Deniz ile Çocuk (masal)

 

- Demek topumu sen getirdin.

- Evet! Dalagalarımla onu kıyaya kadar sürükledim

- Ama onu kirletmişsin ve topum pis kokuyor, aynı senin gibi

- Özür dilerim. Topunu kirlettiğimin farkındayım fakat öyle de olsa ona kavuşmak isteyeceğini düşündüm.

- Ama bu halde onunla nasıl oynayabilirim ki! Bu sefer ellerim gibi üstüm başım da kirlenir sonra annem bana kızar. Şuraya baksana üstü siyah ve yapış yapış

- O zift çocuğum ve onu sana bulaştırdığım gerçekten üzgünüm.

- En azından bunu temizleyerek verebilirdin.

- Biliyor musun, eskiden çocuklar benimle oynardı.

- Seninle mi!

- O elindeki topu dalgalarımın üzerinde birbirlerine atar, neşeyle bu sularda yüzerlerdi.

- Ben buna inanmıyorum, tamam mı!

- Bende doya doya onları seyrederdim. Gece oluncada Ay’a anlatırdım. Çocukların neler yaptığını dinlemeye doyamazdı. Gece olduğunda tepeme dikildiği gibi sorardı “anlat hadi anlat! Bugün neler yaptılar, ne oyunlar oynladılar o küçük insancıklar.” Birde sabırsızdı, ben anlatırken sürekli lafımı keserek “onlara benden bahsettin mi, nasıl biliyorlar beni. Ben onları göremiyorum hepsi uyumuş oluyor. Onlara benden de bahset olur mu” derdi.

- İyi de çocuklar seninle niye oynasın ki. Babamın söylediğine göre sen mikrop taşıyormuşsun, bizleri hasta yaparmışsın. O yüzden sana ayağımızı bile sokmayacakmışız. Niye yapıyorsun bunu, söyler misin lütfen.

- Ben istermiyim böyle bir şey yapmayı. İnan ben de şaşıyorum nasıl bu hale geldiğime.

- Daha önce nasıldın ki.

- Nasıl mıydım! Tertemizdim çocuğum. Rengim bile bambaşkaydı. Dipteki her taşım tek tek görünürdü. Çeşit çeşit balıklar yaşardı sularımda, kıyılarımdan insanlar hiç eksik olmazdı.

- Şimdi nerdeler peki.

- Ben bu hale gelince terketti hepsi. Artık, ne taşlarımın rengini görebiliyor üstümden uçan kuşlar, ne de kıyılarımda benimle kucaklaşıyor insanlar. Öyle özlüyorumki o güzel günleri. En fazla neye üzülüyorum biliyor musun.

- Neye üzülüyorsun

- Tüm yaptığım sadece güzellikler vermekken bir suçmuş gibi hepsi elimden alınarak yalnızlığa mahkum edildim.

- Çeşit çeşit balıklar var diyordun, peki onlar nerde şimdi.

- Bir kaç çeşit dışında hayalet oldu hepsi sularımda. Yalnızca balıklarımı değil bitkilerimi de kaybettim. Ve hala kaybediyorum.

- Belkide yağmurlar temizler seni. Söylesene bulutlara yağmur yağdırsınlar üzerine, hem de hergün.

- Yağmur hüzün verir bana çocuğum. Üzerime düşen her temiz damlanın benimle kirlenişini görmek her zaman çok üzücü olmuştur. Ne yazıkki yağmur da kurtaramaz beni.

- Bu kadar üzülecektin madem niye kirlettin kendini, niye hiç temizlenmedin.

- Ben sürekli olarak kendimi temizler ve yenilerim ama bu yeterli olmadı. Onlar benden daha hızlıydılar. Kısacası yetişemedim çocuğum, yetişemedim. Sularımda yaşayan organizmasından dev balıklarına kadar küçük büyük tüm canlılarda yok olmaya yüz tutunca ne gücüm kaldı ne de dermanım. Hele ki yok olan bazı türler sadece bu kıyılarda yaşıyordu. Dünyanın başka hiç bir yerinde benzerleri bile yoktu.

- Onlar dedin, onlar kim. Sana bunu başkalarımı yaptı.

- Ne acıdır ki öyle.

- Yani senin böyle pis kokmana, böyle kirli ve mikroplu olmana sebeb başkalarımı, bunu mu demek istiyorsun.

- Evet.

- Peki kim yaptı sana bunu.

- Bunu duymak senin gibi tatlı bir çocuğu anlam veremeyeceği ve içinden çıkamayacağı düşüncelere sürükler. Ama yaşadığın bu gerçeğin nedenlerini ne kadar çabuk kavrarsan o kadar iyi.

- Çok meraklandım söylesene hadi, söyle!

- İnsanlar!

- Ne! İnsanlarmı!

- Evet insanlar.

- Yani benim, annem, babam, dayım, halam, öğretmenim, yolda yürüyen kişiler gibi mi.

- Evet ama herkes değil tabiki. Benim söylemek istediğim bunun sorumlusu insanlık.

- İyi de benim babam niçin böyle bir şey yapmak istesinki. Bana hep “oğlum sana iyi bir gelecek bırakmamız gerekir” der. Neden pis bir deniz bırakmak istesinki.

- Bu güzel düşünce babanın tek başına gerçekleştiremeyeceği kadar zor. Bütün insanların toplu olarak dayanışmasını gerektirir.

- Yani büyükler yanlış mı yapıyor.

- Evet öyle de diyebilirsin.

- Ben yanlış yapınca annemle babam beni uyarır, doğruyu anlatırlar. Eğer büyükler yanlış yapıyorsa onları niçin uyarmıyorlar.

- Sence bu sularda yüzememek, çeşit çeşit balık tutamamak, kıyılarında rahatça dolaşamamak yeterli bir ceza değil mi.

- Ama şuçu olmayan insanlarda çekiyor bu cezayı.

- Elbette çekiyor. Hava kirlendiği zaman herkes soluyor o kirli havayı.

- Ben hala anlayamadım Deniz.

- Neyi anlayamadın çocuğum.

- Bunu neden yapıyorlar, yani seni neden kirletiyorlar.

- Daha çok kazanç için.

- Nasıl yani.

- Dediğim gibi, daha çok kazanabilmek için, daha çok güç sahibi olmak için.

- Ne yani şimdi şurada duran çöpleri sana attığım zaman paramı kazanıyorum.

- O kadar basit değil. Ama farzedelim olsaydı bunu yaparmıydın.

- Elbette yapmazdım. Bu çok kötü bir şey. Ben senin, televizyonlarda gördüğüm denizler gibi pırıl pırıl olmanı isterdim. Ama hala anlayamadım.

- O zaman bir süre beni iyi dinle çocuğum.

- Tamam dinliyorum! Anlat hadi, hem de her şeyi bilmek istiyorum. Hiç bir şeyi atlama oldu mu. Hadi başla ama!

- Her şey düzensiz şehirleşme ile başladı.

- O ne demek!

- Hımm! Anlaşılıyorki sana her şeyi anlayacağın bir dilde anlatmam lazım.

- Şimdi şöyle düşünelim; Niçin okula gidiyorsun, ilerde üniversite okuyup bir meslek sahibi olmaktan çok, bilgili bir insan olmak için di mi.

- Her ikisi içinde okula gidiyorum ama annem bana hep “benim çocuğum ilerde çok kültürlü olacak” der.

- Peki ne demek sence kültür.

- Bir çok şeyi bilmek demek, hep okumak, sergi gezmek, tiyatroya gitmek, başka ülkeleri gezmek, belgesel izlemek demek, ayrıca bilgi yarışmalarında sorulara doğru cevap verebilmek demek. Annemle babam hep cevap verirler, bende çocuk programında izlerim ama cevap veremediklerim de oluyor.

- Bu cevap gayet açıklayıcı oldu teşekkür ederim.

- Bir şey değil. Seni dinliyorum Deniz.

- Sana bir soru; tek kanatlı bir kuş gördün mü.

- Hayır görmedim.

- Sence bir kuş tek kanatla uçabilir miydi.

- Ben hiç görmedim ama uçamazdı galiba.

- Güzel! Aynen öyle, uçamazdı. Senin anlattığın kültürde o kanatlardan biridir işte.

- Peki diğeri.

- Aferin! Çok yaratıcı bir çocuksun. Bol bol masal kitapları ve çizgi roman okuyoruz anlaşılan. Diğeride kütürdür ama ona “insanlık kültürü” derler.

- İnsanlarımı bilmek gerekiyor.

- Bir anlamda kendini bilmek diyebiliriz. Yani, saygı, terbiye, ahlak, dürüstlük, başkalarını kıskanmamak, insanlara ve doğaya yardımcı olmak, adalet için lafını esirgememek gibi şeyleri sıralayabiliriz.

- İşte ben öyle biri olcam tamam mı. Annemde söylüyor bunu.

- Bunu hiç şüphem yok inan.

- Yalnız bir sorun var.

- Nedir.

- Biz neyi konuşuyorduk, unuttum.

- Ha! Ha ha! Sen çok tatlı çocuksun. Şu hüzünlü günümde bile güldürdün ya beni. Keşke insanlar hiç büyümese.

- Benim nasıl kirlendiğimi en başından itibaren sana anlatıyordum. Ve kültüre geldik, dedik ki iki tür kültür vardır, biri okul sıralarında ve dışıradaki hayatta kazandığın, bir diğeri ise aileden aldığın ve kendi kendine kazandırdığın insanlık yani ahlak kültürü.

- Peki senin kirlenmenle alakası ne... dur! Ben söyleyeceğim. İnsanlık kültürü almayanlar yaptı bunu di mi.

- Aferin çocuğum, aferin sana ve seni yetiştiren anne babaya. Aynen öyle.

- Çünkü babamla sürekli belgesel izliyoruz. Ben hayvanları çok seviyorum. Biliyor musun Deniz orda hep söylüyorlar “fabrika atıkları hayvanları öldürüyor diye.” Peki nasıl yaptılar bunu.

- Hay ağzına sağlık! Benimkide pek farklı değil. İnsanlıktan nasibini alamamış bazı devlet yöneticilerinin işgüzarlığı sonucu başladı her şey.

- İşgüzar ne demek Deniz.

- Yani kendi menfaatlari için her türlü kötülüğü yapabilen insanlar için söyleyebiliriz bunu. Bu insanlar benim zaman içinde yok olacağımı bildikleri halde fabrika atıklarını sularıma boşalttılar. Ayrıca bir çok kanalizasyonda benim sularıma bağlandı.

- Kanalizasyon ne.

- Evindeki banyo, tuvalet ve mutfaktan çıkan tüm kirli sular yerin altından giden büyük borulara yönlendirilir, bu sisteme de kanalizasyon denir. Ve tüm onların bana boşaltıldığını düşün.

- Ama bu çok acımasızca, bu çok kötü Deniz. Sana niçin yapıyorlar bunu.

- Dedim ya politikacılar.

- Her televizyona çıktıklarında babamın niçin onlara kızdığını daha iyi anlıyorum artık.

- Evet öyle

- Peki insanlar niye buna müsade ediyorlar.

- Aslında bir çoğu olmasını istemez ama güçleri yetmiyor. Hatırlıyor musun sana “düzensiz şehirleşme” diye bir şey söylemiştim.

- Evet.

- Büyük şehirlerde yaşayan insanlar diğer küçük şehirlerdekine nazaran daha bilinçli ve uyanıktırlar. Bu bir politikacının en nefret ettiği insan tipidir çünkü yalanlarıyla onları kandıramazlar. Bunun için ülkenin en cahil insanlarını alır büyük şehirlere yerleştirirler. Sonra bu insanlar büyük şehirlerde gecekondu denilen o plansız programsız evleri yaparlar. Sonra devlet yaptıkları o yasak evlerden dolayı onları affeder ve oturdukları yerin sahibi olmaları için onlara tapu verir.

- Deniz lütfen biraz yavaş, tapu nedir.

- Bir ev aldığında sana devletin verdiği resmi evraktır. Aynı senin karnen veya diploman gibi. Çalışmalarının karşılığında sana verilen devlet kurumlarınca imzalanmış kağıtlar.

- Ama bir şey karşılığında dedin. Onlar kimseye sormadan ev yapmışlar. Para vermemişler ki.

- Bak nasılda her şey aydınlığa kavuşuyor.

- Peki niçin yapıyorlar bunu. O zaman herkes gelir o evlerden yapar.

- Zaten yapmadılar mı çocuğum. Şehrin her yanını gecekondu doldurmadılar mı. Sonra o gecekondu sahipleri o arazilere apartman yaptırıp hepsi zengin oldu ve işte dünyanın en tehlikeli insan tipi çıktı karşımıza.

- Yani o cahil insanlar zengin olunca mi tehlikeli oldular.

- Elbette. Ve sonraları düşman oldukları şehirlileri yok etmek için uğraştılar.

- Peki niçin nefret ediyorlar şehirliden, ne yaptık biz onlara.

- Bunu ilerde anlayacksın şu an anlatmam biraz zor. Ama tabi ki hepsi öyle değil. Ben sana sadece genelde böyledir demek istiyorum.

- Yani şehirliler yok mu oldu.,

- Şehir kültürü yok oldu çocuğum. Bir ülkenin şehir kültürü yok olursa o ülke karanlığa gömülmeye mahkumdur. Ama sen hiç bir zaman bunu kabul etmeyecek ve doğru yolda ilerleyeceksin. Tertemiz bir doğa için akıllı insanların seçtiği iyi politikacılar gelmeli ülkenin başına.

- Ben senin için gerçekten çok üzüldüm. Ama söz veriyorum dediğini yapıcam.  Ama söylesene düzensiz şehirlemenin başka ne kötülüğü oldu.

- İnan saymakla bitmez. Her şeyden önce genel bir kirliliğe ve düzensizliğe sebep olur. Şehir yaşamından bihaber insanlar şehre gelince ne bu kültüre adapte olabilir ne de eski yaşam şekillerini sağlıklı olarak devam ettirebilir. Pahalı ve birazda zor olan şehir yaşamında bozularak, talan eden açgözlü kitleler haline gelirler ve mal mülk sahibi olmak için etraflarına her türlü zararı verebilirler. Şimdi anlıyor musun düzensiz ve kanunsuz şehirleşmenin nelere yol açabileceğini. Kısaca ne temiz bir deniz, ne ağaç dolu bir orman ne de güzel parklar kalır sizler için.

- Deniz! Biliyor musun, seni ne kadar kirletselerde sen gene tertemizsin.

- Hadi artık evine git, geç oldu.

- Yarın gene konuşabilir miyiz.

- Elbette, ama bu tür konulardan değilde başka şeylerden bahsedelim artık oldu mu. Çünkü gerçekleri öğrenmiş genç bir insanın bunlar üzerine konuşup durması yakışık almaz. Gerisi boş laf olur.

- Peki nelerden konuşacağız.

- Sana koca bir tarihi anlatacağım, bir dolu canlı türünden bahsedeceğim. Hatta uzaydan bile bahsedebiliriz.

- Bak bunlar çok güzel. Benimde sana anlatacak o kadar çok seyim var ki.

- Ama kimseye benimle konustuğunu söyleme, yoksa aklından şüphe ederler.

- Tamam. Zaten inanmazki kimsecikler.

- Görüşmek üzere çocuğum.

- Görüşmek üzere.

 

(Bu kısa masal Kayıp Edebiyat yazarları tarafından, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ilkokul dergi veya kitaplarında yeralması için ısrarla tavsiye edilmektedir.)

 

 

Altan

 

 

Öyküler   Siirler  John Fante   Bukowski    Dostoyevski   Çehov  Anasayfa