İhtiyar
(Bu bir rüyadır)
Bir odanın içerisindeyim. Adım atacak yer yok. Ağır bir bok kokusu hakim. Hava yukarıdan aşağıya basınç uyguluyor. Kibrit çaksan bina çökecek. Yerler torna atölyesi gibi balçık içinde, tavanda örümcek ağları başka bir gezegen kurmuşlar.
Diz çökmüş vaziyette buluyorum kendimi. Doğrulup ‘’gıcır, gıcır, gıcır’’ diye aralıksız gelen sesin ne olduğunu öğrenmek istiyorum. Büyük bir gürültüyle yıkılıyorum. Ses kesiliyor. Hareketsiz bekliyorum, kalbim çarpıyor çok korkuyorum. Bir müddet sonra ses tekrar gelmeye başlıyor.
Kusuyorum. Nefes alamıyorum. Sürünerek iki metre kadar ilerliyorum. Üzerime kokmuş muz kabukları, dışkılar, küflenmiş makarnalar ve fare pislikleri bulaşıyor.
- Ne arıyorsun evlat? Diye bir ses geliyor sol tarafımdan.
Kafamı kaldırıp bakıyorum. Kafasında gaz maskesi elini bana uzatan bir adam görüyorum.
Elimi uzatıyorum öylece bana bakıyor. Arkasını dönüp gidiyor. Koltuğuna oturuyor ve gıcır gıcır gıcır diye sallanıyor. Elinde bir dergi okuyor.
Sehpanın üzerine tutunuyorum. Elimin nelere bulaştığını öğrenmek bile istemiyorum. Güç bela doğruluyorum. Yukarısı tamamen oksijensiz. Eğilip derin bir nefes almaya çalışıp tekrar doğrulup etrafıma iyice bakıyorum.
Pencereden dışarısı gözüküyor. Hava çok güzel ve mayolu insanlar var. Deniz kenarı burası insanlar yüzüyorlar kumda yatanlar da var.
Cama doğru ilerleyip pencereyi açmaya çalışıyorum. Adam bana doğru yaklaşıp;
- Ne yaptığını sanıyorsun sen? diyor.
- Nefes alamıyorum. Hava gelsin biraz .
- Ben şimdi sana havayı gösteririm pislik herif.
Gaz maskesini çıkarıp bana bir kafa atıyor.
Kendime geldiğimde etraf karanlıktı. Kadın sesi geliyordu. Mum ışığında oturmuş karı ve koca gibi görünüyorlardı. İkisinde de gaz maskesi takılıydı. Kadın elinde bir şeyler örüyordu. Adam da puro içiyordu. Purosundan bir duman alıp üflüyor sonra maskesini tekrar kapatıyordu.
Konuşmak bir şeyler söylemek istiyorum, olmuyor. Dudaklarım oynuyor sadece konuşamıyorum. Yürümek istiyorum ayaklarım ilerlemiyor. Uzanmak bir şeyleri tutmak istiyorum imkansız.
Çok sıkışıyorum. Tuvaletimi yapmam lazım. Tüm gücümle kendimi toparlayıp enerjimi konuşmaya verip bağırıyorum.
- Aaaaaağağğaaaaaaaaaa
- Heeyyy geri zekalı gene mi uyandın sen.
- Tuvaletim geldi altıma yapacağım
Karı koca kahkahalar atıyorlar. Arada bir birlerine ‘’Nesi gelmiş nesi gelmiş’’ diye tekrarlayıp kesintisiz gülüyorlar. ‘’ Nesi gelmiş nesi gelmiş’’ hhaaaahahahahhaaaa
‘’Altına mı yaparmış’’ hahahahhhhhhhaaaaaaa.
‘’Altına yaparsa nolurmuş’’ Haaaahahahahahaaa
‘’Ev mi kokarmış’’ Hahahahaaaaaaa ‘’ Ev mi kokarmış’’ Hahahahahaaaa
Evin diğer köşesini gösteriyorlar bana. Klozete benzer bir şey var duvar dibinde. Tamamen umuma açık duruyor orada. Evin ortası sayılır. Bir vazo ya da televizyon gibi tüm çıplaklığıyla duruyor tuvalet.
- Ama her taraf açık, nasıl yaparım ki ben buraya?
- Heyy işine gelirse tamam mı? Burası benim evim ve bu da benim bok çukurum. Şimdi ister sıçarsın oraya ister altına yaparsın gönlün bilir.
- Lan senin evin zaten lağım gibi, tuvalete ne gerek var ki burada.
Bu sefer karısı yanıma geliyor ve gördüğüm sadece baba bir oklavanın suratımın ortasına inişi.
Kendime geldiğimde iki çatlağın Bob Marley şarkısı eşliğinde dans ettiklerini görüyorum. Bacaklarım bir birine yapışmış. Kıçımın üzerinde yüzlerce kara sinek uçuşuyor. Altıma yaptığım çok belli. Tekrar kusuyorum. Öleceğimi düşünüyorum.
Ayağa kalkmam yarım saat kadar sürüyor. Olmayan tüm gücümü toplayıp hızlıca iki inanılmaz adım atıyorum. Kendimi pencereye bıraktığımda cam çerçeve ile beraber kumların üzerine düşüyorum. Kafamı yukarı kaldırıp bakıyorum ve iki gaz maskeli kafa görüyorum. İnanılmaz bir şekilde perdeyi kapatmaya dışarısı ile bağlantıyı kopartmaya çalışıyorlar.
Yeni doğan bebeklerin ana karnından çıktıktan sonra oksijenle tanışıp ağlamaları benzerini yaşıyorum. İnsanlar etrafımdan burunlarını tutarak kaçışıyorlar. Herkes parmakla bir birine beni gösteriyor. Sürünerek denizin kıyısına ulaşıyorum. Suyun içerisinde pantolonumu çıkardığımda suyun yüzeyine boklar hücum ediyor. Elimle hızlıca itekliyorum fakat dalga tekrar geri getiriyor. Bir müddet öylece kıpırdamadan bekliyorum.
Gücümü toparlayıp suya dalıyorum. Üç dört metre yan taraftan hiçbir şeyden haberim yokmuşçasına plaja çıkıyorum. İnsanlar halen bana bakıp gülüyorlar. Göz göze gelmiyoruz onlarla aşağı tarafıma bakıp gülüyorlar.
Dizlerime kadar uzanan ihtiyar paçalı donlardan varmış üzerimde, arkasında da kocaman yuvarlak bok lekesi. Hemen kumun üzerine oturuyorum. Nerede olduğumu, kim olduğumu, burada ne işim olduğunu düşünmek isterken, denizden iri bir köpek balığının kıyıya doğru yanaştığını görüyorum.
Köpek balığı kumların üzerine çıkıp bir adama doğru yaklaşıp suyun içerisinde avlanıyormuş gibi zıplayıp kafasından tek hamlede kapıveriyor. Adamın bacakları dışarıda kalıyor. İnsanlar hiç umursamıyor. Kimseden çıt çıkmıyor hiçbir hareket yok.
Yanımda sandalyede oturmuş kitap okuyan birini tekme atarak deviriyorum. Sandalyeyi kaptığım gibi köpek balığının kafasına kafasına vuruyorum.
‘’Lan şerefsizler, insan müsvetteleri yardım etsenize laaannn’’ diye bağırıyorum. Kimsenin umurunda değil. Köpek balığı ile vuruşmaya devam ediyorum. Köpek balığına her vuruşumda suya atılan taşın oluşturduğu etki gibi başından kuyruğuna kadar sarsılıyor hayvan. Sandalyenin ayağını köpek balığının gözüne sokuyorum, sarı sarı sular akıyor gözünden. Canı çok yanıyor geri geri çekilip ağzında ki yutamadağı bir çift bacak ile beraber suya dalıp kayboluyor.
Sandalye halen elimde plajda kime denk gelirse ağzına burnuna çakıyorum. Çok sinirliğim. ‘’Nedennnn nedeeennnn yardım etmediniz’’ diye bağırıp duruyorum.
Sinirim geçmiyor. Sağa sola vurarak ilerliyorum. Arkama dönüp baktığımda yüzlerce insanın acı çekerek kıvrandığını görüyorum.
‘’ Lan yoksa tarikat kurdunuzda köpek balıklarına kurban mı veriyonuz laannn’’ diye bağırıyorum.
Durup düşünüyorum’’ bana ne ya’’ diyorum kendi kendime. Ne bok yerseniz yiyin kardeşim beni ne ilgilendirir deyip yerden koca bir taş alıp zor kurtulup kendimi aşağıya attığım eve fırlatıyorum.
Perde açılıyor gaz maskeli karı koca pencereden aşağıya atlayıp bana doğru koşuyorlar. Adam ensemden tutup havaya kaldırıyor;
- Ne bok yediğini biliyormusun sen? diye soruyor
- Ne bileyim ben. Zaten her yer bok içinde, diyorum
- Geri zekalı adam köpek balıklarına dokunulurmu? Şimdi sülalesi gelip hepimizi belleyecekler… Sen ‘’kargalar’’ filmini seyretmedin mi? Diyor
- Kargalar la bunun ne alakası var kardeşim yaaa? diyorum
Adam gaz maskesini çıkarıp bir kafa daha geçiriyor bana. Gözümü açtığımda tüm kıyıda köpek balıklarını görüyorum. Fok balıkları gibi götlerini kıvıra kıvıra kum üzerinde bize doğru geliyorlar. Arkama bakıyorum uçsuz bucaksız çöl. Kaçacak yer yok.
Yanıma ihtiyar bir adam geliyor;
- Aklından bile geçirme evlat gidipte dönenini görmedim daha. Buradan kaçış yok. Sen yokken her şey iyiydi, arada bir gelirdi bunlar birimizi alır giderlerdi. Sen her şeyi mahfettin. Elinde bir sandalye denizlerin kıralına kafa tuttun.
- Nereden bilebilirdim. Her boku biliyonuz da bunları nasıl def edeceğinizi mi bulamadınız moruk.
Elindeki cep telefonunu bana uzatıp;
- Sevdiğin arkadaşın dostun falan varsa ara da helalleş. Bu senin son günün.
- Var da bu telefon…yani…burası neresi..? …Moskova’yı çeker mi ki şimdi bu telefon?
- Çeker evlat çeker. Sen numarayı çevir yeter.
- Alooo…Altan…bana bak bu benim son günümmüş…Ben denize kıyısı olan bir çöldeyim…Yürüyen köpek balıkları var burada…Öleceğim birazdan.
- Oğuz…saçmalama Oğuz…Dalga geçme benimle…gene bir öykünün peşin de misin yoksa?
- Yok Altanss vallahi bugün ben ölüyomuşum..Köpek balıkları yav…kumda yiyeceklermiş bizi.
- Oğuz…anladım seni…hahaaaahhh…köpek balıkları zaten hep kumda oynarlar Oğuz.
- Bir Dakka Altansss .. bekle biraz
İhtiyara dönüp ona ne yapmak istediğini soruyorum;
- Hey ihtiyar nedir bu he? Bir tür şaka falan mı? Neresi burası? Film mi çekiyosunuz yoksa?
- Evlat sen anlamadın heralde? Bak şuraya herkes kan revan içerisinde. Sıra bize geliyor.
- Altanss…Hakketten burada durumlar sakat.
Altan bana cevap vermiyor. Kulağıma matkap, çekiç, vinç ve tahta sesleri falan geliyor. Altan herkese bağırıp fırça atıyor. ‘’Nedir bu duvarın hali he’’ ‘’Sen hiç hayatında sıva yapmadın mı’’ ‘’ Buraya çalışmaya mı yoksa karı peşinde koşmaya mı geldin len’’ …’’puho, puho…bam…güm’’ kemik sesleri geliyor..
- Evet Oğuz...Maç kaç kaç?
- Ne maçı Altan?
- Balıklar balıklar. Köpek balıkları önde mi? Haaahhhaaaaa
- Altan beş dakkaya kadar gidiyorum bu dünyadan Hakkını helal et.
- Oğuz gitme Oğuz…Yaşamak istiyosan ‘’şınav çek’’ Oğuz…’’şınav çek’’
- Saçmalama Altan…ben ölüyorum diyorum sen şınav çek diyorsun?
- Oğuz…toplantıya girmem lazım…sana hiç yalan söyledim mi Oğuz???
- Alooo…Altan…Aloooo…Alooo
İhtiyar bana bakıyor;
- Ne oldu helalleştin mi arkadaşınla?
- Yok amca…İnanmadı bana.
- Ne dedi ki?
- Yaşamak istiyorsan ‘’şınav çek’’ dedi.
İhtiyarın gözlerinden aşağıya yaşlar süzülmeye başladı. Elini başına koydu…İnanamıyorum…İnanamıyorum…Evet, evet, evet diye bağırıyordu.
- Evlat bugüne kadar denemediğim şey kalmadı…Nasıl bu aklıma gelmedi? Nasıl gelmedi? Nasıl, nasıl, nasıl?
- Amca bunda büyütecek ne var ki? Adam resmen dalga geçti bizimle…hem O önüne gelene ‘’şınav çek’’ der durur.
- Hayır evlat. Sadece tek bir arama şansın vardı ve sen onu aradın. O da sana ‘’şınav çek’’ dedi.
Yüzlerce köpek balığı ağızları kan içinde bize doğru geliyordu. İçimden buradan kurtulursam, Moskova’ya kadar yüzüp Altan’ı oradan Ukrayna’ya kadar kovalayacağıma yemin ettim.
İhtiyar soluksuz şınav çekiyordu. Hemen kendimi yere attım. Gözlerimi kapatıp Altan’a olan hıncımın derecesini yükseltiyordum. ‘’Sayayım mı bir de he Altan sayayım mı? diye hayıflanıyordum.
İhtiyar saymaya başlamıştı. Homurtular yükseliyordu. Bende ihtiyara eşlik etmeye başladım.
- 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, ……..49,50..
- Evlat…evlat…kalk artık tamam kurtulduk.
- 68, 69, 70, 71…
- Tamam evlat kalk.
- Hee…he.. yediler mi? Yediler mi? Bizi de yediler mi?
- Yok evlat kurtulduk kalk artık.
- Gerçekten mi? Kurtulduk mu?
İhtiyar son aranan numarayı çevirmiş Altan’la sohbet ediyordu. İhtiyar telefonu bana uzattı;
- Oğuz bu moruk ne saçmalıyo öyle…kafasına güneş mi geçmiş… Hayatımızı kurtardın’’falan diyo.
- Yok bişey Altan…yok bişey.
Oğuz
Öyküler Siirler John Fante Bukowski Dostoyevski Çehov Anasayfa