Yalıkavak                

 
Sonbaharda yere düşen sararmış yaprağı sevgiliye vermek mi, ya da tek taşın yüzüğünü vermek mi daha anlamlıydı? Evleneceğiz deyip geleceğin annelerini can evinden vurup yalan söylemek mi ya da ben buyum ve konumumda bu demek mi daha anlamlıydı?
 
İstanbul Kurtköyde ki Sabiha Gökçen Havaalanına giderken düşünüyordum bunları. Arkadaşım Ekrem yüz elliyle slalom yapıyordu yollarda. '' Adapazarına geldik oğlum. Nerde bu Sabiha Gökçen. Atatürk Havaalanından niye almadın bileti '' diye söyleniyordu. Bir buçuk saat sonra ulaştık hedefimize. '' Arabada benzin kalmadı, nasıl dönecem ben şimdi İstanbula '' dedi.
 
Kontrolden geçip üçyüz metre karelik havaalanının içine girdim. Pegasus havayollarıyla Bodrum'a, oradan da Yalıkavak'a gideceğim. Yalıkavak'ta kendime bir ev kiralayıp yeni bir hayata bir sahil kesiminde yelken açacağım. Yalıkavak'a sekiz sene önce gitmiş ve beğenmiştim.
 
Koşuşturmadan dolayı karnım fena halde aç ve içeride yemek yiyecek tek bir nokta var. Oturdum oraya. Peynirli sandaviç ve çay söyledim. Sandaviç On ytl. Çay Beş ytl. On Beş ytl ye kuş yemi yiyip kalktım masadan. Etraftaki diğer masalar üzerindeki yiyeceklerden nefes alamıyordu. Üzerlerine de Arjantin bardakta biralarını yudumluyorlardı.
 
Dokuz sene çalıştığım işyeri devlet baba tarafından özelleştirilmiş ve biz de yüz yirmi kişi işten çıkartılmıştık. Bin Dokuz Yüz Altmış model bir araba alacak kadar tazminatım cebimdeydi. Bilinmezliğe doğru yol alıyordum. Bir iki seneliğine İstanbul'dan kaçıyordum. Havaalanında ki insanlar Bodrum'a gidecek olmaktan dolayı çocuklar gibi şen şakrak idiler. Evleri barkları hazır ve nazırdı. İlk etapta Yalıkavak'a ulaştığımda ucuzundan bir pansiyon bulup içine girdiğimde ben de biraz olsun rahatlıyabilirdim. 
 
Tekrar bilet ve Kimlik kontrollerinden sonra uçağa bindim. Yan yana üçlü koltukların ortasına oturdum. Sol tarafıma hostes bir kadın oturdu. Diğer tarafa tertemiz giyimli, küpeli, saçlar jöle manyağı olmuş anne babasına ait bodrumda ki yazlığa gittiği belli benim gibi otuzlu yaşlarda bir adam oturdu. Azgın teke Neco ve sevgilisi. CNN Türk tv sinde spor programlarını sunan şahıs ve daha bir çok ismini bilmediğim tanınmış insan uçaktaydı. Kemerlerimizi bağladık ve uçak hafif seyirden sonra yayından fırlamış ok gibi süratlenmeye başladı. Dardanel tonlu sandviç ve kola aldım gelen servisten. Verdiğim On beş ytl ye acıyordum.
 
Yirmi dakika sonra gökyüzünde süzülürken uçağı biri tutmuş ve sallıyor gibi sağa sola savruluyorduk. Allah Allah sesleri yankılanıyordu uçağın içinde. Sağ tarafafımda ki jölesi bol adam camlara yapışmıştı. Arkadaki koltuklardan teselli sesleri geliyordu. Benden çıt çıkmıyordu. Kaybedecek fazla bir şeyim yoktu. Milyon dolarlık yazlıklarına ulaşamayacaklar diye insanlara üzülüyordum. Yan koltuktaki hostes kadın ayağa kalkıp diğer hosteslerle birlikte yolculara sakin olmalarını söylüyordu. Pek fazla uçağa binmediğim için ben ne olduğunu pek anlamıyordum. O an için kimin ne olduğu tanınmışlığı hiç önemli değildi. On dakika boyunca bütün uçak ölüm korkusuyla altına sıçmıştı.
 
Milas Havaalanına indik. Altına sıçan herkes arabalarına binip uzaklaştılar. Ben ve birkaç kişi havaşın servis otobüsünü bekledik. Yaklaşık kırk dakika sonra Bodruma ulaştık. Yalıkavak minibüsüne bindiğimde akşam saat sekiz civarlarıydı. Yirmi dakikalık karanlık dağlar arasında yolculuktan sonra Yalıkavak'a geldik. Sekiz sene önce ki halinden pek de farkı yoktu etrafın. Karanlıkta fazla bir şey belli olmuyordu.
 
Telefon kulübesi aradım. Bulduğumda İsviçre'de ki Ağabeyim Oğuz'u aradım. Sekiz sene önce Yalıkavak'a ağabeyimle birlikte gelmiştik. Daha sonra kendisi burada arkadaşlarıyla bar açmıştı. Tanıdık birileri var mı diye sordum kendisine. Uzun zaman geçtiğini ama Ahmet'i bulursam bana yardımcı olacağını söyledi. Ağabeyimin verdiği adrese gittim. Ahmet iki sene önce Finlandiyalı bir kadınla evlenip Türkiye'den ayrılmış.
 
Saat dokuz civarları İkibin yedinin Nisan ayının sonlarıydı. Toprak yollardan yürüdüm. Sırt çantam ve elimde ki poşetlerin ağırlığından bitkin vaziyetteydim. '' Yalı Otel '' yazan tabela karanlıkta parlıyordu. Hızlı adımlarla ilerledim. Dışarıda soğuk rüzgarlar esiyordu. Hırçın denizin dalga sesleri geliyordu etraftan. Dört beş tane sokak köpeği arkamdan takipteydi. Yaklaştım otele. Camdan içeri baktım. Loş bir ışık vardı içeride. Masa etrafında oturmuş dört kişi vardı. Biri kadındı. Bira içiyorlardı. Etraf sigara dumanıyla kaplıydı. Kapıyı açıp içeri girdim. Bütün masa bana baktı. İçlerinden zayıf, kırk beş yaşlarında olan adam masa üzerinde ki  gözlüğünü takıp bana doğru yaklaştı. İyi akşamlar. Boş odanız var mı dedim.'' Hoş geldiniz. Ben İhsan. Naçizane bu ufak işletmenin sahibiyim'' dedi. 
 
Yirmi beş ytl ve kahvaltıya anlaştık. Kocaman bir yatak vardı odanın ortasında. Üzerime yapışmış ağırlıklarımı savurdum etrafa. Derin bir nefes aldım. Duşa girdim. Hiç hoşlanmamama rağmen mecburen çıkıp loş ışık altında ki masaya bende oturdum. Bira istiyorum dedim. Şişede efes geldi. Tanıdık bir şey görmek rahatlattı beni. İstanbul'dan geldiğimi biraz dinlenmek istediğimi İstanbul'un yoğunluğundan kaçtığımı söyledim. Masadaki kadın ilk biramdan itibaren bana kilitlenmişti. Bana Tayfun'cum diye hitap etmeye başladı bir müddet sonra. Masada ki ahalinin hoşuna gitmemişti bu durum. Beş altı masa vardı etrafta. Hepsi boştu. Bizden başka kimsecikler yoktu sanki Yalıkavak'ta. Otel tam yol üzerindeydi. Yoldan da kimse geçmiyordu. 
 
Tam karşımda oturan yeşil gözlü, kısa saçlı, mavi çerçeveli gözlük takmış adam konuşmaya başladı. Tanışma zamanının geldiğini düşünmüştü.  
 

'' Ben Erkan. Mühendisim. Çok tanınmış bir iş adamı için yedi adet villa yapıyoruz burada. Yanımda oturanda Bekir. Benim onbeş senelik arkadaşım. O'da mühendistir. Biz her akşam buraya gelir İhsan abiyle parlatırız '' 

'' Memnun oldum bende matbaa işleriyle uğraşıyorum'' dedim.  Bekir uyumak üzereydi. '' Tayfuncum kıskandım seni dedi kadın. Ne güzel yapmışsın kaçmış gelmişsin '' 

Mühendisler kadına şirinlik yapıp duruyordu. O da bana '' Tayfuncum '' demeye devam ediyordu. Hoşlanmamıştım kadından. Esmer otuzlu yaşlarda, siyah zeytin gözlü, bir yetmiş boylardaydı. Su gibi bira içiyordu. Biri bitmeden diğer sigarasını yakıyordu. Fiziği iyiydi. 

 
'' Dans etmek eğlenmek daha çok içmek istiyorum '' dedi kadın. Bekir hemen uyandı. '' Tamam Meral hanım hemen gidelim '' dedi. Bekir kadına iyice yazılıyordu. '' Üzerimi değiştirip geliyorum '' dedi kadın. Komple soyunmuştu. Sadece gögüs uçlarını kapatmış öyle gelmişti. Bekir göbeğiyle birlikte yerinden fırladı. '' Çok güzelsiniz Meral Hanım '' dedi. Otel sahibi İhsan '' Benim tanıdık mekanım var. Oraya gidebiliriz '' dedi. Hangi Jipe binmemiz gerektiğine karar verilemiyordu. Bekir benim jipim, mavi gözlük çerçeveli Erkan benim jipim diyordu. '' Senin araban nerede Tayfuncum '' dedi kadın. Uzağa park ettim dedim. Kadın Bekir'in Landrovırında karar kıldı. Erkan biraz bozuldu kadına çerokesini seçmedi diye. 
 
Deliler gibi dönüp duruyordu kadın pistin ortasında. Bekir peşindeydi. Ufacık masa etrafında ayakta duruyorduk. '' Yalıkavak'ın en güzel kaliteli mekanıdır burası '' dedi otel sahibi İhsan. Güzel bir yermiş dedim. Canlı müzik vardı içeride. Şarkı söyleyen kadını Tv de birkaç kez görmüştüm. Sezen Aksu hastasıydı. Ben biraya devam ettim. İhsan ve Erkan rakıya başladılar. Bekir son sürat kadının peşindeydi. Kadın yanıma geldi '' Benimle dans etmeni istiyorum Tayfuncum '' dedi.'' Kırma Hanımefendiyi ''dedi İhsan. Renkli spot ışıklarının altında hiç bitmeyen dansa başladık. Bir dakika kurtulamadım Meral Hanımdan. Ayakta duracak hali yoktu. Uykuya dalmış Bekir'in yanına gittim. '' Meral hanım sizinle dans etmek istiyor '' dedim. Masaların üzerinden atladı Bekir. Gece sonunda hesapları İhsan bey ödedi.
 
Sabah beşte kocaman yatağıma attım kendimi. Odam denize sıfırın sıfırıydı. Pencereden denizin içine atlayıp yüzdüm biraz. Güneş vardı tepede. Kahvaltı için çıktım odamdan. Meral hanım masada oturuyordu. Tekrar odama girdim. Meral hanımın gitmesini bekledim. Yakalanmak istemiyordum. Dışarı çıkıp Kendime ekonomik bir ev bulmalıydım. Meral Hanımın İhsan beye '' Ben Bodruma gidiyorum. Tayfun'u gördünüzmü acaba ''dediğini duydum. '' Tayfun beyi görmedim. Sanırım hala uyuyordur ''dedi İhsan bey. Artık bir aile olmuştuk. 
 
Yalıkavak'ta yürümeye başladım. Yedi yüz ytl den aşşagı ev yoktu. Olanları da bekara vermiyorlardı. Yeşillikler içerisinde tamamıyla bir köydü Yalıkavak. Balıkçılık ve turizmle geçiniyordu halk. İnsanları zengindi. En ufak araziler yüz binlerce dolara satılıyordu. Çok sakin bir yerdi. İnsan buraya ya aşık olur yada şair olurdu. Tek gerçek parası olanlar için tam bir kaçış bölgesiydi. Bodrum'a yirmi beş dakikalık mesafedeydi.      
   
Yalıkavak Marinanın karşısında deniz kenarında ki banklardan birine oturdum. Deniz üzerinde sürat motorlarıyla dans eden insanları büyüklü küçüklü yatların geçişini seyrettim. Marina içerisinde ki migrostan aldığım çubuk krakeri yiyip ayranımı içtim. 
 
Tekrar ev aramaya koyuldum. Yanımda jip durdu. İhsan ve Bekir beyler şantiyeye gidiyorlarmış. Merabalaştık. Kulüp Filipır yoluna doğru yürümeye devam ettim. Bakkallara ve yolda gördüğüm kadınlara kiralık ev varmı diye soruyordum.
 
Umudumu yitirmiş yeterli paramın olmadığını düşünüyordum. Ufak bir çocukla karşıdan gelen altmış yaşlarında bir kadınla karşılaştım. Kiralık ev arıyorum teyzecim acaba buralarda bildiğiniz biryerler varmı dedim. Yüzüme baktı. Kılık kıyafetime baktı. Durdu ve '' var '' dedi. '' Tabi bizim adamla Cevat amcanla konuşman lazım. Bakalım o ne diyecek '' dedi. '' Akşama doğru gel Cevat amcanla bir konuş bakalım ''  
 
Kaldığım otele çok yakın bir yerdeydi. Akşama doğru Cevat amca nasıl biri acaba diye yola koyuldum. Dışarıdan merdivenleri çıktım. Cevat amca balkonda Yalıkavak manzarasını seyredip beni bekliyordu. '' Bekarmı kalacaksın? ne iş yaptırıveriyon? ailen nerde? İstanbul'dan mı gelipdurun, Burada ne yapturupdurun? '' Evet Cevat amca bekarım yalnızım. '' Temiz çocuğa benziyorsun. Ev de gürültü istemiyorum. Karı kız istemiyorum. Kirası üç yüz ytl. Depozitoda üç yüz. Gel evi göstereyim ''.
 
On metre kare bir oda, banyo ve tuvaletten ibaretti tecrit. Güzel bir ev. Tutuyorum dedim. Sevinçliydim.
 
Otele döndüm. Loş ışık ve kadro tamamdı. '' Nerelerdeydin Tayfuncum dedi Meral hanım ''. Bekir bana tatsız tatsız bakıyordu. Dolaştım biraz dedim. Buralar güzel yerlermiş.
Bu akşam sizlere balık ısmarlayacağım. Mangal yakabilirmiyiz dedim İhsan beye. '' Hay Hay Efendim '' dedi. 
 
Üç kilo çiftlik çuprası ve salata için yeşillik alıp geldim. Kendi elleriyle yaptı salatayı Meral Hanım. '' Hayatı yaşamış görmüş bir çocuğa benziyorsun Tayfun '' dedi.
 
Sabah Bodrum'a doğru yola koyuldum. İstanbul'da ki otuzbeş metre karelik evden Bodrumda ki on metrekarelik eve eşyalarımı toplamak için THY nin akşam uçuşuna bilet aldım.          

 

 

Tayfun

 

 

Öyküler   Siirler  John Fante   Bukowski    Dostoyevski   Çehov  Anasayfa