Cinyur Oğuz ve Altan

 

15 yaşlarındaydık. Oğuz’la beraber İstanbul’un Aksaray semtinde dolanıyorduk. Ama bir hedefimiz vardı, iş arıyorduk. Elimizdeki gazeteden ilanlara bakıyorduk. Bir çoğu bizimle alakasızdı, çırak, muhasebeci, ütücü, kaportacı arayanlar falandı. Büyük paraya ihtiyacımız vardı, yurtdışına kaçacak başka diyarlar görecektik. Bizi bekleyen bir uçak vardı ve pilot ile hostesler ikimizi Amerika’ya götürmek için sabırsızlanıyorlardı. Pilot sık sık hosteslere soruyordu

“Lanet olsun! Nerde kaldı bu Oğuz’la Altan!”

“Endişelenmeyin sayın kaptan şu an iş arıyorlar biraz para yaptıktan sonra geleceklermiş.”

“Daha ne kadar beklicezki onları anlayamıyorum, neden bir an önce gelmiyorlar. Arayın çabuk şu ikisini ve gelmelerini söyleyin.”

“Efendim lütfen sakin olun en kısa zamanda geleceklerdir. Zaten onlarda bunun telaşıyla koşturuyorlar.”

“Neyse tamam! Bende bu arada uçağın bakımını yaptırayım bari.”

İlanlardan biri oldukça cazip görünüyordu, kısa zamanda bol para kazanacaktık. Bir telefon kulübesine girdik ve aradık. Adres bizden uzak değildi. Unkapanı ile Fatih arasında bir yerlerdeydi. Adresi bulmuştuk, caddenin üstünde ucuz mobilyaları olan, mahalle emlakçısına benzer küçük bir dükkandı. Kısa boylu elli ellibeş yaşlarında kel ve gözlüklü bir adam karşıladı bizi. Oğuz adamı görür görmez kıl olmuştu. Anlamıştım. Giriş kapısının hemen yanındaki küçük bir koltuğa oturttu bizleri.

“Sizler öğrencimisiniz.”

“Evet öğrenciyiz” dedi Oğuz.

“Yaşınız kaç.”

“15”

Masasının üzerinden bazı küçük kitaplar alarak bizlere doğru tuttu.

“Bu kitapları satacaksınız, ev ev dolaşıp satacaksınız. Bunların ne olduğunu biliyor musunuz.”

Baktım, onikinci sınıf kağıtlara basılmış incecik din kitaplarıydı. Soluk renk kapakları ve adi resimleri vardı. bize karşı emrivaki ve küçümser bir tavırla yaklaşıyordu. Bu işin ne kadar ciddi ve önemli olduğundan bahsediyordu. Birde el ilanına benzer bir dolu kağıt verdi,

“Bunlarıda dağıtacaksınız” dedi.

Tam bu esnada biz yaşlarda iki tane kız içeri girdi. Özellikle bir tanesi gayet güzeldi. Adam kızları görünce bir anda kendini kaybetti.

“Buyrun genç bayanlar buyrun, hoşgeldiniz.”

Kızlar pek bir memnun olmuşlardı. Ben ise birbirinden iğrenç resimlere takmıştım kafayı. İkide bir Oğuz’a

“Oğuz söyle adama biz bunlardan çok daha iyisini çizebiliriz. Bu resimler çok kötü. Söylesene Oğuz.

Ama Oğuz söylememekte direniyordu. Kitlenmiş olarak adama ve kızlara bakıyordu.

Bizim varlığımızı unutmuş gibi davranan adam birdenbire bize dönerek,

“Siz ne konuşuyorsunuz aranızda öyle. Hadi çıkın dışarı! Hadi hadi!

Kapıyı açarak dışarıyı işaret etti.

“Hadi durmayın çıkın.”

Kendimizi çok kötü hissetmiştik ama bir şey diyemedik ve adamın talimatlarını usulca yerine getirdik. Bir iki adım yürümüştük ki Oğuz geriye dönerek hala kapının ağzında durarak bize bakan adama yaklaştı. Sonra elindeki küçük ilan kağıtlarını adamın yüzüne tutarak yırttı ve üzerine attı. Oğuz’u arkadan görüyordum ama yüzündeki ifadeyi tahmin edebiliyordum, sakin ve umursamaz. Sonra geriye dönerek yanıma geldi,

“Hadi gidelim” dedi.

Çok mutlu olmuştum,

“Oğuz! Gördünmü adamın yüzündeki ifadeyi gördünmü, nasıl da şok oldu.”

Durmadan aynı şeyleri söyleyip duruyordum ama bu bile yetmemişti bana. Eve gittiğimde gazeteyi açarak telefon numarasından adamı aradım.

“Alo”

“Orospu çocuğu bizi hatırladınmı, hani bugün dükkandan kovduğun iki çocuk vardı ya ben onlardan biriyim.”

Müthiş korkmuş bir ses geldi karşıdan

“Aman evladım bi hata yaptım kusura bakmayın.”

“Oraya gelip bıçaklıcaz seni. Öldün sen orospu çocuğu.”

“Aman evladım ne olur yapmayın. Oldu bir kere.”

Dayanamayıp gülmeye başladığım için telefonu kapatmıştım.

 

“Kahretsin Oğuz’la Altan gene bir iş bulamamışlar. Amerika’larıda batsın Kanada’larıda! Ne zaman uçurcaz onları.”

“Sayın kaptan lütfen sinirlerinize hakim olun belkide liseyi bitirdikten sonra üniversiteyi okumak için giderler.”

“Ne diyorsun be sen hostes bozuntusu... Kim bekleyecek o kadar zaman. Burda boş boş oturarak maaş alıyoruz, yarın kaldırmamız lazım bu uçağı.”

 

 

Altan 

 

 

Öyküler   Siirler  John Fante   Bukowski    Dostoyevski   Çehov  Anasayfa