Heybeli adaya gidelim

 

- Verem olmuşum oğlum ben, doktora gittim bugün. Tüberküloz falan dedi. Hastaneye yatmam gerekiyormuş. Senatoryum filan birşeyler anlattı. Heybeli ada daymış bu senatoryum olayı.
 
- Önemli birşey değil. Tedavisi var. Grip gibi bir şey, geçer dedim Erdem'e.
 
Bakırköyde parkta bira içiyorduk. Okkalı bir yudum aldı birasından. Banktan fırlayıp ayağa kalktı. 
 
- AMCIK. GEÇER Dİ Mİ?  GRİP GİBİ BİRŞEY Dİ Mİ?  KAN TÜKÜRÜYORUM LAN BEN...
 
Çocukluk arkadaşımdı Erdem. Bir doksan küsür boyunda. Bu tabiri pek sevmememe rağmen, ağzı var dili yok türünden bir adamdı. El kol hareketleriyle ağır çekimle anlatırdı derdini. Otuz dört santim kamışı vardı. Konu açılınca hep aynı cümleyi söylerdi. '' Havlu bağlıyorum abi dibine. Olmuyor yoksa.'' Kamışının resimlerini çekip dergilere yollardı. '' Sultanahmet'te Yerebatan Sarnıcının çıkışındaki Yücel Kültür Vakfı Spor salonunda bady bulding yapardık. Erdem duşa girdiğinde anında boşalırdı içerisi. '' Kazaya kurban gitmeyelim '' derdi diğer badyciler. Biz kardeşdik Erdem'le. Rahattım. Lakabı '' Uzun ''du. Deri ustaydı. Beyazıt'ta Ruslara deri çanta yapıp parayı kapmıştı. Kazandığı parayla da Bakırköy askerlik şubesinin sokağında üç katlı kuaför ve güzellik salonu açmıştı.

  -Tayfun beyi masaj salonuna götürün Figen hanım. 

 - Tabi Erdem Bey. Buyurun Tayfun Bey. Beni takip edin lütfen.

 Nöbetten çıkıp gelmiştim. Hayat çok güzeldi.

 - Tayfun beyi solaryuma götürün Figen hanım.

 - Tabi Erdem Bey.

 Üç günde çukulata gibi olmuştum. Yaklaşık on beş personel vardı salonda. Beni kıskanıyorlardı. Bunu hissediyordum. Erdem'in, patronun arkadaşıydım ben.    

Farklı olmak istemiyordum. Pis bir bekçiydim. Bok parçasıydım. Ama farklı bir bok parçası. İtalyan mutfağının spagetti bokuydum. Suşi bokuydum. Çin lokantasında ki boktum. Kendimi bok olarak farklı hissediyordum. Klas bir boktum ben. Üç sene boyunca bir daha gitmedim kuaför ve güzellik salonuna. Akşam kapandıktan sonra gidiyordum.   

Paralıydı Erdem. Birahanede masasında oturmak prestij meselesiydi. Hiç tanımadığı bir adam bira isterse üç bardak bira ısmarlardı. Dördüncüyü isterse, bardağı kafasında kırardı. '' İnsan yüzsüz olmayacak abi '' derdi. Erdemle aramızda bir çizgi vardı. Onu hiçbir zaman aşmadık. Saygıydı bu. 

Durumu pek iyi gözükmüyordu. Park tamamen biracılarla doluydu. Ve rahatsız olmuşlardı Erdem'in bağırışlarından.
 
'' İçmesini bileceksin abi. Ağzınla içeceksin. Bağırmadan tane tane hasbihal edeceksin arkadaşınla '' diye seslendiler parkta oturanlar.
 
Erdem yine ayaktaydı. Seslere doğru gitti. Birileri çalıların arasında yuvarlanmaya başladı. Koştum o tarafa doğru. Yalpalıyordum koşarken. Çalıların arasına kıstırmıştı birini. İri cüssesiyle kabus gibi çökmüştü adamın üstüne. Sağlı sollu yapıştırıyordu. Adamın yüzü kan içindeydi.
 
- ÖZÜR DİLERİM ABİ. VALLA BİLMİYODUM VEREM OLDUĞUNU. VURMA ABİ...
 
Adamın üzerinden çekip aldım Erdem'i. Biraları bitirip eve girdik. Yarı bodrumdu ev. Bakırköy'ün güzel yerindeydi. PTT nin arka sokağında. Uzun marlborasını yaktı hemen. Günde iki paket içerdi.
 
- Öldürecektim ibneyi gelmeseydin.
 
- Değmez Erdem. Hastasın yorma kendini böyle şeyler için. Güzel bir uyku çek.
 
Oturduğu yerde uyuklardı hep. Porno cd buldum çekmecede. Ya bana da verem geçerse diye, filme odaklanamadım.
 
- Heybeli adaya gidelim senatoryuma bakarız hem de denize gireriz dedi, Erdem.
 
 -Tamam gidelim. İyi biryerse yatar tedavi olursun.
 
Çantalarımızı hazırladık. Bakırköy istasyonundan trene bindik. Çok sıcaktı hava. Gözlerimi açamıyordum. Akşamdan kalmıştık ikimizde. Kalem, ayakkabı boyası, traş bıçağı satılıyordu trende. Her istasyonda satıcı ve bağırışları değişiyordu. Çocuklar tren kapısından dışarı sarkıyordu. Eminönü'nde indik trenden. Sirkeci'de arabalı vapur önünde ki büfede amerikanlı sosis yedik. Sarayburnu'na doğru ilerleyip adalar vapurunun kalkacağı yere geldik. Biletleri alıp beklemeye başladık. Mümkün oldukça Erdem'den uzak durmaya çalışıyordum. Senatoryum da yatacak havada değildim.
 
Vapur kalabalıktı. Bütün İstanbul adalara akıyordu. '' Fellik, Ya haci '' diye göbek atıp eğlenen Arap turistler vardı vapurda. Martılar peşimizdeydi. Jet sikisiyle yaşlı bir adam takıldı vapurun peşine. Taklalar atıyordu havada. El salladık yaşlı adama.
 
Domates yeşil biber beyaz peynir aldık ada bakkalından. Normalin iki katına satılıyordu her şey. Her dükkan kendine göre kazıklıyordu insanları. Faytonlar geçiyordu önümüzden. Yerler faytonları çeken atların boklarıyla doluydu. Kırk derecede asfalt üzerinde pişen boklar adanın havasına renk katıyordu. Yumurta gibi düşüyordu boklar atların götünden.
 
Önce denize girecektik. Sonra da senatoryuma gideriz dedik. Yokuş yukarı yürümeye devam ettik. Ada ağaçlarla kaplıydı. Verem mikrobunu her yere bırakıyordu Erdem. Asfalta, ağaç gövdelerine tükürüyordu. macun gibi yapışıyordu balgamlar isabet ettiği yere.
 
Yörük Ali plajına girdik. Kum falan yoktu. Beton üzerine havlularımızı serdik. Arap turistler burayı da doldurmuşlardı. Kalabalıktı etraf. Erdem iskeleden fırlattı kendini. Deniz üzerinde kaydırıyordu balgamlarını. Bazen sarı bazen de yep yeşil çıkıyordu ağzından balgamlar.  
 
İskele de duruyordum, çok yüksekti. İnsanlar leblebi gibi atlıyordu denize. Ben korkuyordum atlamaya.
 
Kocaman, bembeyaz, uçları kıpkırmızı iki tane göğüs gördüm suyun içinde. Mükemmeldi. Suya ayak uydurmuş sallanıyorlardı. Seyrettim biraz. Göğüsler bana bak diye haykırıyordu. Sonra merak ettim, bu muhteşem göğüslerin sahibini. Kıpkırmızı rujla kaplanmış ciğer parçası dudaklar gördüm önce. Sonra simsiyah eşşek gözler ve sürme çekilmiş. Hafif tebessüm ettim. Beni fark etti. O da gülümsedi. Göğüslerini kapatmaya çalıştı. Mayosunun azizliğine uğramıştı. Attım kendimi iskeleden. Yosunlar otlar vardı aşağıda. Boğulmadan çıktım yukarı. Göğüslere doğru yüzmeye başladım. Birisini mayosunun içine sokmuştu. Diğeri hala dışarıdaydı. Hemen uçlarına yapışıp eme bilirdim. Aramızda bir metre var ya da yoktu. Diğer göğüsünü de mayosunun içine soktu.
 
- Çok güzeldi biraz önce ki görüntü
- No Turkiş, dedi.

Elimle gösterdim büyük beyaz ucu kırmızı balonlarını

- Göğüslerin göğüslerin çok güzel diyorum
- No no Turkiş.

Kadın ateş parçasıydı ama anlaşmamız zor olacaktı.

- Adın ne? Benim ki Tayfun
- Menim adım '' Nazi '' İranlıyım. Çok az türkçe biliyorum. Yuniversitiy ben. İranda.
- Çok güzel. Ben çalışıyorum. Bekçiyim

Yat Limanına yeni girmiştim. Sene Doksan sekiz civarlarıydı.

- Anlıyamadım. Ay dont andırstent. ''Beykçi'' Ne demmek Beykçi
- Güvenlik güvenlik sekurity
- Haa andırstent. anladım. Sekurity. Sen Polis?
- Yok Polis. Bekçi. Küçük polis. Litıl Polis
 
Boğulmak üzereydim. Nazi kelebek kurbağalama böcekleme her türlü yüzüyordu. Hem vücudu hem de yüzüşü tam bir balıktı. Sürüklüyordu beni derinlere doğru. Erkekliğim taş gibi olmuştu. Ufak bir kayığın yanında durdu Nazi. Sırtını kayığa dayadı. İki elini açıp kayığı sarmaladı. Yaklaştım, belinden tuttum. Hiç ses çıkarmadı. Üçgenini örten ufacık bikinisi vardı. İyice yanaşıp bacaklarının arasına girip dudaklarına yapıştım. Yıllardır beni bekliyor gibiydi. Suya batıp tekrar çıkıyordum. Sevişmeye çalışıyordum. Kamışıma bir şeyler yapıştı. Yengeç sandım. Nazi'nin elleriymiş. Kıpkırmızı ojeli tırnaklarıyla taşaklarımı sıkıyordu.
 
- Sen biituful Tayfun. Çok güzel. Çok tatlı. Beybi feys
- Tenk yu dedim. Sende çok güzel. Çok sexysin Nazi
 
Bana bebek yüzlü diyordu. Hoşuma gitmişti. İkimizde birbirimizi istiyorduk ama denizin dalgası ve sallanan kayık buna izin vermiyordu. Dünya umurumuzda değildi. Sanki Naziyle Kırk yıllık sevgili gibiydik. Değişik bir fantazi için heybeli adayı seçmiştik.  
 
 Bir adam geldi yanımıza. Nazi Nazi diye bağırıyordu. Sevgilisi yada kocasıdır diye düşündüm. Nazi adamın yanına gitti. Giderken de bana bakıyordu.
 
Sırt üstü yüzüp karaya çıktım. Erdem ortalıkta yoktu. Senatoryuma yatmış olabilirdi.
 
İskeleye yakın bir yerde on on beş kişilik bir grup vardı. Nazi de içlerindeydi. Bana bakıyordu. Bende ona bakmaya devam ettim. Ayağa kalkıp soyunma kabinlerine doğru yürümeye başladı. Peşinden gittim. Derme çatma yapılmış kabinden içeri girdi. Kararlı adımlarla kabine doğru ilerledim. Bende içeri girecektim. Sevişmek istiyordum. Yarım kalan heybeli ada fantazilerimizi tamamlayacaktık. Nazi Nazi diye sesler geldi yine arkamdan. Aynı adam Nazi'nin peşindeydi. U dönüşüyle tekrar yerime döndüm. Havlumun üzerine yatıp güneşlenmeye başladım.
 
Erdem hala yoktu ortalıkta. Ölmüştü belki de bir köşede.
 
Plajın içinde açık hava diskosu vardı. Oynak müzikler çalıyordu. Nazi'nin bulunduğu arap grup komple ayaktaydı. Tam istedikleri bir ortamdı. Göbekler havada uçuyordu. Havlumu alıp grubun olduğu bölgeye doğru yaklaştım. Nazi bana bakarak kıvırıyordu. Nazi'nin göbeği gövdesinden ayrılacakmış gibi oynuyordu. Göğüsleri suyun içinde ki gibi hareketliydi. Grubun içine dalıp Nazi'yi kabine sokmayı planlıyordum.
 
Erdem çıktı ortaya.
 
- Nerdeydin Erdem? Çok merak ettim seni
- Moruk arap bir kadınla tanıştım. Açıklara doğru yüzdük. Kadın felaket oğlum
- Vay çok güzel. Buralarda mı kadın?

Nazinin olduğu gruba baktı. Grubun en güzel en uzun boylu kadınını gösterdi. Heybeliye hareket gelmişti.

- Bende tanıştım onlardan birisiyle. Bizde açıklara doğru yüzdük. Boğulacaktım neredeyse
- Senatoryuma başka zaman gideriz oğlum dedi Erdem. Benim ilacım burada.
 
Pusuya yatmış avlarımızı bekliyorduk. Grup toplu olarak hareket ediyordu. Yanlarına sokulamıyorduk.
 
Nazi gruptan ayrılıp yanıma geldi. Bir kart verdi bana. Şaşırmıştım bu hareketine. Sarı renkte bir karttı. Karta baktım '' Yıldız Hotel. Sultanahmet/İstanbul '' yazıyordu. Eşyalarını toplayıp ayrıldılar Yörük Ali Plajından. Erdem üzgündü. Hastalığı biraz daha ilerlemişti üzüntüden. Ona sadece el sallamıştı grubun en güzel en uzun boylu kadınına.
 
- Bu gece ada da kalalım dedi, Erdem. Yarın sabahta senatoryuma gideriz. Eski, terk edilmiş bir ev var. Daha önce de kaldım ben orada. Orada kalırız. Kafam bozuk zaten.
 
Yangın çıkmış ve terk edilmiş ahşap bir evdi. İs, duman kokuyordu içerisi. Kapı pencere yoktu. Etraf ormanlıktı. Yağmur başladı gece. Islanıyorduk. Soğuktu. Erdem'e baktım. Paralıydı. Vajina katili bir kamışı vardı. Bir doksan beşlik boyuyla kıvrılmış fındık kabuğu gibi yatıyordu yerde. İçi mikrop doluydu. Bekçiydim. Moralim iyiydi. Sultanahmet'te İranlı bir manita beni bekliyordu. Sağlığımda yerindeydi. Evin yağmur almayan bir köşesine çekildim. Yanmış simsiyah tahtaların üzerinde ki gazete parçasına kıvrıldım.
 
Gök gürültüsüyle uyandık sabah. Yağmur atıştırmaya devam ediyordu. Erdem öksürüp balgamlıyordu. Yola çıkıp Faytona bindik. '' Senatoryuma çek usta '' dedik.  

- Hayırdır gençler. O taraflara pek kimse gitmez, dedi faytoncu.

'' Veremiz arkadaşım. ''  dedik bizde.

Atların götleri burnumuzun dibindeydi. Bütün adayı boka batıran sıçmalarını çok yakından gözlemliyorduk.  

'' Abi bu kırbaçlara göt mü dayanır. Sıçar tabi at. '' dedi, Erdem.
 
Ormanın içerisinde yüksek bir yerde durduk. İyi para verdik faytoncuya. Aşşağısı uçurumdu. Büyükbir bahçesi vardı senatoryumun. İçeri girdik. Siyah uzun saçlı, yeşil gözlü genç bir kadın karşıladı bizi.
 
On sene yatarım ben burada dedi, Erdem.

Yeşil gözlü hemşire bayan:

- Buyurun gençler, ziyarete mi geldiniz?
- Arkadaşım verem. İçeri bakacağız. Güzelse burada yatacak.
 
Toplam yirmi yirmi beş kişi vardı içeride. Her oda da üç dört yatak. Balkonlardan bütün adalar ve marmara denizi ayaklar altındaydı. Eski, ahşap bir yerdi.
 
Atların götlerini görmeden yaya olarak iskeleye doğru indik. Akşam on dokuz on beş vapuruyla Eminönü'ne geldik. Erdemin pek neşesi yoktu. Sirkeci'den Trene binip Bakırköy'e gidicem dedi. Bende Eminönü'nden belediye otobüsüne binip Esenler'e doğru yola çıktım.
 
Ertesi gün Sultanahmet'te Yıldız Otelini arıyordum. Oteli Sirkeci'de buldum. İki yıldızlı bir otel. Hafif yağmur yağıyordu. Otelin camına doğru yanaştım. Lobide iki üç kişi oturmuş konuşuyorlardı. İçeri girdim. Resepsiyoncu ''Buyurun beyefendi'' dedi. Nazi hanımı arıyorum. Beni bekliyor dedim. ''Nesi oluyorsunuz''. Arkadaşıyım.
Lobide oturanların heybeli ada da ki Nazinin gurubu olduğunu fark ettim. Yanlarına gittim. Beni görünce gülmeye başladılar. Tanıdılar beni. '' Nazi odasında ''dedi birisi. Çok güzel türkçe konuşuyordu. Geldiğimi söyleyebilirmisiniz dedim. Beybi feys deyin anlar dedim.
 
Mini etek vardı Nazi'nin üzerinde. Merdivenlerden inerken bütün balık vücüdu oynuyordu. Dudaklar kan kırmızı, kocaman gözleri gene sürmeliydi. 

- Sen çok geç geldin Tayfun. Ben ettim merak seni
- Bende çok özledim seni dedim.
Sarıldı öptü hemen beni. Resepsiyoncu yanıma geldi.
- Arkadaşım bu hanımefendiyi dışarıya çıkaramazsın 
- Beraber çıkalım o zaman dedim

Nazi de ne olduğunu anlamamıştı. Kıskanıyordu resepsiyoncu beni. Mekanından köz gibi kadını kaçırıyordum. Yediremiyordu kendine. 
Elinden tutup dışarı doğru çektim arap kadınımı. '' İbrahim Tatlıses ''dedim. '' O may gat '' dedi. Süpper süpper diye bağırmaya başladı. Gülhane Parkında İbrahim Tatlıses çıkacaktı akşam. Arap dünyası bayılıyordu ona.
 
Taksiye binip Sarayburnu tarafından Gülhane Parkına girdik. Nazi'nin parfüm kokusu çıldırtıyordu beni. Ağaca yaslayıp dudaklarına yapıştım. Çok hoşuna gitti. Kimseye aldırmıyorduk. İbo'nun sesi yankılandı parkın içinde. Koşmaya başladı sese doğru Nazi. Bende peşinden. Çok kalabalıktı. En arkalarda Topkapı sarayının duvarları altındaydık. Sahne çok az görünüyordu.
 
- Hadi otele gidelim dedi Nazi. Ama menim madır anne otelde
- Olmaz o zaman dedim. Anne var olmaz.
 
Galata da arkadaşım var oraya gidelim demeyi iki saatte anlattım. '' No no hayır '' dedi. Gelemem.
 
Oteline bıraktım Nazi'yi. Ertesi gün yine gittim otele. ''Nazi hanım ve arkadaşları buradan ayrıldı '' dedi, bana uyuz olan resepsiyoncu. '' Sana bir not bıraktı ama '' dedi. Şaşırttı resepsiyoncu beni. Telefon numarası ve İran'da bir yerin adresi vardı üzerinde. Çıktım otelden. Sultanahmet'e doğru yürüdüm. Kağıdı yırtıp çöp tenekesine attım.
 
 Akşam Erdem'in yanına gittim. İlaçlarını aldık. İç çamaşırı, terlik ve  sabunda. Sabah Bakırköy'den trene bindik Heybeli adaya gitmek için.

 

 

Tayfun

 

 

 

Öyküler   Siirler  John Fante   Bukowski    Dostoyevski   Çehov  Anasayfa