçerek Linda’nın saçlarını okşayıp ellerini öpmeye başladılar. İyice yumuşamış kendini bırakmıştı.
“Sıra önce benim. Benim gökdelenimde, benim odamda önce ben gelirim beyler” dedi Nikılsın.
Diğer ikisi gülüşerek odadan çıktılar.
“Küçük bayan” dedi Nikılsın heyecanlı bir sesle, “artık verdiğimiz parayı haketmenin zamanı geldi.”
Linda’yı hiç zorlanmadan oturduğu koltukda köpek pozisyonuna getirdi. Dizleri yerde, koltuğa yüzükoyun gelecek şekilde çevirmişti. Kalçası incecik belinin ardından iki ayrı dünya gibi duruyordu ve inanılmazlardı. Nikılsın sarı elbiseyi Linda’nın beline kadar sıyırarak külodunu aşağı çekti. Gördüğü şey karşısında O bile duraksamış bir iki dakika seyretme ihtiyacı hissetmişti. Sonra cebinden çıkardığı bir kremi kendi aletine sürerek Linda’nın makadına doğru abanmaya başladı. Linda’dan pek bir ses çıkmıyordu ama Nikılsın fazlasıyla zorlamaya başlayınca suratı buruşmaya başladı. Nikılsın tamamen içeri girmişti ve Linda acı duyuyordu ama alkolün etkisiyle bu çekilebilir durumdaydı. Nikılsın yavaş yavaş sertleşmeye başladı ve Linda’nın kalçasına tokatlar indirmeye başladı. Bir süre daha devam eden Nikılsın pantolununu çekerek odadan çıktı.
Dışarıda sohbet eden diğerleri Nikılsın’ı görünce gülüşmeye başladılar.
“İnanılmaz bir kalça dostlarım, köküne kadar yüklenin” dedi Nikılsın.
Hemen ardından İyın girdi. Linda hala aynı şekilde duruyordu. Hatta uyukluyordu. Aletini çıkararak Nikılsın’ın bıraktığı kremi kullandı ve bıraktığı yerden de işe devam etti. Linda’dan ara ara inlemeler ve acı çektiğine dair yüzündeki buruşmalar da aynı şekilde devam etti.
Sıra Endırsın’a gelmişti ve Linda içinde en büyük süpriz bu olacaktı. Diğerleri Linda’nın başına gelecekleri bildikleri için aralarında gülüşüyorlardı. Koltuktan yerdeki halıya düşmüş ve uyyakalmış Linda’yı, Endırsın koltuğun üzerine yaslayarak yeniden köpek pozisyonuna getirdi. Linda hazırdı. Endırsın elindeki içkiden bir miktar Linda’nın beline döktü. İçki belinden kalçasına doğru ve kalça yanaklarından da aşağı doğru süzüldü. Endırsın bir çok kadın kalçası görmüştü ama bu gerçekten muhteşemdi.
“Hazır ol bebeğim” diye bağırdı Linda’ya.
Aletini çıkararak var gücüyle güzel kalçalara yüklendi. Arkadaşlarının arasında iri organıyla nam yapmış Endırsın’ın en büyük zevki buydu işte; Linda’dan tiz keskin ve acı dolu kısa bir çığlık geldi. Çığlığın ardından diğer odadaki kodamanların kahkahaları geldi kulağına. Endırsın’a övgü dolu sözlerle bağırıp ardından da gülüyorlardı. Endırsın başarmıştı, bir kadının daha hakkından gelmişti. Diğerlerinin çeper genişletme alıştırmaları bile yeterli olmamıştı Linda için.
Endırsın sadistçe yükleniyordu. Arada da huuu! huuu! diye bağırıyordu. Linda acıdan kendine gelmiş ve bir süre sonrada bu biznısmenlerin en büyük eğlencesinin, attığı çığlıklar olduğunu anlamıştı. Eğer çığlık atarsa Endırsın’ın enerjisine enerji katacaktı. Elleriyle koltuğu sıkıca kavramış bir taraftanda yastığı ısırıyor ve durumunu belli etmemeye çalışıyordu. Ama ara ara istemeden kısa tiz bir çığlık çıkıveriyordu ağzından. Ve hemen ardından dedesi yaşındaki adamların gülüşmeleri.
“Yeter ne olur bırakın beni” diye yalvarsa bile Endırsın Linda’ya kulak asmıyor bilakis daha büyük bir güçle abanıyordu. Linda hiç bir kaçışının olmadığını anladığı için alacağı paradan da olmak istemedi ve dişerini sıkarak katlandı.
Endırsın’ın işi bittikten sonra diğerleri odaya girerek yeniden kibar beycikler oluverdiler. Linda’ya iltifatlar edip saçını okşuyorlardı.
Nikılsın bilgisayarı açarak internet üzerinden Linda’nın hesabına kalan parayı yatırdı ve Linda’dan kontrol etmesini rica etti. Para doğru adresdeydi.
Garson bozması İyın herkese kahve hazırlamıştı. Beraberce içmeye başladılar.
“Siz gerçek bir işkadınısınız ve büyük gelecek vaadediyorsunuz” dedi Endırsın.
İyın, masanın üzerinde duran Nikılsın’ın kızının fotoğrafını göstererek,
“Küçük hanım görüyor musunuz, Nikılsın’ın kızı bu sene yirmibeş yaşına girdi ve şu an başka bir şirkette yönetici olarak çalışmaya başladı bile” dedi.
Nikılsın lafa karıştı,
“O’nun bir dediğini iki etmemişimdir. Ama bir baba olarakta iş hayatının disiplini neyse O’nuda çocuk yaştan itibaren öyle yetiştirdim. Sizin babanız yaptımı bunları”
Hala tam ayılamamış ama kendine gelmiş olan Linda hiç bir şeyi umursamıyor sadece kıçındaki acıyı düşünüyordu.
İyın, işaret parmağı ile Nikılsın’ı göstererek,
“Bu adam çok zengin küçük bayan, bu gördüğünüz bina gibi bir beş tanesine daha sahip” dedi.
Linda sadece konuya katılmış olmak için kafa sallıyor ama cevap vermiyordu.
İyın devam etti,
“Bizler çok zengin ve güçlüyüz. Çocuklarımızda hanedanlıklarımızı devam ettirecekler. Hepsi fazlasıyla zeki ve bilgiler. Onları en pahalı üniversitelerde okuttuk.”
İyın diğerlerine dönerek,
“Öyle değilmi dostlarım” dedi ve devam etti,
“Şirketlerimizin yıllık bilançosunu siz hayal bile edemezsiniz.”
Masanın üzerinde duran ünlü bir ekonomi dergisini alarak Linda’ya doğru tuttu,
“Bu derginin hemen hemen her sayısında adımız geçer. Bizler büyük işadamlarıyız küçük bayan.”
Linda her şeyi kafasıyla tastikliyor ama tek kelime etmiyordu. Makat acısı her şeyin önüne geçmişti. Fakat diğerleri bunu farketmediği için Linda’nın umursamaz tavrını anlam verememişlerdi. İlerleyen saatlerde Linda’nın tekrar uyuklamaya başladığını görünce arabayla evine yolladılar.
Sonraki bir hafta içinde Linda her tuvalete çıktığında dışkısıyla beraber bir miktar kanda gelmişti. Ardından Doktora gitmiş gerekli tedaviyi yaptırmıştı. Gerçi bunlar sürmesi gereken kremlerden öte bir şey değildi.
“Canım takma kafana. Bu ilk olduğu için bu kadar zorlandın, alışırsın zamanla” diyordu telefonun diğer ucundaki Cudi.
“Sen yapıyor muydun ki” diye sordu Linda.
“Canım erkeklerin bir çoğu sever bunu. Bizlerin acı çekmesi müthiş zevk verir. Ama bir süre sonra hoşlanmaya başlarsın. Hem öyle olmasa bir dolu erkek ibne olurmuydu güzelim.”
Bu esnada Linda’nın cep telefonu çalmıştı. Arayan Dudi’ydi. Linda kapatması gerektiğini söyleyerek Dudi’ye cevap verdi.
“Yeni bir müzik klibi için seni önerdim hayatım. Fenada para vermeyecekler” diyordu Dudi.
Yeri ve zamanı öğrenen Linda büyük bir sevinçle telefonu kapattı.
Yaşlı kurtlardan kazandığı parayla bir dolu alışveriş yaptı, en pahalı kuaförlere gitti ve yenilenmiş bir dişi olarak çekim günü sete adım attı. Gözleri Dudi’yi arıyordu. Görünce rahatladı ve yanına giderek öpücük verdi. Çekim saati gelmişti. Linda eğilerek kalçasını kameraya doğru çevirecekti ve yukarından üzerine portakal suyu dökülecekti. Merdivene çıkan bir kişi kovayla portakal suyunu Linda’nın kalçasına boca etti. Klip muhteşem olacaktı. Buna herkes inanıyordu.
Altan
Öyküler Siirler John Fante Bukowski Dostoyevski Çehov Anasayfa